banner17

Memlekette ilk laik Mustafa Fazıl Paşa!

Beşir Ayvazoğlu geçtiğimiz haftalarda Mustafa Fazıl Paşa ile ilgili ilginç bilgiler verdi.

Memlekette ilk laik Mustafa Fazıl Paşa!

 

Beşir Ayvazoğlu’nu dinlemek her zaman öğreticidir. Onu dinlediğinizde vaktinizi boşa geçirmiş olmazsınız, mutlaka bir şeyler öğrenirsiniz. Size karıştırdığı tozlu kitaplardan bazı ilginç bilgiler aktarır. Usta olmadan, o kitaplarda o kazıları yapmak ve o cevherleri çıkartmak ise mümkün değildir. Onun için Beşir Ayvazoğlu’nun araştırmacı yönüne vurgu yapmamız yerinde olur.

Bir iki kez kendisi ile konuşmuşluğum vardır benim. Çok ciddi ve hatta soğuk denilebilecek bir yapısı var. Ne yapsın, onun da huyu suyu öyle… Hani mizaç, karakter diye bir şey var; her insan birbirini tutmaz.

Bizim için Beşir Ayvazoğlu’nun ilmî merakı ve araştırmacı yönü çok önemlidir. Diğer edebiyatla ilgili yönlerini ise benden çok daha iyi takdir edecek kimseler vardır; onlara bırakmak lazım.1938 yılı, Çamlıca

Çamlıca’yı kuru kuruya anlatmadı

Beşir Ayvazoğlu geçtiğimiz günlerde Türk Edebiyatı Vakfı’nda İstanbul’un güzel semtlerinden Çamlıca’yı anlattı. Oranın tarihî mekânlarından, evlerinden, konaklarından bahsetti ama bunları anlatırken çok önemli bazı detaylardan da bahsetti. Bu konferanstan sonra tarihe bakışımla ilgili bir takım taşlar yerli yerine oturdu. Özellikle Jön Türkler ve onları destekleyen bazı paşalar ile ilgili söylediği tarihî bilgiler epeyce dikkatimi çekti. Zaten tarihî olaylardan bağımsız bir şekilde kuru kuruya bu mekânlardan bahsetseydi, bu benim için pek de ilgi çekici olmazdı.

Çamlıca sayfiyeydi

Çamlıca’nın Tanzimat döneminde devletin ileri gelen yöneticilerinin sayfiyelerinin bulunduğu en gözde muhit olduğunu söyleyen Ayvazoğlu, aynı zamanda Çamlıca’nın eski İstanbulluların mesire olarak kullandıkları bir yer olduğunu söyledi. Büyük Çamlıca’dan Boğaziçi’nin bütün ihtişamı ile seyredilebildiğini söyleyen Ayvazoğlu, Yahya Kemal’in “Aziz İstanbul” şiirinde bahsettiği tepenin de bu tepe olduğunu ifade etti.

Kısıklı derler buraya

Büyük Çamlıca ve Küçük Çamlıca arasındaki vadiye Kısıklı vadisi denildiğini hatırlatan Ayvazoğlu, bu bölgenin gözde bir yer haline gelmesinde II. Mahmut’un buraya gösterdiği ilginin büyük payı olduğunu söyledi. II. Mahmut’un vefat ettiği sarayın Kısıklı’dan Çamlıca’ya doğru giderken sağdaki saray olduğunu söyleyen Ayvazoğlu, bu sarayın II. Mahmut’un ablası Esma Sultan’a ait olduğunu ifade etti.

II. Mahmut’a yakın olmak isteyen devlet adamlarının bu bölgeye ilgi göstermesiyle birlikte bu bölgede çeşitli köşklerin yaptırıldığını söyleyen Ayvazoğlu, yapılan ilk köşklerle ilgili şunları söyledi: “İlk yapılan köşklerden biri Tanzimat devrinin ünlü maarif nazırlarından Abdurrahman Sami Paşa’nın konağıdır. Bu konak kırk odalıdır. Bu adamın bir büyük oğlu Tanzimat döneminin önemli kişilerinden, küçük oğlu da Cumhuriyet döneminin önemli kişilerindendir. Onun oğlu Ayetullah Bey Jön Türk hareketinin başlatıcılarındadır. Ayetullah Bey’in arkadaşı Namık Kemal de bu köşke çok uğrarmış.”

Beşir AyvazoğluRecaizade kendini yazmış

Yakın dostlarının Çamlıca’da takıldıklarını gören Recaizade Mahmut Ekrem’in de Çamlıca’da bir köşk kiraladığını söyleyen Ayvazoğlu, sözlerine şöyle devam etti: “Recaizade, orada bir gönül macerası yaşıyor. Araba Sevdası romanı da orada vücuda geliyor. Bu romanın kahramanı Bihruz Bey’i bilirsiniz; onun yazarın kendisi olduğu söyleniyor.”

Devlet adamlarının çocukları devrimciydi

Türkiye’de devrimci hareketlerin aristokratların çocukları tarafından yürütüldüğünü söyleyen Ayvazoğlu, bu konuda şunları söyledi: “Mesela Nazım Hikmet anne tarafından da baba tarafından da paşa çocuğudur. Jön Türk hareketini başlatanların hepsi devlet adamlarının çocuklarıdır. Sağır Ahmet Beyzade Mehmet, Kayazade Reşat, Suphi Paşazade Ayetullah Bey, Namık Kemal ve fikrî liderleri meşhur Şinasi… Bunlar İtalya’daki bir gizli cemiyeti örnek alarak gizli bir cemiyet kuruyorlar.”

Mustafa Fazıl Paşa deyip geçmeyin

O dönemde Çamlıca’ya doğru giderken Millet Parkı’nın dibinde Mustafa Fazıl Paşa’nın konağı olduğunu söyleyen Ayvazoğlu, Mustafa Fazıl Paşa ile ilgili şu bilgileri nakletti: “Mustafa Fazıl Paşa, meşhur Mısır valisi Kavalalı Mehmet Ali Paşa’nın oğludur. Karun gibi zengin bir adam. Devletin çok önemli kademelerinde görev yapmış. Musikiye ilgili birisi olduğu için Dede Efendi’nin talebesi Zekai Dede Efendi’yi desteklemiş ve himaye etmiş.”

Mustafa Fazıl Paşa ismi bizim üzerinde çok durmamız ve düşünmemiz gereken bir isim. Bu konferansı dinledikten sonra âcizane kanaatim şu oldu: Yakın tarihi anlamak isteyenlerin bu ismi iyi tanıması kesinlikle elzemdir. Bu ailenin geçmişi ve daha sonraki yıllarda üstlendikleri vazifeler de derlenip toplanıp ortaya çıkarılırsa birçok soru işareti de ortadan kaybolacaktır. Doğrusu, bu ismi bir de Mustafa Armağan’dan dinlemek çok faydalı olacaktır.

Mustafa Fazıl Paşa, Jön Türkleri finanse etti

1867 yılında Mısır valililiğinin, çıkartılan bir kanunla babadan oğula geçmeye başladığını ve bu tarihten itibaren Mısır valilerine Hidiv denilmeye başlandığını söyleyen Beşir Ayvazoğlu şu önemli bilgileri verdi: “Bu kanun çıkmadan önce Mısır valiliğine hanedanın en büyüğü seçiliyordu. Bu kanunla birlikte Mustafa Fazıl Paşa’nın Mısır valisi olma ihtimali ortadan kalktı. Bunun üzerine Abdülaziz’den intikam almak isteyen Mustafa Fazıl Paşa sekreteri Sakakîn Efendi’yi İstanbul’a göndererek o sırada sürgüne gitmek üzere olan Jön Türklerin Paris’e gönderilmesini sağladı. Her birisine maaş bağladı ve çıkardıkları gazeteleri finanse etti. O yıllarda Mustafa Fazıl Paşa’nın konağı Jön Türk hareketinin şekillendiği yer olmuştur.”Beşir Ayvazoğlu

Osmanlı’da laiklik fikrini ilk öne süren odur

Fransa’da yayınlanan Liberte gazetesinde Mustafa Fazıl Paşa’nın Sultan Abdülaziz’e hitaben yazdığı bir yazısı olduğunu, bu yazının; “Saraylara girmeyen bir şey varsa o da doğruluktur” cümlesiyle başladığını söyleyen Ayvazoğlu, bu mektupla Mustafa Fazıl Paşa’nın ilk defa devlet sisteminde reform yapılması gerektiğini ve laikliğin uygulanması gerektiği söyleyen kişi olduğunu ifade etti. İlk defa Jön Türk kelimesinin de yine Mustafa Fazıl Paşa tarafından kullanıldığını söyledi.

Bizim, geçmişinde Kur’an’ın yasaklandığı, âlimlerin şapka giymeye zorlandığı bir ülkede yaşayan insanlar olarak, bu Müslüman millete kimin bu zulmü yaptığını çok iyi bir şekilde tespit edebilmemiz gerekir. Sadece tespit etmemiz de yetmez. Bu zulmü yapan zihniyeti unutmamak ve unutturmamak da ümmetin hayrına olacaktır.

Cumhuriyetin ilk yıllarında yapılan zulümlerin, birden bire damdan düşer gibi başımıza geldiğini düşünmek biraz işi basite almak olur. Bu zulümleri inceleyen münevverlerimiz son iki yüz yılda bunun zemininin hazırlandığını söylüyorlar. Belki bu rakamı biraz daha geriye götürmek de mümkündür. Bu noktada Batılılaşma serüvenimizde etkili olan Jön Türklere adını veren ve onları finanse eden, bununla birlikte ilk defa laiklik söylemini ortaya atan Mustafa Fazıl Paşa’yı tanımak bize çok şey öğretecektir. “Bu ismin Yahudilerle ve masonlarla ilişkisi var mıydı?” sorusu ise bu konuda kilit bir soru olacaktır diye düşünüyorum. Bu soruyu da komplo teorisi üretmek amacıyla sormadık. Fransız ihtilalini ve Amerikan başkanlık seçimlerini finanse edenlerin Yahudi bankerler olduğu gerçeğinden yola çıkarak sorduk. Bu konuyu inşallah daha detaylı olarak araştıracağız.

Çamlıca’da meşhur bir Bektaşi tekkesi vardı

Söyleşinin sonlarına doğru Çamlıca’da bir Bektaşi tekkesinden bahseden Beşir Ayvazoğlu, bu tekke ve müdavimleri hakkında şunları söyledi: “Çamlıca’da meşhur bir Bektaşi tekkesi vardı. Bu tekke Yakup Kadri Karaosmanoğlu’nun Nur Baba romanına konu olan tekkedir. Şimdi onun yerinde yeller esiyor. Bektaşi dergâhları Yeniçeri Ocağı kaldırılınca ilga edilmişti. Daha sonra bu tekkeler Jön Türk hareketi sırasında cazibe merkezi haline geldi. Bektaşi ve Mevlevi dergâhları Jön Türklerle ilişki kurmuşlardır. Aynı zamanda masonlarla da bu dergâhların bağlantıları olmuştur.”

Beşir Ayvazoğlu bir edebiyatçı olarak bu konulara çok fazla derinlemesine girmek istemedi. Ama satır arasında söylediği masonların bu dergahlarla olan ilgisi, bu dergahların da Jön Türklerle olan ilgisi; biraz önce Yahudi ve masonlarla ilgili sorduğumuz sorunun yerinde olduğunu gösteriyor. Biz bu işi biraz daha kurcalarsak bize kahraman diye yutturulan kartondan şahsiyetlerin masonluklarına kadar gideriz.

Bektaşi tekkeleri uğrak yerleriydi

Batılılaşma cereyanına kapılan bazı aydınların bu dergâhlarla irtibatlı olduğunu söyleyen Beşir Ayvazoğlu, bu konuda şunları söyledi: “Avrupalılaşma dönemimizde yurt dışına giden ve Batılılaşan aydınların büyük ölçüde dinle diyanetle alakaları kalmamıştı. Dinî hayatla bir şekilde ilişki kurmak isteyince de Bektaşi dergâhlarını kendilerine yakın görmüşlerdi. Rıza Tevfik, Yakup Kadri Karaosmanoğlu, Sami Rıfat gibi isimlerin devam ettiği muhitlerdi bu dergahlar. Çamlıca’daki bu dergâha devam edenlerden birisi de Nazım Hikmet’in annesi Celile hanımdı.”

“Bunlar gerçeklerdir” dedi

Tarihî belgelerle yaşanmış gerçekleri anlattığını ifade eden Beşir Ayvazoğlu, Yahya Kemal’in evlenmenin eşiğine kadar geldiği Celile Hanım ile de bu Bektaşi dergâhında kurulan bir rakı sofrasında tanıştıklarını söyledi.

Nazım Hikmet’in anne ve dedesinin İngiliz muhiplerinden olduğunun kesin olduğunu ifade eden Beşir Ayvazoğlu bu konuda şunları söyledi: “Refi Cevat Ulunay’ın Alemdar gazetesinde bu derneğin üyelerinin listeleri var. Nazım Hikmet’in annesi ve dedesi de İngiliz Muhipleri Cemiyeti’nin en faal üyeleri… Ben bunu birkaç kere yazdım, kimseden bir itiraz sesi çıkmadı. Dallandırıp budaklandırmamak için hiç itiraz etmediler.”

 

Aydın Başar haber verdi

Güncelleme Tarihi: 13 Kasım 2012, 04:44
banner12
YORUM EKLE
banner8

banner19

banner20