Medeniyet meselesi benim var oluş meselem

Sadettin Ökten Bursa’da konuştu. Geçmişte Mehmed Niyazi ve rahmetli Şakir Kocabaş ile bir medeniyet tasavvuru geliştirmeye çalıştıklarını söyledi..

Medeniyet meselesi benim var oluş meselem

 

Bursa, geçmişte nasıl Osmanlı İmparatorluğu için kurucu bir rol üstlendiyse, şimdi de Türkiye’nin kültürü için böyle kurucu bir görev üstlendi demek çok abartılı bir iddia olmasa gerek. Kendi iç yapılarında bir medeniyet/ kültür/ sohbet geleneğini sürdüren küçük küçük sohbet halkaları dışında, genele hitap eden bir sürü de etkinlikten geri kalmıyor Bursa. Bir yanda Birlik Vakfı’nın faaliyetleri, diğer yanda TYB Bursa Şubesinin faaliyetleri, öte yanda Haraççıoğlu Medresesinde sürüp giden etkinlikler…

Bu halkalara bir de Emir Buhari Kültür Merkezi’nin etkinlikleri eklendi. İyi ki de eklendi çünkü bu sayede Bursalılar bir kez daha Prof. Dr. Sadettin Ökten’i dinleme fırsatını buldu. Bu arada, bu çabaların hayat bulmasında emeği geçenleri kutlamamak, vefa bilmemek olur. Bu etkinlikleri organize eden kişileri isim isim saymak hem mümkün değil hem de çok şık olmayabilir. Tümü adına TYB Bursa Subesi Başkanı M. Baki Efe’nin adını anmakla yetinelim.

Bilenler biliyor ki Prof. Dr. Sadettin Ökten, imam hatip okullarının açılması için canla başla çalışan ve bu okulların açılışını görüp onlara bir nefer gibi hizmetten geri kalmayan Celalettin Ökten Hocanın oğlu. Yani, bir hizmet zincirinin halkası.Sadettin Ökten söyleşisi

Müslümanım, iddiam var!

Geçtiğimiz Cumartesi günü Emir Buhari Kültür Merkezi’nin konuğu olan Prof. Dr. Sadettin Ökten, her yaştan dinleyicinin yer aldığı sohbet halkasında medeniyete dair düşüncelerini paylaştı dinleyicilerle.

Medeniyet kurmuş bir toplum olarak şimdi içinde bulunduğumuz hali kabullenemediğini söyleyen Prof. Dr. Sadettin Ökten, sözlerini şöyle sürdürdü: “Müslüman bir aileden geliyorum. Medeniyet meselesi benim var oluş meselemdir. Yakın tarihimize baktığımızda ‘Bir gazetemiz olsa, bir yayınevimiz olsa, bir öğrenci cemiyetimiz olsa…’ diyorduk. O günlerden bugüne dönüp baktığımızda, bunların tümünün olduğunu görüyoruz. Evet, onların hepsi oldu ama biz olmadık. Olmadık çünkü bizde bir şey eksik: Medeniyet tasavvuru!”

Bir tasavvur nasıl oluşur?

Bu girişten sonra Prof. Dr. Sadettin Ökten, medeniyet tasavvurunun ne olduğunu anlatmaya, medeniyet tasavvurunun olması için kimlerin ne yaptığını örneklemeye başladı: “Rahmetli Şakir Kocabaş, Niyazi Özdemir ve bazı arkadaşlarla bir medeniyet tasavvuru geliştirmeye çalıştık. Bilindiği gibi, medeniyet tasavvurunun inşası için insan üç şeye yaslanır: İçgüdüler, duygular ve akıl… Ama bunlar da yetmez elbette. Tüm bunları yönetecek bir şeye daha ihtiyaç vardır. Önce kendini tanımalı ve tanımlamadır insan.”

İnsanın kendini bulma serüveninin çok da kolay olmadığının altını çizen Prof. Dr. Sadettin Ökten, sözlerini şöyle sürdürdü: “İnsanoğlu kendini tanımak, anlamlandırmak için durmadan soru sormuştur. ‘Bu dünya niçin var? Ben niçin varım?’ gibi… Bu soruları, peygamberler dahil tüm insanlar merak edip sormuştur. Bunlardan başka bir de ‘Ben ne biliyorum? Bildiklerim ne kadar doğru?’ sorularını sorar kendine. İşte bu sorular ve bu sorulara verilen cevaplar, medeniyet tasavvurunu oluşturur. Bu tasavvur insana ve topluma nasıl yaşaması gerektiğini öğreten bir sisteme dönüşür zamanla.

Bunu örnekleyelim: Mesela sizin tasavvurunuz size ‘hayır yapmayı’ öğütler. Yaptığınız bu hayrın da gizli kalmasını ister. Oysa Batı medeniyeti tasavvurunda ‘hayır’ diye bir kavram yoktur. Onlarda ‘çıkar, menfaat’ kavramı vardır. Diyelim ki onlar bir iyilik yaptı. Bu iyiliği değil gizlemek, tüm medyaya duyururlar. İşte bu, medeniyet tasavvurunun insanlardaki karşılığıdır.”

Sadettin Ökten söyleşisiMedeniyet tasavvurunun kaynağı ne?

Medeniyet tasavvurunun da durup dururken ortaya çıkmadığını söyleyen Prof. Dr. Sadettin Ökten, konuyla ilgili şunları söyledi: “Medeniyet tasavvurunun iki ana kaynağı vardır: Vahiy ve akıl. Mesela 19. yüzyılda Marks, aklını kullanarak böyle bir tasavvur geliştirdi. Medeniyet tasavvuru her durumda temel kabuller üzerine kurulmuştur. Akla dayalı tasavvur felsefî sistemi oluştururken, vahye dayalı tasavvur ise dinî sistemi oluşturur.”

Biçimsel özelliklerin zamanla özün önüne geçtiğine dikkat çeken Prof. Dr. Sadettin Ökten, bu konuyu açıklama sadedinde şunları anlattı: “Günümüzde din dendiğinde sadece ritüeller akla geliyor artık. Oysa din, ritüelleri de içine alan bir bütündür. Bu durum, günümüz Türkiye’si için de geçerlidir. Toplumun çoğunluğu, biçimi öz zanneder. Oysa öz dediğimiz şey, biçimi doğurur. Ama zamanla biçim o kadar tekrarlanır ki, toplum, biçimi öz zannetmeye başlar. Mesela küçüklerin bir saygı ifadesi olarak büyüklerin ellerini öpmeleri şeklinde ortaya çıkan ritüel, zamanla özünden uzaklaşmış,  bir tahakküm aracı halini almıştır.”

Medeniyet tasavvuru bir sistemdir

Prof. Dr. Sadettin Ökten, iki farklı medeniyetin insanların hayatlarında nasıl bir etki bıraktıklarını da şu çarpıcı örnekle anlattı: “ Medeniyet tasavvuru bir sistemdir ve bağlıları bu sistemi hem bilmeli hem de içselleştirmelidir. Aslında, bir şeyi bilmek ve içselleştirmek de yetmez. Buna bir de iman etmek gerek. Çünkü insan, inanmadığı bir şeyi ilanihaye yapamaz. Bu yüzden medeniyet tasavvurunun toplumsal hayata inmesi gerekir. Bu tasavvurun toplumsal hayata inmesi için de toplumsal mutabakat gerekir. Toplumsal mutabakatı belirleyen de o toplumun aydınlarıdır. Toplumun tüm kesimleri bu konulara kafa yoramaz. Toplumun aydınları kafa yorar, onlar mutabakatı sağlar ve toplum da bu konuya uyar.”

Şu an AVM’ler konusunda bir toplumsal mutabakat var

Prof. Dr. Sadettin Ökten, toplumsal mutabakatın bir hayat tarzı olarak kendini gösterdiğini söyleyerek konuya AVM’ler örneğinden baktı: “Toplumsal mutabakatın sadece kabulü yetmez, bunun bir de iradeye dönmesi gerekir. Her ne kadar yüksek sesle ifade edilmese de, şu an AVM’ler konusunda bir toplumsal mutabakat var. Sakallı hacı dayı da, mini etekli genç kız da AVM çatısı altında olmaktan mutlu. Bu, söze dökülmemiş bir toplumsal mutabakatın iradeye dönüşmüş halidir. Ama şunu hesaba katmıyorlar: AVM’ler, Batı medeniyetinin tasavvurudur ve tüketimi özendirmektedir. Kendi tasavvurumuz yoksa başkasının tasavvuruna uymak zorunda kalırız.”

Batı medeniyet tasavvurunun yansıması olan tasavvurun tüketimi körüklediğini vurgulayan Prof. Dr. Sadettin Ökten, bu tasavvura karşı bizim kanaat tasavvurunu hayata aktarmamız gerektiğini şu örnek üzerinden açıkladı: “Kapitalist sistem tüketimi köpürtür. Bizim medeniyetimiz ise kanaati hayat tarzı olarak öneren bir sistemdir. Bizim tasavvurumuzu çok iyi anlatan bir örnek: Nurettin Topçu ve eşi, Abdulaziz Bekkine Hazretlerinin kendilerine verdiği ayakkabıyı yirmi sene boyunca dönüşümlü olarak giymişlerdir. Bu durum parasızlıktan kaynaklanan bir durum değildir, medeniyetlerinin kendilerine verdiği ahlaktır. Diğer yandan, kapitalist tüketim sistemi, bırak bir ayakkabı olmasını, dört ise beş, beş ise altı olmasını teşvik etmektedir.”

Prof. Dr. Sadettin Ökten, medeniyet tasavvurunun her yerde kendisini gösterdiğini şu sözlerle anlattı: “Medeniyet tasavvurunun izleri her yerde ortaya çıkar. Eğer senin medeniyet tasavvurun gündelik hayatını düzenlemiyorsa, o hayatı başkalarının tasavvuru düzenler.”

Prof. Dr. Sadettin Ökten, hayır dualar ederek ve kendisine dua talep ederek sohbetini sonlandırdı.

 

Ahmet Serin notlarını aktardı

Yayın Tarihi: 07 Ocak 2013 Pazartesi 14:55 Güncelleme Tarihi: 07 Ocak 2013, 22:01
banner25
YORUM EKLE
YORUMLAR
ahmed
ahmed - 9 yıl Önce

Konuşandan da, dinleyenden de, yazandan da, okuyandan da Allah razı olsun.

banner19

banner26