Mehmet İpşirli: Tarihimizin Propagandasını Yapmaya İhtiyacımız Yok

Geçtiğimiz günlerde gerçekleştirilen Prof. Halil İnalcık anma programına, İnalcık'ın bizzat kendisinin 'halefi' olarak zikrettiği Prof. Dr. Mehmet İpşirli de katıldı. Mehmet İpşirli hoca, etkinliğin talihli katılımcılarına içinde kendisinin de bulunduğu bazı hatıralarla Halil İnalcık hocayı anlattı. Sadullah Yıldız etkinlikten notlarını aktarıyor.

Mehmet İpşirli: Tarihimizin Propagandasını Yapmaya İhtiyacımız Yok

26 Ekim Perşembe günü Türkiye Yazarlar Birliği’nde yapılacağı ilan edilen Prof. Halil İnalcık anma programına, itiraf etmeliyim ki en az Halil hoca için olduğu kadar, bizzat kendisinin de halefi olarak zikrettiği Prof. Mehmet İpşirli hoca için gitmiştim. Dr. Coşkun Yılmaz ve Uğur Altuğ beylerin de gayet kıymetli hitaplarıyla katkıda bulundukları oturumun ikinci konuşmacısı Mehmet İpşirli’ydi.

Osmanlı tarihine (ve tevarihine), ilim âlemine (ve ulemasına) ilgi duyan herkesin olduğu gibi benim de yolum, Prof. İlber Ortaylı hocanın “İpşirîzade” diyerek samimiyet izhar ettiği Mehmet hocayla, Diyanet’in İslam Ansiklopedisi’ndeki bol kaynaklı, zor mesai mahsulü maddelerin altında parlayan imzası vesilesiyle kesişmişti. Birincil kaynaklara ve kaynakların gerektirdiği dillere böyle vâkıf bir âlimin sıra sıra kitapları olmasını bekleyerek kısa bir araştırma yapmış, eserine tesadüf edemeyince biraz daha şaşırarak ansiklopedideki diğer maddelerini bulmuş ve kendime sus payı niyetine onları okumuştum. Dahası, salon salon dolaşıp konferans da vermediğinden bugünkü gibi kolay bir fırsatta hocayı ilk defa yakından dinleme talihini kaçırmak hiç iyi olmayacaktı.

Birikimine değecek kadar methedilebildiğini söylemek zor olur ama kendisinden sitayişle bahsedildiğinde Mehmet hocanın yüzünde hiçbir kımıldama görülmemesi ve inhina hâlinde duran başının irtifa kazanmaması onun hakkında, niçin kitap yazmadığıyla da ilintisi kurulabilecek bazı düşünceleri doğrular nitelikteydi. Osmanlı’nın rahle başında dirsek çürütmüş kadim ulemasının, dirseğin kaybettikleri kadar ağırlaşmış tevazusunu hatırlatır bir bakışı olan Mehmet İpşirli hoca, bu akşamın talihli katılımcılarına içinde kendisinin de bulunduğu bazı hatıralarla Halil İnalcık hocayı anlattı.

İnalcık: “Ben o dedenin torunuyum”

Bir defasında Prof. Esad Coşan hoca efendinin de katıldığı Eyüp’teki bir toplantıdan sonraları haberi olduğunda Halil İnalcık, şayet önceden haberdar olsa toplantıya katılmayı çok isteyeceğini Mehmet İpşirli’ye söyledikten başka, bu isteğinde etkili olan güzel bir bilgiyi de paylaşmış: Dedesinin Eyüp’te medfun olduğunu. Kendisinin adını da aldığı dedesi Halil Efendi’yi pek seven ve böyle bir vesileyle kabrine Fatiha okuma fırsatını kaçırmak istemeyen İnalcık’ın, Kırım-Bahçesaray’daki Han Camii’nde müezzinlik yapmış olan dedesi Halil Efendi’nin çokça hafız yetiştirmesiyle tanındığını ve aslında İnalcık’ın babasını da hafız yapmak istediğini aktardıktan sonra, bu köklü aileye mensubiyetine işaretle şöyle dermiş: “Ben o dedenin torunuyum.”

Fuat Sezgin hocanın en önemli özelliği

Halil İnalcık’ın hem kendi medeniyetini hem Batı dünyasını iyi tanıyan, meslektaşlarını ve çalışmalarını yakinen takip eden tarafını vurguladıktan sonra, esasen Batı’nın da Halil hocayı oldukça iyi tanıdığını söyledi İpşirli. Başta en tanınanları Bernard Lewis olmak üzere Avrupa’da ve Amerika’da Türk tarihiyle ilgili oryantalistlerin onu birinci derece referans olarak görmesinin çok önemli olduğunu söyleyen Mehmet hoca, Batı’daki bilim adamlarının bizim ilim adamlarımızı genellikle değerli görmeyip küçümsedikleri gerçeği önümüzde dururken Halil İnalcık, Fuat Sezgin ve az sayıda birkaç isim için bunun istisna kaydettiğini ekliyor. Medeniyetimizin yurt dışındaki temsilini hakkıyla ifa eden bu isimlerin Türkiye’de değerlerinin takdir edilmeyebilişine karşın sözgelimi Almanya’da Fuat Sezgin’in takdir gördüğünü ve adına bir enstitü açılmasıyla orada 800’e yakın eser yayınladığını belirten Mehmet İpşirli, genel itibarla Arap-İslam kültürü üzerine yazılmış bu eserlerin bir kısmının da Sezgin’in kaleminden çıktığını ifade ediyor: “İslam dünyasının medar-ı iftiharı olan, İslam coğrafyası-felsefesi-tarihine ait eserlerin tıpkıbasımlarını yaptı, bazılarına indeks ekledi ve önsözler yazdı.”

Fuat Sezgin hocanın önemli bir özelliğinin -Mehmet hoca sözünü hemen başa sarıp bunu ‘en önemli’ diye tadil ediyor- Batı’ya yönelttiği sert eleştirileri olduğu kısmını da onunla ilgili bir dipnot olarak zikrediyor İpşirli: “Onlara, İslam dünyasının kaynaklarından istifade edip birçok şeyi öğrenmelerine rağmen yazıp çizdiklerinde İslam âlimlerini görmezlikten geldiklerini, yani hırsızlık yaptıklarını söylemiştir.” Mehmet hoca bunu söylemenin şimdi ve burada da mümkün olabileceğini ama Almanya’da böyle bir beyanı alenen vermenin pek kolay olmadığını ifade ediyor. Ancak orada Sezgin’in buna rağmen yine de el üstünde tutulmuş olmasının önemini vurgulamadan geçmiyor.

İnalcık aslında Karacaahmet’e defnedilecekmiş

Halil İnalcık için de benzer özelliklerin söz konusu edilebileceğini söyleyen Mehmet İpşirli, hoca hakkında İlber Ortaylı’nın söylediği “hundred percent Turkish” (yüzde yüz Türk) tanıtımının dikkate değer olduğunu ve hocanın tamamıyla yerli karakterinin tarihçiliğinin objektif duruşuyla çelişmediğini belirtiyor. Değerlerimize son derece saygılı ve takdirkâr karakterinin ona vefatından sonra bile “hiç planda yokken” bir lütuf getirdiğini ve Fatih haziresine defnedilmek gibi bir talihin yaşandığını ifade eden İpşirli, bunun az bir şey olmadığını dikkatle vurguluyor. Hoca aslında Karacaahmet’e defnedilecekmiş. Bir ulema ülkesi olan Fatih haziresine defninde Coşkun Yılmaz, Erhan Afyoncu ve İbrahim Kalın isimlerinin emeğini de teşekkürle zikrediyor İpşirli.

Mütevazı bir aile ortamında yetişen Halil İnalcık, hatta aile içinde zaman zaman yaşanan problemleri de bazen kısa cümleler hâlinde anlatırmış. “Fakat kendi altyapısını (dilleri, kaynaklara vukufiyeti) sağlam oluşturmuştur” diye ekliyor Mehmet İpşirli. İngiltere’ye gidişinden hayatının olumlu bir dönüm noktası olarak bahseden İnalcık hoca, yurt dışında katıldığı seminerlerden ve mesai teşrik ettiği meşhur isimlerden istifade ettiğini söylermiş: “Ama oraya gitmeden önce de İnalcık’ın, bizim tarihimizin meselelerine ve genel olarak tarihin problemlerine aşinalığı anlaşılıyor. Makalelerinden bunu görüyoruz.”

“Beni okuyor musun?”

1990 senesine kadar yaklaşık yirmi sene boyunca Chicago Üniversitesi’nin Orta Doğu Bölümü’nde hocalık edip -bir kısmı şimdi kürsü sahibi olmuş- pek çok talebe yetiştiren Halil hoca, orada bulunduğu yıllarda ciddi çalışmalarını da yürütmüş. Yazdığı ve çoğu İngilizce makalelerinin bir kısmı Leiden’de çıkan “Encyclopaedia of Islam”da uzun hâlleriyle yer almışken bir kısmı da dergilerde yayınlanmış. Fakat hocanın çalışmalarının hep makale seviyesinde kalıverdiğini ekleyen İpşirli, 1990 senesindeki Amerika’ya gidişinde kendisini Chicago’ya çağıran İnalcık’ı ziyaret edip birkaç gün yanında kaldığını, bu esnada Türkiye’de neler olup bittiğini sorduğu ve bilgi aldığı konuşmalarının arasında, “beni okuyor musun?” sorusunu da İpşirli’ye yönelttiğini söylüyor. Bu, hocanın talebelerine söylediği meşhur bir cümlesiymiş, hep dermiş.

Mehmet hoca bu soruya “maalesef, yıllardır hep İngilizce yazıyorsunuz, yurtdışında doktora yapmış olmama rağmen ben bile zorlanıyorum” cevabını verip ülkemizdeki insanların da takip etmekte zorlandıklarını belirterek yazdıklarının Türkçe’ye tercüme edilmesini tavsiye etmiş. İpşirli hoca bu teklifin hemen kafasına yattığını söylediği İnalcık hocanın büyük-küçük demeden teklifleri dinleyen mütevazı seciyesini hatırlatıp tercümesi biten eserlerden hemen kendisine de birkaç adet gönderdiğini söylüyor.

İnalcık’ın İslam Ansiklopedisi hakkındaki görüşleri

80’li yılların sonunda başlayan Diyanet’in “İslam Ansiklopedisi” çalışmalarında çekirdek kadroyu oluşturan Hayrettin Karaman, Bekir Topaloğlu, İsmail Erünsal hocaların yanında Mehmet İpşirli hoca da yer almış. Bu ekibin o zamanlar Halil İnalcık’a da teklif götürdüğünü ifade ediyor İpşirli.

Halil hoca “görmeden bir şey söyleyemeyeceğini” ifade edince bir gün İpşirli, Dragos’taki evinden aldığı İnalcık’ı ansiklopedi binasına getirmiş. İnalcık, madde tespit çalışmalarının nerdeyse sona yaklaştığını öğrenince, “mukataa maddesi var mı?” diye sormuş. Dokümantasyonda çalışanlar hemen ilgili maddeyi getirmişler. Bunun üzerine Halil hoca, “iltizam maddesi var mı?” diye sormuş ve o madde de getirilince, çalışmalara katılmak konusunda açık çek verdiğini söylemiş.

Halil hoca İslam Ansiklopedisi’yle gurur duyduğunu sonraları da defaaten ifade edermiş. Bir gün gidişatla ilgili kendisinden bilgi istediği İpşirli’ye, “Batılılar’ın yüzümüze güldüklerine bakma, ben de dâhil, bizi küçümserler. Şu ansiklopedi bizim yüz akımız olacak” demiş. İnalcık yerli-yabancı konuklar önünde de ansiklopediyi anlatır, tanıtırmış.

İnalcık’ta milli değerlere bağlılık

Onun millî değerlerine bağlılığını ve objektif yönünü ısrarla vurgulayan Mehmet İpşirli, hassasiyetleriyle iftihar eden özgüven dolu karakterini konuşması boyunca dikkatle önceledi. 50’li yılların sonunda Münih’te katıldığı bir kongreden söz edermiş Halil İnalcık. Dünyaca ünlü Bizantinistler’in de hazır bulunduğu bu kongrede hocanın sunumu Bizans-Osmanlı vergi sistemine dair bir başlık taşıyormuş. Her şey yolunda giderken oturumun sonuna doğru, katılımcıların önceden hazırladıkları bir deklarasyonun okunduğunu gören İnalcık, bu metinde İstanbul’un yeniden alınacağını ve Ayasofya’nın bir Hıristiyan mabedine tekrar döndürüleceğini haykıran satırları duyduğunu nakleder ve “tarafsız, objektif diye bildiğimiz o Bizantinistler metni ayakta dakikalarca alkışladılar” diye anlatırmış. Tüyleri diken diken olan İnalcık’ın, Batılılar’ın zihin dünyalarında nelerin olup bittiğini ilk defa canlı biçimde gördüğü yer de burasıymış.

Bu hatırayı İpşirli hocayla birlikte İnalcık’tan dinleyen rahmetli büyükelçi İsmail Soysal, “hocam kusura bakmayın ama” demiş, “hangi devirde yaşıyoruz, tamamen İslamlaşmış bir İstanbul’da bu nasıl mümkün olsun?”

Halil İnalcık, herhâlde hafifçe ayıplama içeren bir “İsmail bey, İsmail bey!” nidasından sonra şöyle karşılık vermiş: “Stalin bir gecede beş yüz bin insanı Kırım’dan çıkardı ve nereye gittikleri belli olmayacak şekilde gönderdi. Hitler, sayısı milyona varan Yahudiler’i fırsatı kollayarak yok etti. Allah korusun, konjonktür aleyhimize dönecek olursa bunların gözü karadır, yapmaya teşebbüs ederler, çok dikkatli olmamız gerekir.”

Mehmet İpşirli, hocanın bu cümleleri söylerken üzerinde sıradan olmayan bir heyecan görüldüğünü söyleyip kendisinin de “millî duyguları olan” bir İngiliz arkadaşından birlikte doktora yaptıkları sıralarda şu cümleleri duyduğunu naklediyor: “Biz İspanya’dan Müslümanlar’ı sekiz yüz sene bekleyip sonunda çıkardık. Osmanlı yıkılalı henüz çok olmadı, biz bekleriz. Sizin gideceğiniz yer bellidir: Orta Asya.”

Tarihimizin propagandasını yapmaya ihtiyacımız yok

Objektif tarafına gelince: Halil İnalcık, bir gün İstanbul Üniversitesi’nin önde gelen tarih hocalarından birinin Türk Tarih Kurumu’ndaki toplantılarında hocaya, “önemli olanın milletimizin âli menfaatleri olduğunu ve gerektiğinde eldeki verileri biraz değiştirebileceklerini” söylediğini aktarır ve zaman zaman bu cümleyi yadırgayarak hatırlarmış. “Bunu böyle değerli bir arkadaşımız nasıl söyler” deyip objektiflikten ayrılmaksızın, körü körüne bağlanmanın zararını bilerek hareket etmek gerektiğini savunurmuş İnalcık.

Mehmet İpşirli, Halil İnalcık’ın bu anekdotunu anlattıktan sonra “zaten bizim tarihimizin, gerek Selçuklu gerek Osmanlı’nın propagandasını yapmaya ihtiyacımız yoktur. Gerçek neyse söylemeliyiz. Bizim tarihimizde utanacağımız, gocunacağımız şeyler yoktur. Her milletin hataları olur ama terazinin bir kefesine hasenatı, diğerine seyyiatı koyduğumuzda hakikaten parlak bir tarihimiz olduğunu görürüz” diyor.

Hoca 1954’te, arşivlerimizdeki en erken defterlerden olan “Suret-i Defter-i Sancak-i Arvanid”i yayınladığında ise bu hakkaniyetli ve objektif olma yönünün bir başka meyvesinin de şöyle görüldüğünü anlatıyor İpşirli: “Erken bir zaman olmasından dolayı biz hatırlamıyoruz; ama kendisi bu yayının özellikle Batı’da büyük yankı uyandırdığını söylerdi. Çünkü orada görüyoruz ki Osmanlı devleti, bazı papazlara timar vermiştir. Biliyorsunuz, timar, devlete emeği geçen askerlere, ilim adamlarına ve bürokratlara çeşitli adlar altında verilirdi. Osmanlı gayrimüslimlerinin rahiplerine de timar verildiğini bu defter göstermiştir.”

Halil İnalcık, çalışmalarında kullandığı en küçük ifadelerde dahi oldukça dikkatli ve titiz davranırmış. Kadirşinaslığının bir gereği olarak, eşi Şevkiye İnalcık’ı da rahmetle yâd eder ve o olmasa çalışmalarını gerçekleştiremeyeceğini söylermiş. Şevkiye hanımın Ankara Üniversitesi’nde Arap Dili ve Edebiyatı profesörü olması hasebiyle uğraşları bulunsa da kendi işinden ziyade eşi Halil hocaya hizmet edermiş. Halil İnalcık’ın, Osmanlı kurumlarının önceki devletlerde nasıl temelleri bulunduğu ve gelişimlerine dair izleri tespitinde Şevkiye hanımın büyük emekleri geçmiş. Hoca minnetle hatırladığı bu emekleri andıktan sonra, “Şevkiye olmasa ben bu işleri yapamazdım” dermiş.

 

Sadullah Yıldız

Güncelleme Tarihi: 01 Kasım 2017, 17:04
banner25
YORUM EKLE

banner19

banner13

banner26