banner17

Medeniyet krizi sinema ile aşılır!

"Sinemadaki geleceğimiz" başlıklı oturumda Tarık Tufan'ın moderatörlüğünde Yusuf Kaplan, İhsan Kabil ve Ali Murat Güven ne konuştular?

Medeniyet krizi sinema ile aşılır!

İnsan Ve Medeniyet Hareketi’nin sinema grubu 31 Mart Çarşamba akşamı, kurumda her ay düzenlenen Haber Veri Yorum programı adı altında "Sinemadaki Geleceğimiz" konulu bir oturum düzenledi. Konuşmacılar Yusuf Kaplan, İhsan Kabil ve Ali Murat Güven idi.  Oturumun genel olarak keyifli geçtiğini söylemek mümkün.

(+)

Alanında bu kadar öne çıkmış bu isimleri bir arada görmek ve konuşmalarının birbirlerinin bıraktıkları yerlerden devam etmesi, dinleyenin zihninde bir yere oturması açısından önemliydi. İşin teorisine ve pratiğine dair yapılan konuşmalar sonucunda, sinemada gelinen noktayı görmek daha da kolaylaşıyor.

Yusuf Kaplan: Medeniyet krizi sinema ile aşılır

Moderatörlüğünü Tarık Tufan’ın yaptığı oturum iki tur halinde gerçekleşti. Birinci tura ilk konuşmacı olarak başlayan Yusuf Kaplan, söze köşe yazılarında da sıkça değindiği medeniyet krizi bağlamından hareketle başladı. Kaplan konuşmasında kriz meselesini uzun uzun anlatırken, konuklar şimdi konuyla bunların ne alakası var deyip içlerinden hayıflanacakken Kaplan, sözü sinemaya getirerek krizin ancak sinema ile aşılacağı tespitinde bulundu. Bunu söylerken sıradan bir tespitte bulunmadığını, aksine bu işe yıllarca kafa yormuş biri olarak konuştuğunu ifade etti. Sinema alanında iş yapmak isteyen insanların sadece bu alanda bilgi sahibi olmalarının yeterli olamayacağını, felsefeye, sanata, düşünce tarihine mutlaka vakıf olunması gerektiğini vurguladı.

İhsan Kabil: Sinema hem “imkân”dır hem “imtihan”

Birinci turda, ikinci konuşmacı olarak söz alan İhsan Kabil, Sinemanın ne olduğu üzerine genel değerlendirmelerde bulundu. Biz Müslümanların sinema sanatını bir imtihan ve imkân olarak görmemiz gerektiğinden, göstermecilik ve gerçekçilik kavramları üzerinden düşünerek, neyi, ne derece gösterebileceğimizi düşünmemiz gerektiğinden bahsetti. Batının seyirciye gösterme konusunda sorun yaşamadığını, fakat bizim mahremiyet kaygılarıyla yaşayan insanlar olarak, sokakta gösterilebileceğin ötesine geçemeyeceğimizin altını çizdi.  Sinema alanında pratik anlamda iş yapacak kişilerin ortaya koyacakları yapıtlarda bir şeyi illa göstermekten ziyade, nasıl göstermeliyim üzerine kafa yorması gerektiğini ifade etti. Var olan sinema dilini yakalamak gerektiğinden bahsetti. İran Sinemasını dengeyi yakalamış olarak tanımlayan İhsan Kabil, süre kısıtlılığından dolayı bunu açmaya fırsat bulamadı.

(+)

Ali Murat Güven: Bizimkiler birbirini beğenmiyor

Üçüncü konuşmacı olarak söz alan Ali Murat Güven, son zamanlarda sıkça yaşadığı camia hezeyanlarından bahsederek, ortamın samimiyetine katkıda bulundu. Dinlerken gerçekten üzüldüğüm bu hayıflanmaları, kırgınlıkları son zamanlarda neredeyse her sektördeki insanlardan duyuyor olmak beni kaygılandırdı. Güven, Sinema alanında yapılan eserlerin sayısal noktada ulaştıkları reytingleri açıklarken, az izlenmiş çok gişe yapmış kriteriyle neye ulaşabileceğimiz sorusunu da zihnime düşürdü. Bizim mahalleden diye ortaya çıkan esere teveccühün, -bu yapıtların bir kısmının da ticari kaygısı olduğu düşünülecek olursa- kaliteye mi, yoksa sadece camia kaygılarına mı hizmet edeceğini kim bilebilir ki?

Sonraki nesil sinemayı ileriye taşıyacak

İkinci turda sözü tekrar Yusuf Kaplan’a veren Tarık Tufan, sinema üzerine yapılanlar söylenenler nasıl olmalı sorusu üzerinden devam etmeyi önerdi. Kaplan birinci konuşmasına atıflarda bulunarak, imkânların kısıtlılığına rağmen bundan beş - on sene sonra ortaya çıkacak ekiplerin varlığından ve bu insanların ortaya koyacakları yapıtların bugünkünden çok daha güzel olacağından bahsetti. Üniversitede sinema alanında yapamadıklarını farklı gruplarla farklı ortamlarda daha iyi yapabildiğine işaret eden Kaplan yarınlardan umutlu her şeye rağmen.

Sinemaya destek gerekli mi?

İhsan Kabil, sözü aldığı ikinci turda bir insan ömrünün kısıtlılığından ve bu dünyada bir hayat şansı olduğundan bahsederek teorinin ötesinde sinema alanında pratik anlamda ortaya koymayı amaçladığı projelerinden bahsetti.

 

Verilen mücadele hem karşımızdakiyle hem de kendi içimizde

Son olarak sözü alan Ali Murat Güven, kendi gazetesinden kendisine yapılan hakareti izah ederken; masalarını taşıdığı, kuruluşuna emek verdiği gazetesine sitemlerini de zikretti. Kurumlara yüklenen bunca anlama rağmen, kişinin karşısındakiyle mücadelesinin yarısını da kendi insanıyla vermesinin ortaya çıkardığı tezada da değinmeden geçemedi Güven.

Vaktin hayli ilerlemiş olmasından ve soruların çokluğundan dolayı soru cevap faslı yapılamadı ve oturum dua ile kapatıldı.

Hacer Kor heyecanla gitti, keyifle dinledi ve zihninde kalanları yazdı

SİNEMANIN NERESİNDEYİZ?

Semih KaplanoğluSemih Kaplanoğlu Bal’ıyla Altın Ayı aldı, militarist Amerikan zihniyetinin tasallutu altındaki 2010 Akademi Ödülleri geçti, Avatar müthiş bir 3D tecrübesiydi derken konu nedense dönüp dolaşıp sinemaya gelir oldu. Aslında böyle olmaması gerekiyordu. Bizim konuştuğumuz sinema; bizim yaptığımız, arka planında bizim olduğumuz ve bizimle ilgili tecrübelerden kaynaklanan sinema olmalıydı. Henüz öyle değil belki ama daha dün İnsan ve Medeniyet Hareketi Haber Veri-Yorum söyleşisinde gördüğüm bu konunun söz sahipleri, ülkemizde sinemanın geleceğinden gayet ümitliydiler.

Uzak İhtimal’in senaristi Tarık Tufan, sinema teorisyeni İhsan Kabil, Yeni Şafak yazarı ve araştırmacı Yusuf Kaplan ve gazeteci-yazar Ali Murat Güven’in katılımıyla 31 Mart’ta düzenlenen söyleşiden bahsediyorum elbette. Akşam sekiz demeden, Eyüp demeden gelmiş bir salon insan; dinledik, düşündük, feyiz aldık.

İlim, İrfan, Hikmet= Medeniyet

Son zamanların çokça takip edilen televizyon programı Kafa Dengi’nin moderatörü  Tarık Tufan burada da masanın ortasında yerini almış, önünde notları ve her zamanki sevecen tavırlarıyla sohbeti yönetiyordu. Hemen sağında Yusuf Kaplan, ilim – irfan – hikmet üçlemesiyle medeniyetin oluşum ve dışavurumu sürecini özetledi ve hakikati anlama çabasına değinerek başladı konuşmasına. Sinema aracılığıyla hakikat/mana ve suret arasındaki ilişkiyi kuruşumuzu anlattı. Medeniyetlerin krizleri aşarken içinden geçtiği zamansal süreçleri, bu süreçler içinde sanatın çözümleyici rolünü açıklarken, çeşitli sanatların bu devinim içinde nasıl rollerini bir birlerine bıraktığını da anlattı. Şiirin, resme ve mimariye, sonrasında fotoğrafa ve en sonunda filme dönüşmesini krizlerin çözümü bağlamında açıkladı.

Evrende bir mana aramak

İhsan Kabil sinemayı tanımlamak ve zihinlerimizde onu olması gerektiği gibi ikmal etmekle başladı sözüne. “Hayatı taklit etme içgüdüsünün daha bire bire yakın ve soyut dille dışavurumudur” tanımını yaptı. Yani film, evrende bir mana arayışının somutlaştırılması olan sanatın en tecrübeli, kapsamlı haliydi. Bu da onu Allah’ın bize verdiği bir imkan ve dahi imtihan konumuna getiriyordu. İmtihan derken sinemanın sınırlarını kastetmişti İhsan Hoca. En mühim iki niteliği ifşa ve gerçeğe en yakın soyutluğu teşkildi sinemanın; ama en tartışma yaratan sorunsal da burada çıkıyordu karşımıza: Ne, ne kadar ifşa edilebilirdi/edilmeliydi? Amerikan sinemasına bir dönem hakim olmuş etik kod anlayışını anlattı ve sonra Müslüman zihinlerin bu ifşa mekanizmasını hangi boyutlarda algılaması ve uygulaması gerektiğine değindi.  Soyutlamanın, imgeselliğin önemini vurguladı ve sinemaya siyasetin medhalinin en dengeli olduğu coğrafyanın İran olduğunu söyleyerek sözünü tamamladı.

Çarpıcı istatistikler

Ali Murat Güven kendi penceresinden baktı konuya ve medyada sinema algısıyla ilgili çok çarpıcı  gerçeklerle yüzleştirdi bizi. Verdiği istatistikî bilgiler şaşırtıcı olmakla beraber elbette üzücüydü. Zira iki milyon küsur izleyici Issız Adam’ı izlerken, Uzak Uzak İhtimalİhtimal’in seyirci sayısı yaklaşık otuz binde kalmış. ‘Gidip de gelmemekten’ dem vurdu, Müslümanlık ekseninden çıkan sinema algısını, sınırları bilmemeyi eleştirdi. Bundan da mühimi hala bazı insanların kafasında “İslamcılar film yapmalı mı yapmamalı mı” gibi çağ dışı sorulara yer olmasına sitem etti. Aslında tam da zihinlerimizi meşgul eden sorunları dile getirdi. Ağzına sağlık.

Söyleşinin devamında sinemanın ve dahi sanatın her alanının bazı kesimlerin tekelinde olmasından duyulan ortak sıkıntı paylaşıldı. Gençlerin bunu kırma yolundaki hevesliliğinden, hocalarımızın yeni nesiller yetiştirme konusundaki çabalarından bahsedildi.

Heveslendik, heyecanlandık, teşvik olduk. Hocalarımız sağolsun, sinema konusunda bizim de bir şeyler yapabileceğimize ve yapmamız gerektiğine inandık. Haydi hayırlısı. 

Begüm Kahraman değerlendirdi

 

Güncelleme Tarihi: 08 Nisan 2010, 13:26
banner12
YORUM EKLE
YORUMLAR
zeliha akkaya
zeliha akkaya - 9 yıl Önce

hakıkaten adrenalın dolu anlar yasadık:)

Melih Koşucu
Melih Koşucu - 9 yıl Önce

Şu çağda da herşeyin "İslami"si çıkmaya başladı ortaya. Sinemayı "bizim" kılmaya çalışıyoruz ama, önce durup sormalı; acaba sinema ne kadar bizden?

mahmut diyen
mahmut diyen - 9 yıl Önce

bir ömürlük adrenalini bir panelde harcadık.

taner sabancı
taner sabancı - 9 yıl Önce

...iyi sinema yapmak bir şeylerin sonucu mudur yoksa o bir şeyleri mi oluşturur? Sonuçlar sebep gibi algılanılıyor ve düşünceler bu şekilde biçimleniyor. Yapmayalım bizler daha doğrusu BEN yaşamama bakayım

taner sabancı
taner sabancı - 9 yıl Önce

Kavramsal karışıklıkların olduğu aşikar bir gerçek. Yusuf Kaplan hocamızın çalışmaları ve gösterdiği çaba tabikide iyi niyet barındırmaktadır. Benim ısrarla üzerinde durmak istediğim nokta kavramların açılması hususundadır. Medeniyet nedir? Bilen var mı? Asıl sormak istediğim soru ise şu Yusuf Hoca daha önce medeniyet krizinin olmadığı bir zamanda yaşamış mı? Herhalde yaşamış. Evet evet yaşamış ve o zaman zarfında öyle güzel sinemalar yapılmış ki...

aa
aa - 9 yıl Önce

sinema ile aşılacak bir medeniyet krizimiz varsa iyi.. fakat sinemanın açacağı yoldan ne hayır gelir orası meçhul. beyefendinin de zikrettigi gibi sinemanın sonuç, meyve mertebesinden saik mertebesine yükseltilmesi abartıdan ileri gelmektedir kannatindeyim..

hacer kor
hacer kor - 9 yıl Önce

internet ne kadar''bizim''se sinema da o kadar ''bizim''. Siz nasıl interneti bir imkan olarak görüp onun üzerinden haber-yorum yapıyorsanız bu insanlarda başka bir imkan olarak sinema üzerinden söz söylüyorlar. Bütün bu konuşulanları herşeye bir islamilik katma çabası olarak görmek bana biraz kolaycılık gibi geliyor. En nihayetinde camiaya lüks otel tatili alternatifi üretmenin ötesinde bir kaygı var ortada.

mehmet çalışkan
mehmet çalışkan - 9 yıl Önce

açıkcası benim kafam çok karışık. Yani bu açmazdan bir şekilde kurtulmalıyız da sinema batılı bir materyal değil mi burada biz şimid bunu düşmanın silahıyla silahlanmak olarak mı algılamalıyız. sinema medeniyet telakkimizde nerye oturuyor? Öte yandan Yusf Kaplan taş gibi müslüman adam sinema deyip duruuyor! Bir hikmeti var mıdır gerçekten. ya hakikaten kafam karışık. şimdi insanlar sinema izlediklerinde bunun islama ve müslümanlara nasıl bir faydası olacak.

banner8

banner19

banner20