banner17

Menkıbecilik hurafeciliği besler mi?

Prof. Dr. Şinasi Gündüz Hoca, “Gündelik yaşamda modern hurafeler” konusunda AKV’de konuştu.

Menkıbecilik hurafeciliği besler mi?


Araştırma ve Kültür Vakfı’nın Cumartesi buluşmalarında “Gündelik yaşamda modern hurafeler” başlığı altında bir seminer verildi. Oturum başkanlığını Doç. Dr. Mustafa Tekin Hocanın yaptığı seminerin konuşmacısı ise Prof. Dr. Şinasi Gündüz Hocaydı.

Yoğun bir katılımın olduğu programda moda, halk dindarlığı ve menkıbecilik kavramlarının olumsuz yönleri masaya yatırıldı. Ayrıca kutlu doğum kutlamalarının bir hurafe olup olmadığı sorularına cevap arandı…

Medyumluk yaygınlaşıyor

Akademik çalışmalarından ve Hilal Tv’deki seviyeli programlarından tanıdığımız Şinasi Gündüz Hoca modern toplumlarda dinin yerinin birtakım hurafelerle doldurulmak istendiğini “medyumluk” konusu üzerinden şöyle anlattı:  “Günümüzde medyumluk İstanbul’da neredeyse bir meslek oldu. İstanbul’un zengin muhitlerinde medyum merkezleri var ve medyumlar sabahtan akşama kadar para basıyorlar. Birçok gazetede neredeyse tam sayfa burçlar bölümü var. Birçok insan sabah ilk kalktığında önce burçlarını okuyor. Ciddi şekilde burçlara göre eş seçenler, iş seçenler var. Sadece bizim toplumumuzda değil Batıda da astroloji çok önemli bir yer tutuyor. Seküler toplumlarda din her ne kadar sosyal hayattaki görünürlüğünden soyutlanmaya çalışılsa da insanların tavır ve davranışlarında hakikat ve kurtuluş öğretilerinin yerini hurafeler alıyor.”

Moda bir hurafe dili üretiyor

Modanın da bir modern hurafe dili oluşmasına katkı sağladığını söyleyen Şinasi Gündüz Hoca bu konuda şunları söyledi: “Moda giyim kuşamdan kullandığımız arabaya kadar, cep telefonundan bilgisayara markasına kadar, bir çok alanda bizlere yön veren bir fenomen… Modanın kapitalist dünyanın ürettiği bir ürün olduğunu hepimiz biliyoruz. Bunu bir kesime benimsetmek için bir takım üst diller ve semboller kullanıyorlar. Dindar kesim içerisinde zaman zaman moda defilelerinin yapıldığını görüyoruz. Tesettür markası adıyla ortaya çıkan ama modayı takip eden ve sattıkları ürünlere yansıtan yüzlerce marka var. Tüketim toplumunun bu önemli ayağı toplum içerisinde yaygınlaştırılırken, bir takım referanslardan hareketle moda meşrulaştırılmaya da çalışıyor. Mesela bazı televizyon kanallarında moda savunulurken ‘Allah güzeldir, güzeli sever’ , ‘İnsan niçin güzel olmasın ki’, ‘Güzel giyinmek sünnettir’ gibi argümanlarla aslında modaya uymanın İslamî olduğu fikri üretiliyor. ‘Ne var bunda, bu yıl kırmızı moda, herkes kırmızı giyiniyor’ diyebilirsiniz. Ancak bununla birlikte bazı gariplikler ortaya çıkmaya başlıyor. Fatih’te veya Ümraniye’de dolaştığınızda çok garip giyim şekilleri ile karşılaşıyoruz. Tırnak içinde dindar dediğimiz insanların giyimlerinden bahsediyorum.”

“Bir şeyin hurafe olabilmesi için mutlaka onun kutsal bir öykü ile desteklenmesi gerekir. Modayla ilgili de mitolojik bir dil ortaya çıktığını görüyoruz. Herhangi bir moda veya herhangi bir fanatiklik, bir sanatçının hayranı olmak ya da bir futbol takımına aşırı bağlanmak gibi insanı bir takım aşırılıklara sevk ediyorsa, orada bir kutsalın tezahürü vardır. Kendilerini jiletleyen hayran kitlesinde veya ‘ölmeye geldim’ diyen takım taraftarlarında bunun izi vardır. Hurafeyi sadece yatırlarda türbelerde çaput bağlamaya hasretmemek gerekir.”

Her çağın hurafeleri var

Hurafelerin üretilmesi ile ilgili olarak Şinasi Gündüz Hoca şu tespitleri yaptı: “Hurafe sürekli üretilen bir fenomendir, her çağın ürettiği yeni yeni hurafeler vardır. Bu öyküler bazen siyasi bir liderle veya toplum önderleriyle, devlet kurucularıyla ve kahramanlarla ilgili üretilir. Hayatımızdaki hangi şey hurafedir, hangisi değildir sorusunun cevabı inandığımız dinin temel referanslarından hareketle o şeyin değerlendirilmesiyle ancak ortaya çıkacaktır.   Müslümansak Kur’an’la ve sünnetle örtüşmeyen bir değer, bir inanış, bir tutum söz konusuysa biz bu tutumun batıl inanış olduğunu, hurafe olduğunu anlarız. Hurafeye karşı yapılabilecek en temel şey dinin kendi özüne dönmektir.”

Menkıbecilik hurafeleri besliyorProf. Dr. Şinasi Gündüz

Konuşmanın bir bölümünde fikirlerini ifade eden Mustafa Tekin Hoca, Mevlana müzesindeki yaptığı araştırmalardan sonra ülkemizdeki hurafenin boyutlarını daha iyi anladığını ifade etti. Hacca gitmeden önce Mevlana ziyaretine gitmenin bir hurafe olduğunu söyledi. Bu görüşlerinin ardından Şinasi Gündüz Hocaya şu soruyu yöneltti: “Camilerdeki menkıbe anlatımının hurafeleri beslediğini düşünüyor musunuz? “ Hoca bu soruya şöyle cevap verdi:

“Hurafenin olmazsa olmazı mitolojik anlatılardır. Çünkü mitolojik anlatı hurafeyi meşru hale getiriyor ve insanların kanıksayıp içselleştirmesini sağlıyor. Mesela diyelim ki bir kadının bir anahtarla kilidi açtığını görürsünüz. Bunu evim olsun diye veya başka bir dilek tutarak yapıyordur. Sen bunu niye böyle yapıyorsun dediğinde sana mutlaka bir öykü ile cevap verecektir. Filan zamanda biri böyle yaptı sonunda bir ev aldı gibi bir şey anlatır. İşte bu basit bir öyküdür. Menkıbe anlatımı kuşkusuz dini bir takım mesajların insana verilmesinde önemlidir. Kıssada ise önemli olan bir takım tarihsel gerçekliklerden hareketle insana ders vermektir, ibret almasını sağlamak ve ikaz etmektir. Veya en azından bir rol model görmesini sağlamaktır. Ama sıradan bir menkıbecilikte amaç bu değildir. Sıradan bir menkıbecilikte çoğunlukla bir takım mitolojik vurgular ön plana çıkar. Kahramanlık öyküler anlatılırken, kahramana bir takım doğaüstü güçler izafe edilir. Menkıbe anlatımı insana hakikat ve kurtuluşla ilgili kendisini sorgulamaya yönelik bir mesaj vermez. İnsanlar camide güzel güzel hikâyeleri dinliyorlar, camiden çıkınca hayatında hiçbir değişiklik olmuyor. Dinlediği hikâyeler kendisine bir şey vermiyor. Vermediği gibi mevcut yaşamını sadece güçlendiriyor. Menkıbeciliğin bu boyutu kesinlikle aslında doğru olan bir şey değil. Oysa Kur’an’ın belki onda birini oluşturan kıssalara Kur’an’ın perspektifinden baktığımızda onda bizim için ibretler olduğunu görürüz. Yani kendi hayatımızı meşrulaştırmak için değil, kıssadan hareketle kendi hayatımızı sorgulamak için kıssayı anlarız. Bu anlamda diyebiliriz ki mevcut menkıbecilik anlayışı hurafeleri besliyor.”

Menkıbelere bakış açısı konusunda maalesef hocalarıma katılamadım. Çünkü menkıbeye dini yönden baktığımızda kıssaya benzemesi hasebiyle bir Kur’an yöntemi olduğunu görüyoruz. Yani hikayelerle hakikatlerin işlenmesi anlamında bir Kur’an usulüdür. Menkıbeye dil yönünden baktığımız zaman ise Müslümanların yaptığı edebiyatın temelinde menkıbenin yer aldığını görüyoruz. Zira Müslümanların ürettiği şiirde bile menkıbenin izleri vardır. Tasavvufi açıdan baktığımızda ise menkıbenin en güzel bir kalplere girme yöntemi olduğunu söyleyebiliriz. Eğitim ilmi veya Müslümanca pedagoji açısından baktığımızda ise mükemmel bir eğitim yöntemi olduğunu görürüz. Bu bakımdan menkıbenin olumsuz bir zeminde tartışılması doğru değildir. İnsanların anlattığı bir takım basit öykülerle özdeş bir şekilde algılanması da kanaatimce yanlıştır.

Sekülerizmi sorgulayan dizi yok

Şinasi Gündüz Hoca birtakım dizi ve filmlerdeki anlayışlar konusunda şunları söyledi:  “Sinemaya veya dizilere baktığımızda pagan dönemin etkilerini görüyoruz. Hatta çizgi filmlerde Hint ve Budist felsefesinin işlendiğini görüyoruz. İslam’ın hakikat ve kurtuluş öğretisinin yerine bir çeşit doğa tapıcılığını, ruhçuluğu temel alan ama seküler dünyanın temel algılarına bir sorun oluşturmayan bir anlayışın ön plana çıkarıldığını görüyoruz. Kimisi beden değiştirmeye inanıyor veya Şems’le bilmem ne arasındaki hikâyelerden bahsediyor, vahdet-i vücutçu bir algı falan. Yani seküler yapının şuandaki kutsallarına asla dokunmuyor. Bunlar sürekli topluma pompalanıyor. Bunun yerine İslam’ın öğretisinden yola çıkılarak öykü yapılmış olsa bunlar sekülerizmi sorguladığı için bunlar tehlike veya tehdit unsuru olarak görülür.”

Statüko ve egemenler

Egemenlerin halk dindarlığından rahatsız olmadığını ifade eden Şinasi Gündüz Hoca bu konuda şu tespitleri yaptı: “Dünyadaki egemen güçler her zaman statükonun yanındadır. Arap baharının arkasında kimileri Amerika’nın olduğunu söylüyor. Ben şahsen bu düşünceye katılmıyorum. Çünkü Amerika olsun, İngiltere olsun her zaman statükonun yanındadır. Çünkü statüko bellidir, aktörleri bellidir, onu adam rahatlıkla yönetiyor. Meseleye halk dindarlığı çerçevesinde baktığımızda halk dindarlığının egemenleri aslında rahatsız etmediğini görüyoruz. Halk dindarlığındaki İslam’ın temel değerleri ile örtüşmeyen her şeyin bir şekilde sorgulanması lazım.”

Son olarak izleyicilerden birisinin “Kutlu doğum haftası hurefe mi?” sorusuna Şinasi Gündüz Hoca Şöyle cevap verdi: “Doğum günü kutlamaları İslami gelenekte ve temel referanslarımızdan hareketle yer verdiğimiz bir şey değil. En basitinden Hz. Muhammed döneminde kimse doğum gününü kutlamıyordu. Veya Kur’an-ı Kerim’e baktığınız zaman orada doğum günü kutlamasına referans olarak görülebilecek bir şeye rastlamak mümkün değil. Modern dönemde (ben de dâhil) çocuklarımızın doğum gününü kutluyoruz. Bu seküler dünyanın doğum günüyle ilgili yaygın algılarının bize yönelik yansıyan bir yönü mü? Evet, ben itiraf ediyorum, böyle bir yönü. Fakat kutlu doğum haftası da dâhil doğum günü ile ilgili kutlamalarda bakacağımız konu bunun nasıl yapıldığıdır. Yani kutlanıp kutlanmaması değil neyin nasıl yapıldığı bizim için önemlidir. Sonradan çıkan her şey bidattir denilebilir. Fakat malum iyi bidat kötü bidat ayrımı da yapılmıştır. İslam uleması ortaya çıkan her yeni şeyi bidat-ı seyyie olarak görmemiştir. Güzel bir şeyse bidat-ı hasene demişlerdir.

Mesela Hz. Ömer zamanında ibadetler konusunda bir sürü yeni şeyler oluyor. Doğum günü meselesini de ben böyle görüyorum. Kutlu doğum olayı Türkiye’de aşağı yukarı on beş yıllık bir tarihe sahip. Hatta mevlit kandili geleneğinin kendisi de bir bidattir. Önemli olan bunun içerisinin doldurulmasıdır. Bugün içerisinde Hz Muhammed’in insanlığa tebliğ ettiği mesaj, onun örnek hayatı, sünneti veya onun bize getirdiği kitabullah konuşulup bir şekilde tartışılması konusunda bir şekilde imkân oluşturuyorsa; İslam’ın hakikat ve kurtuluş öğretisinin konuşulmasına bir vesile oluşturuyorsa bu güzel bir şeydir. Bence bunu bir hurafe olarak görmemek gerekiyor. Ama bunun içerisine birtakım hurafeler sokuyorsak, kendisini yüceltip la yuhti olarak böyle doğa üstü bir uluhiyet resmedecek gibi bir söylem geliştiriliyorsa, bunun kendisi hurafedir.”

Aydın Başar haber verdi

Güncelleme Tarihi: 29 Şubat 2012, 03:49
YORUM EKLE
YORUMLAR
Zübeyr
Zübeyr - 7 yıl Önce

Menkıbecilikten türeyen hurafecilik mi, dini; ''dinler tarihi'' ve ''dekonstrüksiyon'' aracılığı ile kolunu bacağını kırmak mı?Ah şu akademisyenler!Bunlar da yeni ufuklar diye modernist akımları meşrulaştırmaya çalışmasın kimse. Bu amcalar da müslüman alim diye tanıtılmasın Allah aşkına. Gelebilecekleri en son nokta teolog olmak olur ki, o da bir şeydir, denemelerini öneririm.Sevgili Başar'ı ise tebrik ediyorum, bir teolog ya da akademisyen gibi değil, bir Müslüman gibi yaklaşmış meseleye

.............
............. - 7 yıl Önce

menkibe hurafeyı degıl baska şeylerı tetıklesın dıye var menkıbe dedıklerınız hurafe degıl kı tetıklesın

tespih
tespih - 7 yıl Önce

iki tane akademisyen kafa

banner8

banner19

banner20