Metafiziğin asıl konusu varlığın anlaşılması

İlmi Etüdler Derneği (İLEM), 2013-2014 yılı seminer dönemini Ömer Türker’in ‘Metafiziği Yeniden Düşünmek’ başlıklı konferansıyla açtı.. Abdullah Said Can yazdı..

Metafiziğin asıl konusu varlığın anlaşılması

 

İlmi Etüdler Derneği, 2013-2014 yılı seminer dönemini İslam Araştırmaları Merkezinde metafizik üzerine düzenlediği konferans ile açtı. Katılımın oldukça yoğun olduğu konferansa sadece İLEM bünyesindeki ilim meraklısı insanlar değil, 29 Mayıs Üniversitesi öğrenci ve öğretim üyeleri de katıldı. Doç. Dr. Ömer Türker’in metafizik üzerine yaptığı çalışmalar neticesinde edindiği bilgileri katılımcılarla paylaştığı konferans, İLEM yönetim kurulu başkanı Lütfi Sunar'ın açılış konuşması ile başladı. Sayın Sunar'ın konuşmasını sizlere aktardıktan sonra Ömer Türker’in sunumundan aldığımız notları burada paylaşmaya çalışacağız. Sunar şu sözlerle selamladı katılımcıları:

“İLEM, lisans düzeyindeki ve diğer katılımcıları ‘ilim adamı olarak yetiştirmek’, kendi medeniyetindeki geçmişe vakıf olmalarını sağlamak amacıyla 2002 yılında kurulmuş olan bir kurumdur. Bu amaç doğrultusunda çeşitli çalışmalar yürüten, eğitimler düzenleyen İLEM, yaptığı çalışmaları yayınlayarak kamuoyu ile paylaşmaktadır. İLEM nihai hedef olarak bünyesinde eğitim gören katılımcıların kendi medeniyetlerinin kadim birikimi kadar, çağdaş dünyayı anlama ve anlamlandırma gayretini benimsemiştir. Düzenlenen seminerler üç yılı kapsayan yoğun bir süreçtir. Kurum bünseyinde bu zamana kadar yetişen yüzlerce öğrencilerin yanında siz yeni dostlarımızla da yeni döneme merhaba diyerek çalışmalarımıza başlamayı planlıyoruz.”

Açılış konuşmasını tamamladıktan sonra Doç. Dr. Ömer Türker kürsüye davet ediliyor. Konuşmacı şu şekilde başlıyor konuşmasına:

Günümüzde “metafizik” bir sıfat olarak kullanılıyor ama değil

“Metafiziği konuşmak yazmaktan daha zor, yaşamak ise hepsinden zor. Fakat belli başlı problemleri tartışmaya kalkarsak ‘yeniden metafiziği nasıl düşünürüz’ sorusuna cevap vermeye çalışacağım. Meseleye Sadreddin Konevi’nin bir rüya meselesi ile başlayacak olursak; rüyada Hz. Peygamber Efendimizi görüp rüyayı ‘Müslüman âleminin başına bir musibet gelecek ve bu musibetten başarı ile çıkacak’ şeklinde yorumlayan Konevi, ertesi gün Bağdat’ın işgal edildiğini notları arasına ekliyor.

Elbette o, bu rüyaya çok farklı bir açıdan bakmaktadır fakat biz burada rüya meselesini metafiziği tasvir eden hususlardan bir tanesi olarak görebiliyoruz. Aydınlanmadan sonra Batıda gelişen varlığı tümel olarak kavramaya çalışan her ilim ve idrak metafiziğin bir disiplin olma çalışmasını yok etti. Eleştiriler Kant’tan sonra insan aklının zaman ve mekânı aşan bir düşünme seviyesine asla ulaşamayacağını söylüyor. Kant’a göre insanın zihninde belli başlı kategoriler vardır ve bunların belli başlısı zaman ve mekândır. Buna göre manevi akıllar hakkında asla bilgi sahibi olamayız ve dolayısıyla bu bilgi tamamiyle yalandır. Bu yaklaşım dünyaya kısa sürede yayıldı ve İslam dünyası da olmak üzere birçok kesimde bu durum benimsendi. Buna göre Tanrı hakkında bilgi sahibi olamayız, sadece buna iman ederiz ve bazı kuralları buna göre tayin edebiliriz.”

Konuşmacı metafizik hakkında kısa bir açıklama yaparak devam ediyor ve metafiziği şu şekilde tanımlıyor: “Metafizik, bir nesnenin, bir cismin duyular ile idrak edilmenin ötesinde bir çalışmadır. Bu ve bunun benzeri olarak bütün cisimlerin fiziki yapılarının ötesindeki anlamı kast ediyoruz. Bir disiplin olarak ise mevcudun mevcut olmak adına sahip olduğu hallerin incelemesini yapar, bu konuda bize bilgi vermeyi taahhüt eder. Günümüzde “metafizik” bir sıfat olarak kullanılıyor ve fiziğin ötesine geçen her türlü çaba olarak kullanılıyor. Oysa ki metafiziğin temel konusu varlıktır ve varlığın anlaşılmasıdır. Dolayısıyla metafizik bir sıfat değil, sıfattan türeyen bir isimdir. Fakat günümüzde bu disiplinin de bir kavram karmaşası içinde boğularak, sufilerin çalıştığı tasavvufun, mütekellimlerin çalıştığı kelâmın yerine kullanıldığını görüyoruz.”

Konuşmacıya göre üzerine eleştiriler yapılan metafizik algısını yeniden inşa etmenin yolu varlık, zorluk ve imkâna ilişkin nesnel tecrübe kullanmaktan geçiyor. Bu nesnel tecrübe herkesin konuştuğu ortak dilin tayin edilmesi ile mümkün olabilir. Üzerine çalışılan disiplinin takipçilerinin ortak dili takip etmesi aynı tecrübenin yeniden hazırlanmasına zemin hazırlar.

Ömer Türker nesnel tecrübeler üzerine sıkça yapılan bir eleştiriyi dile getiriyor ve şu şekilde devam ediyor: “Yapılan eleştirilerin başında gelen sufilerin tecrübesinin ortak olmadığı iddiası aslında gerçeği yansıtmamaktadır. Öyle ki hiç kimse aynı olaylara maruz kalmadıkları sürece aynı tecrübeyi edinmiş sayılmaz. Belli bir durum hakkında bilgi sahibi olmamız bizlere sadece onun subutuna ilişkin bir bilgi verebilir, fakat aynı tecrübeyi sunmaz.”

 

Abdullah Said Can haber verdi

Güncelleme Tarihi: 29 Ekim 2013, 20:39
banner25
YORUM EKLE

banner19

banner13