banner17

Mehmet Hoca İbn Arabi'yi ve Füsus'u anlattı

Mehmet Genç, Füsusu’l Hikem seminerinde ‘saadetinizi yıkılmayan bir şeyin üzerine kurun’ dedi..

Mehmet Hoca İbn Arabi'yi ve Füsus'u anlattı

 

Tarih ve Kültür Araştırmaları Derneği’nin Mecidiyeköy’deki merkezinde her Perşembe saat 19’da yapılan Füsus’ul Hikem seminerine katıldım. Dersin hocası Mehmet Genç Bey idi. Felsefî bir anlatımla yapılan derste iki saat boyunca soyut felsefî meseleler masaya yatırıldı. Buna rağmen dersi takip eden epeyce katılımcı vardı. Başlangıç dersleri olduğu için Füsus’ul Hikem’den sadece bir sayfa kadar okunabildi. Dersin büyük bir kısmı Füsus’ul Hikem’e hazırlık mahiyetindeydi.

Bir aşamadan sonra felsefe yetmedi

Dersin başında Mehmet Genç Bey İbn Arabî ile tanışmasını şöyle özetledi: “43 yaşındaydım. Hakikati arıyordum, ilim yetersiz kaldı, felsefe bir noktadan sonra sıkıntı yaptı. Mürşidim dedi ki: ‘Muhyiddin İbni Arabî oku’. Baktım ki onda sanat var, hikmet var, felsefe var.” Hoca, dersin birkaç yerinde daha mürşidinden bahsedince, çay molasında eski bir öğrencisine, hocanın bahsettiği mürşidin kim olduğunu sordum. Böylece Metin Bobaroğlu ismi ile tanışmış oldum.Mehmet Genç

Eve gittiğimde netten bu ismi birazcık araştırdım. Felsefe ve tasavvuf alanlarında çalışması olan farklı bir kişi idi bu zat… Bildiğimiz mürşit tiplemesine uymuyordu. Fakat her zümrenin kendi görüşü ile de gönlünün hoş olduğunu biliyoruz. O zat hakkında bir şey söyleyecek kadar kendisini tanımadım henüz.

Kimlik ve kişilik aynı şey mi?

Ben burada dersteki soyut meseleleri aktarmak yerine dersteki bazı detaylara değinmek istiyorum. Mehmet Genç Bey dersin başlarında harika bir soru sordu. Kimlik ve kişilik arasındaki farkın ne olduğunu söylememizi istedi.

Bu soruyu neden önemli bulmuştum? Çünkü öyle bir hal aldık ki, kelimeleri kullanırken eli kalem tutanlarımız bile çok özensiz davranıyor. Hangi kelimeyi neden seçtiğimizi bilmeden üstün körü bir şekilde bir kelimeyi kullanabiliyoruz. Bunu genelleme anlamında söylemiyorum ancak bunun bizim hastalıklarımızdan birisi olduğunu düşünüyorum. Kimlik nedir? Kişilik nedir? İkisini de aynı anlamda kullanabilir miyiz mesela? Bu mesele basit bir mesele midir?

Mehmet Genç Bey’in bu iki kelimeyi açmak istemesinin sebebi kimlik ve kişiliğin örtüşmesi gerektiğini izah edebilmek içindi. Örtüşmenin en güzel örneğinin ise insan-ı kâmil olduğunu söyledi. Kimlik ve kişilik ayrımının bilinç ve bilinç dışı olarak izah edilebileceğini, insanın benliğini bilmeden kişiliğini inşa etmeye çalışmasının doğru olmadığını ifade etti. Anladığım kadarıyla kimlik benliğe tekabül ediyordu.

füsusBir ben vardır benden içeru

Mehmet Genç Bey, bütün meselenin o “ben”i bilmek olduğunu ifade etti. Bu konuda hadis olarak nakledilen “Nefsini bilen Rabbini bilir” sözünü, Delphi tapınaklarında yazan “Kendini bil” sözünü ve Yûnus Emre’nin “İlim kendin bilmektir” sözünü nakletti. Bu konuyu da şu soruyla bağladı: “Kendinde ne var ki sen onun üzerine neyi inşa ediyorsun?” Bu sözlerden anladığım kadarıyla kişilik inşa edilebilen bir şey iken, kimlik ise içerde var olan bir şeydi.

Biraz incelelim

Hoca böyle bir şey söylemedi ama benim anladığım kadarıyla bu dünya incelikler dünyasıydı ve bizim kalın kalmamamız gerekiyordu. İşte kavramların yerli yerinde kullanılması da bu açıdan önemli idi… Mehmet Genç Bey, şu sözleri ile Kur’an’ın bu konudaki hassasiyetini ifade etti: “Kur’an’da kavramlar rastgele değildir. Beşer, insan, yasin, ünsiyet; her biri yerli yerinde kullanılmıştır. İnsanı anlatan bu kavramların her birine tek bir isim koymadı. Çünkü onun mertebeleri var, her mertebede ismi de değişiyor.”

Her şeyi bütünleyerek okumak

Yine bu konuda Mehmet Genç Bey; “Rabbinin adıyla oku” buyruğunda neden Rab isminin kullanılmış olduğuna dikkat çekti. Neden başka bir isim kullanılmamıştı? Mehmet Genç Bey bunu şu cümleyle izah etti: “Rab isminin düzenleyici, organize edici bir özelliği vardır. Neden? Çünkü bütünlüğe getirecek.” Yani anladığım kadarıyla Rabbin adıyla okumak, evreni bir bütünlük, birlik halinde okumak demekti. Daha açık bir ifade ile her şeyi tek sebeple açıkladığımız vakit bu okumayı da yapmış oluyorduk.

Din ve hayat bütündür

Mehmet Genç Bey, din diye ayrı bir fenomenin, hayat diye ayrı bir fenomenin katiyen olmadığını, dinin kendisinin hayatın bizatihi kendisi olduğunu ifade etti. Bundan ben din ile hayatın iç içe geçmiş bir bütün olduğunu anladım ki dini hayattan uzak algılama biçimini reddettiği için bu cümle bana çok anlamlı geldi.

Mehmet Genç Bey’in şu sözü de çok hoşuma gitti: “Saadetinizi yıkılmayan bir şeyin üzerine kurun.” O yıkılmayan şeyin ne olduğunu düşündüğümüzde onun bir olan Bir’den başka bir şey olmayacağını görüyoruz.

Mehmet Genç Bey kulluk konusunda da şöyle dedi: “İnsanlık yolunun kaynağı sevgidir. Gayesi nedir? Özgürlük. Hiçbir nesneye, hiçbir insana tutsak olmamak... Allah’tan başka hiçbir kimseye kulluk etmemek… Bundan daha yüce bir şey olabilir mi?”

 

Aydın Başar haber verdi

Güncelleme Tarihi: 09 Ekim 2012, 03:20
YORUM EKLE
banner8

banner19

banner20