Mehmet Akif Gündemimizde

27-28 Aralık 2008 tarihi Âkif'i anma ve anlama noktasında önemli bir tarihti. Zira her vilayette önemli etkinlikler yapıldığı gibi..

Mehmet Akif Gündemimizde

     MEHMET ÂKİF, HEP GÜNDEMİMİZDE OLMALI VE OLACAK

27-28 Aralık 2008 tarihi Âkif"i anma ve anlama noktasında önemli bir tarihti. Zira her vilayette önemli etkinlikler yapıldığı gibi Âkif"in hayatında önemli bir merkez olan Taceddin Dergâhı'nda ve Âkif"in kaldığı evde de önemli bir etkinlik yapıldı. TYB ve İlim Yayma Cemiyeti'nin düzenlediği program sadece bununla sınırlı değildi elbette. Geçen hafta sonu iki gün boyunca devam eden sempozyumda da Âkif"in dünyasını anlama ve o dünyaya giriş sadedinde yine pek çok bildiriler sunuldu.

Bürokrasinin kaderine terkedilmiş bir müstarip: Âkif

Program Ankara'nın karlı ve soğuk bir gününe denk gelmesine rağmen katılım bizim açımızdan sevindirici düzeyde idi. Taceddin Dergâhı önünde Kur'an-ı Kerim okunarak açılış yapıldı. Konuşmalar dikkat çekiciydi ama en dikkat çekici ve bizi bir kez daha yaralayan ve düşündüren konuşmayı TYB Şeref Başkanı Mehmet Doğan yaptı. Doğan, Taceddin Dergâhı ve Âkif'in evini restore projesinin bunca zaman bürokrasi çarklarına ve ihmallere takılarak nasıl geldiğini anlattı. Ucube bir Âkif heykelinin lütfedilip dergâh önüne nasıl dikildiğinin hikayesini anlattı.

Etrafı çepeçevre sarılarak işgale uğramış bu güzide mekanı yaşatmak için verilen mücadeleyi gözler önüne serdi. Gördük ki sistemin Âkif konusunda söyledikleri düşündükleri kuru bir hamasetten başka bir şey değil. Âkif'in kaderine yine yalnızlık ve ıstırap düşüyor. Aynı ıstırap dolu cümleleri Vakıflar Genel Müdürü Yusuf Beyazıt da zikrediyor. Maalesef bürokrasinin içinden çıkamıyoruz, diyor. Ama ümitvarız, gayret ediyoruz, diyor; bize de dua etmek düşüyor. Dualarla mekandan ayrılıyoruz.

Üç dostun ortak özelliği

Altınpark'ta bir Ankara evinde ağırlama merasimi oluyor. Yemekler yenilirken bir taraftan kulaklarımız Ahmet Güner Sayar'ın söylediklerine takılıyor. Babanzâde Ahmet Naim, Elmalılı ve Âkif'in ortak özelliklerini söylüyor. Üçü de Abdülhamid düşmanı. Mehmet Doğan soruyor peki o dönemde Abdülhamid düşmanı olmayan bir düşünür var mı ki? Ahmet Hoca, suali mütereddid bir biçimde cevaplıyor. Yusuf Turan Günaydın ağabey yanımda dinliyoruz.

Âkif burada, Ankara nerede?

Yavaş yavaş sempozyum salonuna doğru yolculuk başlıyor. TOBB salonunda hemen hemen başlama saatine riayet edilerek, hoş geldiniz faslıyla hocaları dinlemeye koyuluyoruz. Toplam beş oturum var ve otuz iki kıymetli hoca, araştırmacı, yazar konuşacaklar. Organize güzel lakin salonun bazı kifayetsizlikleri de var. Çay yok, su yok ama ne yaparsın. Bürokrasi şehrinde bu kadar temenni de fazla sayılabilir, deyip susuyoruz. Güzel dostları görüyoruz, gıyabi tanışıklıklar, vicahiye çevriliyor. Yeni dostluklar kuruluyor.

Mustafa Özçelik, Dursun Ali Tökel, Selâmi Şimşek, Caner Arabacı, Turan Karataş, Yusuf Kaplan, Adil Şen, Adnan Karaismailoğlu… Salon güzel katılım çok az. Duyuru konusunda genel kanaat, fazla ilan yapılmış olmamasında düğümlendi. Hele salonda son oturumlara kadar bayan dinleyici hiç yok herhalde abartmış olmayız. Onun ötesinde gerek TYB'nin gerek İlim Yayma Cemiyeti'nin sadece yönetimi iştirak etse, üyeler de kısmen iltifat etse salon herhalde dolardı. Ya gençler? Salonda nasipli, bahtı ve ufku açık gençler var elbet. Ama Asım'ın neslinin nüvesini teşkil edecek Ankara yaranı, gençliği nerdeydi?

Ankara, gerektiği şekilde maalesef toplantıya iştirak etmedi. Bunu katılımcılar olarak gözlemledik. Ev sahipliği konusunda TYB ve İlim Yayma Cemiyetini tebrik etmek lazım. Ama mesuliyetimiz ve sorumluklarımız her geçen gün daha da artıyor. Çünkü Âkif'e, Safahat'a bîgâne bir nesil yetişiyor. Çağrımız, davetimiz salonları aşmalı, sokaklara taşmalı, okullara, meclislere, parklara sirayet etmeli ki işte namusunu, değerlerini çiğnetmeyecek bir nesil, Asım"'n nesli gelebilsin.

Konuşmalardan notlar:

Suat Cebeci:

Akif'in düşüncesi İttihat-ı İslam değildi, İslamizasyondu. Yani bir siyasi projeydi. Aslında o dönemin siyasi akımları Batıcılık, Türkçülük vs. gibi kolay tasnif edilebilir değil  ya  da bu kadar berrak değildir.

Akif Muhammed Abduh çizgisini daha entelektüel, daha bilimsel, daha akılcı bulmuş ve ona sahip çıkmıştır.

Akif dini de siyaseti de aynı kulvarda görür. 

A. Vahap Akbaş:

Akif'in nesirleri hasbihaller, hatıralar, edebiyat yazıları, takriz ve tenkitler şeklinde sıralanır.

Akif'in nasirliği zayıftır şeklinde bir kanaat vardır ki, bu kanaat doğru değildir.

Hitabetlerinde, Safahat'ta da gördüğümüz birtakım düşüncelerini kullanır. Makaleleri daha çok sohbet niteliğindedir. Büyük bir kısmını hasbıhal veya musahabe üst başlığıyla yayımlamıştır.

Nesime Ceyhan:

Akif"in mektupları yürekleri sızlatıcıdır.

“Pederiniz Mehmed Âkif” diye biten mektuplarını özellikle sevdim. Bilhassa küçük kızı Suad'a çok düşkün olduğunu görüyoruz.

Çocuklarıyla zaman zaman iftihar ediyor, kimi zamansa onlardan şikayetçi.

Ama hep latife yapıyor.

Bir mektubunda Mısır'a gidiş sebebini açıklıyor: (Ankara'daki yeni hükümet hakkında: “Perişan halimizi dünyaya bu kadar fâş etmeyeceklerdi.”

Nazım Elmas:

Mısır'dan yazdığı mektuplarda fazla yazı ve şiir yazamadığından şikayetçidir. Genellikle dörtlükler yazıp arkadaşlarına mektupla gönderir. Onlardan değerlendirmelerini ister.

Yusuf Turan Günaydın:

Akif tasavvufu değil, tasavvufun yanlış şeklini tenkit etmiştir.

Selami Şimşek.

Akif son zamanlarda tasavvufa ilgi duymuştur.

Dursun Ali  Tökel:

Mehmed Akif'te efsaneler hep olumsuzlanır, reddedilir. "Asım" hariç!

Safahat bir ütopya kitabıdır. Safahat edebî bir mittir.

 

Kâmil Büyüker, Cevat Akkanat, haber verdi.

 

 

Güncelleme Tarihi: 11 Ekim 2010, 13:06
banner25
YORUM EKLE

banner19

banner13

banner26