Mehmed Akif o dizeleri neden yazdı?

Hayrettin Karaman, Yunus Vehbi Yavuz ve Süleyman Uludağ Bursa'da “Kur'an ve Asrın İdraki” panelinde konuştular.

Mehmed Akif o dizeleri neden yazdı?

 

Kur'an Araştırmaları Vakfı, Bursa'da “Kur'an ve Asrın İdraki” başlıklı bir panel düzenledi. Tayyare Kültür Merkezi'ndeki panele Prof. Dr. Hayrettin Karaman, Prof. Dr. Süleyman Uludağ, Prof. Dr. Yunus Vehbi Yavuz konuşmacı olarak katıldı. KURAV, Kur’an Araştırmaları Vakfı ismi altında Türkiye'de kurulan ilk vakıf. Uludağ Üniversitesi İlahiyat Fakültesi hocalarından Prof. Dr. Yunus Vehbi Yavuz'un kurucusu olduğu ve uzun yıllar başkanlığını yaptığı vakıf, 20. yılını doldurdu. KURAV, kurulduğu günden bu yana Bursa'da sayısız toplantı ve konferanslar düzenledi, ilahiyat hocalarının birikiminden halkın istifade etmesini sağladı ve halen faaliyetlerine devam ediyor.

KURAV Başkanı Prof. Dr. Abdülhamit Birışık, açılış konuşmasında 20. yıl münasebetiyle vakfın kuruluş amacına değindi, Kur'an'ın en doğru şekilde anlaşılması ve yorumlanması için çalışmalar yaptıklarını söyledi.

Kur'an daralmış olan hayatı insanlar için genişletmiştir

Panele katılan hocaların tamamı vakfın kurucuları arasında yer alan ve 20 yıl önceki ilk panele de katılan isimler. Aralarında yılların verdiği arkadaşlık olunca, samimi ve keyifli bir ortam oluştu biz dinleyiciler için.

Abdülhamit Birışık'ın yönettiği oturum, KURAV'ın ismini nereden aldığı, neden bu isimde bir vakıf kurulduğu sorusuyla başladı. Yunus Vehbi Yavuz Hoca, Bursa'da akademik hayatına başladıktan sonra hizmet etme düşüncesine sahip olduğunu söyledi. Kuran'ın sadece okunmak, ezberlemek ve kıraatını öğrenmek için gönderilmediğini, bu sebeple Kur'an üzerinde derin araştırmalar yapılması gerektiğinin bilincine varıp, ilahiyat çevresinden arkadaşlarıyla bu yönde bir vakıf kurmaya karar verdiklerini anlattı.

Vakfın kurucularından Süleyman Uludağ Hoca'nın anlattıklarına göre ise, 20. asrın başında özellikle Hindistan'da çağımıza göre Kur'an'ı yorumlama anlayışı ile Ehli Kur'an adı altında Kur'an'a dönme hareketi başladı. Süleyman Uludağ Hoca, bilmenin yanında uygulamanın da önemli olduğunu dile getirmek için, Abdullah İbn Mesud (r.a)'un şu çarpıcı sözünü paylaştı: "Kur'an-ı Kerim amel için gelmiştir fakat insanlar onu okumayı amel haline getirmiştir."

Süleyman Uludağ, panelin ismini Mehmed Akif'in "Doğrudan doğruya Kur'an'dan alıp ilhamı / Asrın idrakine söyletmeliyiz İslamı" dizelerinden aldıklarını söyledi. Konuşmacılara yönlendirilen sorular da bu dizelerin yorumuna ve Mehmed Akif'in düşüncelerine yönelikti.

Mehmed Akif o dizeleri neden yazdı?

"Kur'an ve asrın idraki neyi ifade ediyor?" sorusunu Hayrettin Karaman Hoca cevapladı. Taleb-i ilim için toplandığımızı, Allah'ın rahmetinin üzerimizde olduğunu söyleyerek sözlerine başladı Karaman Hoca. Öncelikle Mehmed Akif'in bu dizeyi niçin yazma gereksinimi duyduğunu, o dönemde ilhamın doğrudan Kur'an'dan alınıp alınmadığını sorguladı. Yerleşik Kur'an algısını anlatmak için hocalarından duyduğu şu sözü iletti: "Biz Kur'an'ı teberrüken okuruz" Teberrüken, yani sevap kazanmak için okumak. Hüküm çıkarmak ise müctehidlerin işi olarak addedilmiş. Onlar da hicri 4. asırda öldüklerine göre bizim işimiz, onların yazdığını okumak. Karaman, Mehmed Akif'in bu dizelerle aslında bu anlayışa isyan ettiğini söyledi. Şuna da dikkat çekti: "Akif, ‘2Kur'an dışındaki kaynakları atalım’ demiyor, ‘kapatılmış bir kapı var, onu açalım’ diyor."

2. soru, "Günümüzde fert ve toplum ahlakı ve Kur'an’ın bu konudaki rolü"ne ilişkindi. Süleyman Uludağ Hoca, 70 senelik hayat tecrübelerinin olduğunu ve o zamanki dinî hayatı da, şimdiki hayatı da gözlemleyebildiklerini söyledi. Hocaya göre, bardağın boş tarafını görürseniz hep karamsar yorum yaparsınız, fakat ihtiyatlı iyimserliği seçmemiz gerekir. Bu şekilde bakınca 50-60 sene içinde çok şeyin değiştiğini görebiliriz.

3 farklı İslam anlayışından söz etti Uludağ. Birincisi, hicri 4. asırdan itibaren taklide yönelen, teberrüken okuma yapan görüş. Hanefi ve Şafii mezhebi büyük ölçüde bu anlayışı sahiplenmiş. İkinci görüşe göre İslam'ı anlamada Kur'an ve sünnetten hüküm çıkarılabilir. Hanbeliler, Vehhabiler böyledir. Sonuncusu ise fıkıh ve sünneti bir kenara bırakıp, sürekli "Kur'an'da var mı?" diyen görüştür. Hocanın anlattıklarına göre, “Kur'an İslamı” denilen bu anlayış, mütevatir hadislerde, sahih sünnette olan hükümleri bile kabul etmiyor. Bu görüşleri naklettikten sonra kendi düşüncelerini açıkladı Süleyman Uludağ. Kur'an'a noktasına varana kadar bağlı olduklarını, sünnetin ise Kur'an'ın pratik kılavuzu gibi anlaşılması gerektiğini söyledi.

Din bozulur endişesiyle ictihad kapısı kapatılmış

Panelin bir diğer sorusu, "Kur'an ve İslam'ın bugünkü toplumsal olaylara getirdiği çözüm yöntemleri var mıdır yoksa Kur’an bir dönemin kitabı mıdır?" idi. Yunus Vehbi Yavuz Hoca, şu sözleriyle konuya açıklık getirdi: "Fıkıh kitabı Allah’ın kitabı değil, kulların kitabıdır. Müctehid âlimlerin yaşadıkları toplumların sorunlarına hitap eder. Çağımızda benzer sorunlar var ise, onlara da çözüm sunar. Ama o dönemki sorunlarla günümüzdekiler çoğunlukla aynı değildir. Değişen dünyada o hükümlerle meseleleri çözmek mümkün değildir. Bunun için ictihada ihtiyaç vardır. Mevcut İslam dünyası ise hüküm çıkarma metotlarını değil hükümleri kullanıyor."

Yavuz, dinin aslı bozulmasın diye, Osmanlı medreselerinde okutulan kitaplarda "Fakihlerin düşüncesi ayet ve hadislere tercih edilir" anlayışının var olduğunu söyledi. Bu fetvaların alınış gerekçesi olarak zikredilen endişenin yanında bir de şunu kaydetti Yunus Vehbi Yavuz: "Sanayi inkılâbına kadar toplum yapısı değişmediğinden ictihada ihtiyaç duyulmamıştır. Halbuki İmam-ı Azam'ın meselelere yaklaşım yolu çok farklıydı. Tabiun için, ‘Onlar da insan, ben de insanım’ demeseydi bugün Ebu Hanife adında bir imamdan söz edemeyecektik. Bediuzzaman'ın da pek bilinmeyen bir sözü var; ‘Kur'an'ın tefsiri olması gereken kitaplar Kur'an'ın yerine geçmiş’ der. ‘Âlim ve hocalar ne demek istedi’ yerine ‘Kur'an ne demek istedi’ diye düşünmek gerek."

Son olarak, fıkıh kitaplarının bir inci mesabesinde olduğunu fakat bunlara çağımızın problemleriyle ilgili hükümleri de katmamız gerektiğini kaydetti Yunus Vehbi Yavuz. Çünkü Kur'an kıyamete kadar gelecek tüm insanlar ve sorunları için çözüm barındıran bir kitaptır.

Hayatımızı anlamlandıran, önümüzü açan, vahye dayalı olan Kur’an’dır

Son soru Hayrettin Karaman Hoca'ya geldi. Mehmed Akif'teki ilhamın hangi meselelerde olabileceği soruldu. Hayrettin Karaman, öncelikle bilimin bizim için ne anlama geldiği, nasıl yaklaşmamız gerektiğini anlattı. Pozitivizmin kurucusu Auguste Comte çağları tasnif ederken en son bilim çağına gelir ve bu çağda bilimden başka bir ölçütün bulunmadığını ifade eder. Hocaya göre, Müslümanlar olarak bizim problemimiz ise "her şey, tüm bilimsel buluşlar Kur'an'da vardır" gibi algılarla bilime ifrat ve tefrit ile yaklaşmaktan kurtulamamak, bilimin selahiyetini koruyamamaktır. Oysa Kur'an'ın yerine bir başkasını ikame etmek mümkün değildir.

Hayrettin Karaman, Kur'an'ın çağımıza göre yorumlanması meselesini anlatırken insanın özünün değişim olduğunu, fakat insanın özünün değişmediğini söyledi. Değişen alât (aletler) ve adâttır (adetler). Hoca, yarattığı kulu en iyi bilen Allah olduğu için ve değişimi bildiği için bu konularda elimizi kolumuzu bağlamadığından bahsetti. Uluslararası ilişkilerle ilgili bir konu olan, gayrımüslimlerle ilişkilere değindi, örneklerle anlattı Hayrettin Karaman. Mazlumu kurtarmak için güçlü olmamız gerektiği ilkesinin hiç bir zaman değişmeyeceğini fakat savunmada kullanılan araçların değişeceğine dikkat çekti. Birçok sosyal meseleye de değinen Hayrettin Karaman Hoca'nın anılarıyla renklendirdiği konuşması, dinleyiciler tarafından beğeniyle takip edildi.

 

Ayşegül Sena Kara not aldı

Güncelleme Tarihi: 04 Haziran 2013, 12:53
banner25
YORUM EKLE

banner19

banner13