banner17

Medya nasıl kandırıyor?

Medya mesajı nasıl veriyor? Thomas sendromu nedir?

Medya nasıl kandırıyor?

Genç Akademi’de neler oluyor?

Genç Akademi’nin Yaz Dönemi Medya Akademisi ilk haftasını dolu dolu geçirdi. Görsel medya üzerinden ilerleyen, yazılı ve sözlü basının da yer aldığı programda; metin yazarlığı, medya okur-yazarlığı, alan dergiciliği, okurluğa başlangıç, kadın gözüyle habercilik, gençler medyada, sinema, televizyon yayıncılığı, internet haberciliği, belgesel, grafik tasarım, röportaj teknikleri, radyo yayıncılığı, söyleşi (Yıldız Ramazanoğlu), köşe yazarlığı, haberde fotoğraf kullanımı/fotoğraf okuma, haber etiği/haber okuma, küresel gazetecilik, sosyal medya ve atölye çalışmaları yer alıyor.

Ayşe Karaköse
(+)

Biz mi okuyoruz, medya mı okutuyor?

Ayşe Karaköse’nin sunumunu üstlendiği medya okur-yazarlığı seminerinde, görsel medyanın hayatımızdaki olumsuz kuşatıcılığından, TV ile verilmeye çalışılan mesajlardan ve medyanın insanlar üzerindeki yaralayıcı etkilerinden bahsedildi.

Kaynaktan çıkan haberin, medyanın istediği yönde, yüzde otuz ila altmış oranında değişime uğradığını söyleyen Karaköse, “Bu değişim medya kurumunun ideolojisi ve hassasiyetleri üzerine şekillenir; bu da demektir ki medya modern çağla birlikte bir kitle ikna silahına dönüşmüştür” şeklinde konuştu.

Bilinç altımızda Thomas sendromu

Eskiden bilgi iktidarın elindeydi; fakat matbaanın çıkışıyla birlikte bilgiye sahip olan iktidarı ele geçirmeye başladı. Medya bu bağlamda bilgiyi kaynağından ilk koparan araç olarak iktidar koltuğuna sağlam oturmuşa benziyor. Görsel medyanın özelde kendini hissettirmesi ile zuhur eden ve Thomas sendromu denilen ilk kitle ikna silahı ile insanlar, TV’de izledikleri herşeyi gerçek, diğerlerini yalan kabul etme hastalığına yakalandılar.

Özel TV kanallarının kurulmasından önce haberler protokol sırasına göre verilirken, ‘90 sonrası haberlerin verilişi reyting ve ilgi çekicilik yüzdelerine göre sıralandı. Kanallar, cinsel içerikli pornografinin yasaklanması sonrasında, şiddet içerikli pornografilerle istismarlarına devam ettiler. Amaçları toplum yararına çalışmak olmayan kapitalist medya, sokaktaki okumayan, düşünmeyen yığınların hayatlarına hükmetmeye başladı. Başkalarının acılarından haz alma psikolojisini gittikçe yaygınlaştıran dizi filmler ise kırdığı reyting rekorları ile istediği noktaya ulaştı.

Medya Akademisi
(+)

Sinema dünyasında ilk çekilen film olan ‘İsa’nın Çilesi’nden önce, dramatik kurgusu bile olmayan bazı film denemelerinde kullanılan bayan figürü, gayet kapalı ve cinsel içerikten arınmış olsa bile o dönem halk tarafından fazlaca eleştiri almış olup, filmde yer alan kare, kadın teşhirciliği ve müstehcenlik olarak algılanıp sansasyon yaratmıştı Amerika’da. Bu durumun hazmedilip normalleşmesi on yılları alırken, bizim için aynı şey söylenemedi. Modernleşme ve teknoloji konusunda yara almak için hiç olmadığımız kadar hızlı olduk.

Araç mesajın kendisi olur!

Hep dedik ya, “batının iyisini alıp kötüsünü bırakalım; teknolojisinden çalıp ideolojisinden beri olalım.” Bir şeyi unuttuk: Araç mesajın kendisi olur! En iyi mesaj alt metinde verilen mesajdır. Subliminal tekiniği ile reklamlara, yirmibeşinci kare tekniği ile sinema filmlerine yerleştirilen, gözün fark edemediği ama zihnin algıladığı yanılsamalar, insan beyinlerini istenildiği gibi uyuşturup ruhsuzlaştırdı.

Alt başlıklardan mülhem bilinçaltında profesyonel şekilde yer eden cinsel içerikli mesajlar, özellikle TVlerin becerisi ile, beynin güzeli ve çirkini ayırt eden noktasını (ki bu bölge aynı zamanda doğru ve yanlışı ayırt eden bölgedir) körelten bir afyon halini aldı. İnsanlar üzerinde kullanılan renklerden tutun da, saç şekli ve yüz ifadelerinin bile birer bilinçaltı mesaj taşıdığını -sanırım hiçbirimiz farkında olmayarak- izledik. Beyazın aklayıcılığına misal olarak; toplum karşısında açıklama yapan beyaz giyinmiş saçları derli toplu kadın örnekleri, siyasî propagandalarını beyaz kürsülerde beyaz gömleklerle yapan ak söylemli siyasetçiler söylenebilir.Hollwood Daha Beyaz Yıkar

Jacques Seguela’nın Hollywood Daha Beyaz Yıkar yapıtında bahsi geçen, kişilik olan marka ve star olan kişilik söyleminde olduğu gibi, medyanın reklama duyduğu aşkı aynı kategoride nitelendirebiliriz. Kitap her ne kadar iletişimi reklama entegre etse de, bizler eleştirel bakış açısıyla reklamın aslında insanın cebindeki paraya göz diken tuzaklar topluluğu olduğunu anlamakta gecikmeyiz. Buyurun mantığa bakalım; bizim sandığımız gibi program aralarını reklamlar doldurmaz, reklam aralarını programlar doldurur. Nasıl Omo çamaşırları daha beyaz yıkarsa, reklam da izleyicinin beynini bir güzel beyazlatır. Reelde kirlenmek güzeldir, fakat siz yine de reklamın cebinizi ve nefsinizi gıdıklayan etkisinden kurtulamazsınız. Reklamın iyisi kötüsü olmaz.

Hepsi bir yana, bir zamanlar televizyonun on iki yaş zekasına hitap ettiği gerçeği, ilerleyen yıllarda sekiz-dokuz yaşa düşmüştür. Zira insan zekası ortalama beş yılda bir genetik olarak ilerlediğinden, şimdilerde televizyonun aptal makinesi halini aldığını söylemek için müneccim olmaya gerek yok.

 

Mehlika Toyga uyandı, uyandırmak istedi

Güncelleme Tarihi: 28 Temmuz 2010, 17:10
banner12
YORUM EKLE
YORUMLAR
dilara
dilara - 8 yıl Önce

çok güzel, çok hoş, maşallh genç akademiye.

banner8

banner19

banner20