Mehmed Akif'in dostları da iyi okunmalı

Meridyen Sohbetleri’nin Aralık ayı konuğu Beşir Ayvazoğlu’ydu. Milletvekili, dava adamı ve milli şairimiz olan Mehmet Akif’i, edebiyatçı yazar Beşir Ayvazoğlu’ndan dinledik. Hatice Sarı yazdı.

Mehmed Akif'in dostları da iyi okunmalı

 

 

Meridyen Sohbetleri’nin Aralık ayı konuğu Beşir Ayvazoğlu’ydu. Milletvekili, dava adamı ve milli şairimiz olan Mehmet Akif’i, en iyi dinleyebileceğimiz isimler biri olan edebiyatçı yazar Beşir Ayvazoğlu’ndan dinledik.

Mehmet Akif gibi büyük şairleri anlamak için, onların yaşadıkları dönemleri okumak gerektiğini söyleyen Beşir Ayvazoğlu, konuşmasına şu sözlerle başladı:

Yaşadıkları dönemi iyi anlamak gerekir

"Mehmet Akif ve çağdaşlarının ne kadar zor bir zamanda yaşadıklarını, ne kadar büyük felaketler içinden çıkıp geldiklerini, bu felaketlerden ötürü ruhlarında nasıl bir travma yaşadıklarını öğrenmek gerekir. O nesilde bu büyük travmaları yaşayan birileri elbet vardır; ama Mehmet Akif kadar yaşayanı var mıdır bilmiyorum…"

Mehmet Akif ve arkadaşlarının bulundukları yıllarda, 93 Harbi denilen Osmanlı-Rus Savaşı dönemlerine bakmak gerekiyor. Böyle bir savaşın, ne kadar büyük bir ekonomik sıkıntı getirdiğini görmek zor değil. 19. yüzyıl ortalarından itibaren, kim ne derse desin, biz yarı sömürge olarak yaşıyorduk. Hani şimdi televizyonlarda Afrika ülkelerine dair manzaralar görüyoruz ya, işte Türkiye de o dönemlerde bir nevi böyleydi ve 1980’lere kadar devam etti bu durum. Sultan Abdülhamid’in devrine imparatorluk denirse eğer, öyle bir dönemde yaşıyordu Mehmet Akif. Böyle zor bir dönemde, Milli Şairimizin neler yaşadığını anlatan Beşir Ayvazoğlu şunları söyledi:

“Mehmet Akif büyük bir şair olmasına rağmen, ne zaman büyük bir vazifeye davet edilse, hiç tereddüt etmeden derhal koşardı. O dönemde yaşayan büyük âlimlerin hepsine toplantılar için davetler gönderilirdi. Halide Edip, Yakup Kadri gibi isimlerin yanında Mehmet Akif de vardır. Daveti alır almaz hemen Anadolu’ya doğru yol alır. Milli Mücadele’nin anlaşılmasında çok ciddi katkılarda bulunan isimlerden birisidir Mehmet Akif ve Burdur mebusu olarak Birinci Büyük Millet Meclisi’nde vazife alıyor. Tarihimizin en önemli meclislerinden biri olan Birinci Büyük Millet Meclisi’nde ikinci grubun en önemli elemanlarından biri olarak vazife yapıyor Akif. İkinci grup dediğimiz grup demokrasiye, yani mecliste çok sesliliğe önem veren bir gruptur. İkinci grup milletvekillerinden hemen hemen hepsi tasfiye edilmiştir bu çok seslilikten ötürü. Mehmet Akif de tasfiye edilenlerden biriydi ve emekli maaşıyla geçimini idame ettiren bir âlimdi.”

Akif’in yol arkadaşları

Mehmet Akif’in meclis günlerde yaşadıklarından kısaca bahseden Beşir Ayvazoğlu, milli şairimizin o dönemlerden dostlarını da anlattı:

“Mehmet Akif’in çok yakın dostlarından birisi Said Halim Paşa’ydı. Birkaç yabancı dil bilen, çok iyi eğitim görmüş birisi ve aynı zamanda sadrazamdı kendisi. Mehmet Akif’in de Fransızca tercümanlığını yapıyordu. Sadece devlet işleriyle değil, aynı zamanda sanatla da çok yakından ilgileniyorlardı. Said Halim Paşa ve Mehmet Akif, musiki ile yakından ilgiliydiler. Said Halim Paşa, resim sanatıyla da yakından ilgileniyordu. Üsküdarlı Ressam Hoca Ali Rıza da Akif’in dostlarındandı ve melek gibi bir adamdı. Her resmi baştanbaşa bir şiir gibiydi adeta, en çok da Üsküdar’ı resmederdi. Hoca Ali Rıza’nın da hamisidir aynı zamanda. Mehmet Akif’in can dostu, Buhari mütercimi Ahmet Naim Baban da, Mehmet Akif’i koruyup kollayan isimlerden biridir. Ferit Kam vardır, felsefe profesörlerinden biridir. Ressam Fikret Mualla vardır. Büyük matematikçi Nadir Bey. Tüm bu isimleri Avrupa’ya gönderen isim Abbas Halim Paşa’dır, yani Said Halim Paşa’nın kardeşidir. Yıllarca Jöntürkler’in Fransa’da gazete çıkarmasına yardımcı olan isimdir aynı zamanda.”

Akif’in arkadaşlarını da, o döneme ışık tutmak adına iyi okumak gerektiğini söyledi Beşir Ayvazoğlu. Mehmet Akif, bir süreliğine Mısır’a doğru yol alıyor. O dönemlerde Abbas Halim Paşa’nın da yardımlarıyla hayatını idame ettiriyor. Tasfiyeden sonra Mehmet Akif’in çocukları da kendisi gibi sıkıntılar yaşamaya başlıyor. Mısır’da uzun süre kalan yabancılar, iklim dolayısıyla orada yaşamaya fazla dayanamazlarmış. Akif de bundan ötürü orada ciddi bir şekilde hastalanıyor ve Türkiye’de ölmek istediği için ülkesine geri dönüyor. Bu memleketin İstiklal Marşı’nı yazmış, milli mücadelede milletin mebusu olarak meclise girmiş bir insan olmasına rağmen, hiç hak etmediği bir muamele ile karşılaşıyor.

Ağustos ayından ülkesine dönen Mehmet Akif, bir süreliğine Said Halim Paşa’nın mihmandarlığında yaşamış. Aralık ayında vefat eden Mehmet Akif’in cenazesini, sıradan bir insanın cenazesi gibi kaldırmak istemişler; fakat Daru’l-Fünun öğrencileri, Akif’in cenazesi olduğunun farkına varınca hemen okullarına haber uçurmuşlar. Anında bir Kâbe örtüsü getirerek, müthiş bir heyecan dalgası halinde omuzlarda taşınarak Edirnekapı Şehitliği’ne getiriliyor merhum Akif ve yakın arkadaşları Süleyman Nazif ile Ahmet Naim Baban’ın yanına defnediyorlar.

Vefatının sene-i devriyesinin yaklaştığı şu günlerde, milli şairimiz merhum Mehmet Akif’i bizler de bir kez daha minnetle analım, bu vesile ile…

 

Hatice Sarı yazdı

Güncelleme Tarihi: 25 Aralık 2013, 00:11
banner25
YORUM EKLE

banner19

banner13