banner17

Maksat varmak değil 80 km yürümekti

Faik Öcal, muhteşem Necef – Kerbela yürüyüşünde son gününü anlatıyor.

Maksat varmak değil 80 km yürümekti

 

Necef-Kerbela Üçüncü Günün Yürüyüş Notları (13 Ocak 2012)

1. Bin beşinci direk, 06: 45. Hava çok soğuk, üzerimde pardösüm olmasına rağmen üşüyorum, tiril tiril titriyorum.

2. İslam’ın hakiki sesini bulmak ve yankısı olmak için düştüm yollara, kendimi buldum burada.

3. Kalmasın içimde hiçbir çıkmaz sokak. Kerbela yolu dahi geçsin içimden Kâbe’ye, Beytullah’a. Ait olduğu yere dönsün Ehli Beyt, kalksın feryat û figanları Kerbela çölünde.

4. Bir çay alıyorum, yürürken içiyorum. Birden Hicret ediyorum Mekke’ye. Yine elimde bir çay, içerek yürüyorum.

5. İnancıma en çok zarar veren, inancımdan en çok beslenen oluyor nedense.

6. Birçok yerden hoparlörden okunan Kur’an sesleri geliyor.

7. Birileri sırf menfaati için hakkı, hakikati çarptırıp duruyorsa, kalamam yerimde, duramam yatağımda, vururum kendimi yollara.

8. İlk defa yaşadığım böylesine ağır bir yorgunluk, hayatı derinden yakalamama neden oluyor aynı zamanda. Bu yorgunluk, yaşadığımı hissettiriyor. Bu yürüyüşten bana kalan, canlı bir insan olduğum ve yaşamın emanet edildiği gerçeği.Kerbela Yürüyüşü 2012

9. El arabasıyla çocuğunu taşıyan annenin görüntüsü pek etkiliyor beni.  Bir gence gözüm takılıyor, annesini taşıyor Kerbela yolunda. Mesajı alıyorum.

10.  Bir zamanlar yerin göğün büyük bir utanç duyduğu bu topraklara ben de bütün günahlarımı döksem, bundan sonraki yolculuklarıma öylece devam etsem…

11.  Sahra çölleşiyor ayak parmaklarımın ucunda. İnsan bir başkası olarak evvela peygamberin canına kastediyor. İnsanlık peygamberin ah’ını alıyor. Kıyamet mahşerle uzlaşıyor. Varlığım eridikçe eriyor aşk vadisinde, yorgunluk noktasında. Zerreden daha küçük ne olabilir?

12.  Bana sadece Allah yardım edebilir. Allah’tan başka, başkasına muhtaç olmadan varlığını devam ettiren bir başka varlık yok. Acizliğimin zirvesindeyim.

13.  Peygamberin Taif ıstırabı karışıyor kanıma, kök salıyor yorgunluğuma. Mahzun bir çocuk gibi mütevekkil...

14.  İbrahim’e serin olan ateşten nasibi var mı ayaklarımın?

15.  İsmail’in teslimiyetine ulaşmak için değil mi bütün bu çileler, yolculuklar ve arayışlar. Dost, hiç kimseye belli ettirmeden bir başkasına hissettirmeden Hakka gidendir, hakikate hürmet edendir. Nerede böyle dostlar, dostluklar. Yanımda olsalardı, aradığımda bulsaydım, şimdi yollarda olmazdım, yolculuk yapmasını bu kadar sevmezdim. Bir şekilde bağlanırdım bir yere bir dost yüzünden.

16.  Yorgunluğum, yeryüzüne ait bir insan, alelade bir dünyalı olduğumu hatırlatıyor. Elveda İsa peygamber…Kerbela Yürüyüşü 2012

17.  Kalemim kan kaybediyor, bilhassa geceleri, uyku galebe çalmışken içimdeki gizli mahşerde. Elim kolum kırılmış içten içe. Eskisi gibi rahat hareket edemiyorum, zamanım daralmış, vaktim azalmış, görüyorum. Kopmuş damarlarım görünmez köprüleriyle ayaklarından. Uzun ve ince bir sızıymış yol, yanan ayak tabanlarımda.

18.  Bin elli dokuzuncu direğin tam karşısında yolun kenarına çekiliyorum, iki rekat işrak namazı kılmak için.

19.  Attığım her adım yükümün ağırlığını hissetmeme sebep oluyor. Başımı kaldırıyorum, sabah kuşlarımı göremiyorum. 97 Ocağından kalma bir kış güneşi başıma vuruyor, beynime işliyor, sızım sızı. Kar yatağına bırakmak istiyorum yorgun bedenimi ya da kan yatağına.

20.  Nedense dost oklar saplanıyor bedenime. Şimdi Kerbela yolunda yerden yere vurduklarım, içten içe çekiştirdiklerim, pek yakınlarım oluyor, yakınlardan kesiliyorlar. Annemin nasırlarında eriyor zaman, babamın gözlerinde boğuluyor asuman, dostlarsa pazarda görsünler hesabı bugün var yarın yok, akla ziyan.

21.  İlginçtir, ayak ağrılarımın eksildiğini hissediyorum.

22.  Ali ile Necef’teki evinde tek bir gece sohbet etseydim de bütün bir ömrüm Kerbela yolunda yürüyerek geçirseydim.

23.  Gözlerim kanlanıyor görünmez bir aklıkta. Kana dokunuyorum. Küfe mescidinden kalma hüzne yakalanıyorum. Ellerime bakıyorum, Ali’nin kanı, hep mihrabında bir başına.

24.  Kerbela’daki Yezid’i ortaya çıkarsam her veçhesiyle, belki ileride yeni Yezidilerin önüne geçebilirim, kendimce.

25.  Bölünmüşlük Hicri takvime yansımış. Muharrem Şia’nın, Ramazan Ehli Sünnet’in… Doğrusu, böyle bir bölünmüşlük yaşanıyor farkında olmadan, yaşatılıyor. Yanlış. Bu bölücülüğe Şialar sebep oluyor farkında olmadan. Allah, bin geceden daha hayırlı dediği Kadir Gecesini Ramazan’da anmıştır. Ama Şiiler nedense her olayı Muharremle, Kerbela ile ilişkilendiriyorlar. "Biz onu (Kur'an'ı) Kadir gecesinde indirdik. Kadir gecesinin ne olduğunu sen bilir misin?  Kadir gecesi, bin aydan hayırlıdır. O gecede, Rablerinin izniyle melekler ve Ruh (Cebrail), her iş için iner dururlar.  O gece, esenlik doludur. Tâ fecrin doğuşuna kadar." (Kadir Suresi) Bu ayeti kerimeleri dahi Ehli Beyt’i katleden Emevilerin bin aylık iktidarlarının sona ermesiyle ilişkilendiriyorlar.

26.  Adamın biri bir kâğıt uzatıyor bana. Telefon numaranı yaz, işareti yapıyor. Kim bu adam? Neden telefonumu istiyor? Kâğıda yazıp veriyorum numaramı.

27.  Bütün asli ve yüce sözlerimi yollara saklıyorum, yollarda sarf etmeliyim. Söz ola, götürür hakka, ulaştırır hakikate. Allah’ım çıkar beni böyle bir sözün yolculuğuna, araştırıcısı kıl beni böyle bir sözün.

28.  Ruhumla nefsim arasındaki son köprü sallandıkça sallanıyor. Hakikat açık, aşikârdır. Ondan geldik Ona döneriz biz, ölmeden evvel ölmeliyiz biz.

29.  Rabbim, Senin razı olduğun bir kulu olmayı nasip et.

30.  Aslına avdet etmişti Hür, içinde fırtınalar onu rahmetin kapısına getirmişti. Şirk ordusunun ‘galip’ bir komutanı olmaktansa, Hüseyin’in yanında ‘mağlup’ bir mümin olmayı tercih etmişti. Böyle bir şeyi ancak Hür bir insan yapabilir.

31.  İnanan insan yazdıkça derinleşir, anlamlaşır, bağlantılar meydana getirir, bağlantıları birbiriyle ilişkilendirir, sarih olur, net görür, açık olur. Dosdoğru olur yazdıklarıyla. İnanmayan insan yazdıkça şüphelenir, içinden çıkılmaz bir hal alır, giriftleşir, muğlâklaşır, belirsizleşir. Bir labirente dönüşür yazdıklarıyla.

32.  Bedenim sınırlı olsa da, ruhumun imkânları sınırsız. Allah’ım ruhumun bütün imkânlarını kullanmayı nasip et.

Kerbela Yürüyüşü 2012

33.  İki kadın görüyorum, çarşaflarının uçlarını birbirlerine bağlayıp öyle yürüyorlar.

34.   Yolda birçok yerde kundaklar görüyorum, içinde temsili bebekler. Hep aynı acı: Ali Asgar, altı aylık ömründe hep öyle beklemekte. Yanından geçenler dokunuyor beşiğe, teberrüken.

35.  Daha dört yüz elli direk var, beş-altı km de direksiz, normal yol. Takriben eder altı yüz direk. Yani 20 km. Başım dönüyor.

36.  Güneşle savaşıyorum, bir an evvel Ali’nin gecelerine kavuşmak istiyorum. Geceler, geride kalmış olsa da. Fakat evladının kanına bulanmış yankıları ileride. Gecenin zifiri karanlığından, gündüzün kahrına kanına bütün bu yol, zahmet.

37.  Hüzün ve sıkıntı yağmurları yağıyor sineme gizlenmiş çöllere. Burası Kerb û bela, asıl yalnızlık yurdu kanla kutsanmış. Asil münzevilerin yolu düşer buraya. Yolu buradan geçen daha da iflah olmaz, kurtulmak istemez kendinden, yâdından ya da yoldan. Burası haşri içselleştirip sükûta gark olanların yurdu, burası Kerb û bela.

38.  Ayaklarıma geliyor ölü hatıralarım, sevgimden geçmezdim can çekiştiğim yerde. Kendimi ayıklıyorum geçmişimden bir solukta. Yaşanmışlık bu topraklarda, yoksulluk fakirlik içinde. Yaşanmışlık düşler ülkesine uğurlamak sevgiyi, sevgiliyi.

39.   Bin yüz ellinci direkteyiz, kafilenin toplanmasına elli direk kaldı. Bir toplansak. Saat erken daha… 08: 33. Biliyorum Allah’ım, beni mutlak olarak hür bıraktın, özgür yarattın. Sen yine de müdahale et bana, bilhassa zor durumlarda kaldır beni, değmesin ayaklarım yere, kalmasın izim hiçbir yerde. Nefsimle, kendimle baş başa bırakma hiçbir surette. Kendinle sıkı tut, kendinde tut.

40.  Bir arkadaşım Kerbela toprağını istemişti benden. Unutmamalıyım.

41.  De ki, adam Meşhet’ten çıkıp gelmiş, herkes yapamaz böyle bir şey.

42.  Kerbela, gariplerin yeryüzüne vurmuş sızısı, ağrıyıp duran.

43.  Neresi burası? Ne arıyorum burada? Bu iki soru bilinçaltımda hiç rahat bırakmıyor beni. Yanıt verdiğim, sükûnete kavuşturup ortadan kaldırdığımı sanıyordum. Gündüz yorgunluğunun en demli saatlerinde, gece uykusunun en ağır vakitlerinde cellat kesilip karşıma çıkıyor bu iki soru. Ben doğru yerdeyim, doğru yoldayım, o zaman ne demek oluyor bu şüpheli haller, zor sorular.

44.  Sanki bütün bir ömrüm bu yolda yürümekle geçmiş, Kerbela’da doğup Kerbela’da ölmüşüm, ölümümle gelen anılarım yollara düşmüş, üşümüş ürpermiş ve solmuş hatıralarımın peşine düşmüş. Biliyorum, bütün bu yaşadıklarım anlık bir rüya, geçip giden toz duman, çöle vuran kargı, eyvanında bir sanrı.

45.   Bütün bunları yazmayacak olsaydım, çıkar mıydım yollara hiç, katlanır mıydım bu yorgunluğa? Fakat şunu da biliyorum, kayıt altına alınmasaydı yaşamım, durmazdım yine yerimde ben, alıp başımı giderdim kendiliğinden.Kerbela Yürüyüşü 2012

46.  Kaderimde ne ile imtihan ediliyorsam, o şeydir beni buralara getiren. Elbette vardır her insanın kaderinin bir sırrı, ya içte kanayan dört duvar arasında hapsolunan ya da dışa vurulan yollara savrulan.

47.  Çocuğunu çarşafına bağlayan kadını görüyorum. Kaybetmemek için.

48.  Sonumu bilmeliyim, encamımı kalem kalem çizmeliyim, satır satır okumalıyım, ince ince dokumalıyım. Konarsa ölümün kanatları bir yüze, tebessüm eder ağaçlarında sabah kuşlarım. Vurulurum sonumla her bir adımda, yürürüm encamıma, yaratanla bir.

49.  Başkalarına benzememeliyim; çünkü hiçbir düğüm aynı biçimde atılmamıştır, gitmeliyim, hep gitmeliyim, sonuna kadar, ne pahasına olursa olsun, elden ayaktan düşene dek.

50.  Necef sınırlarıyla Kerbela sınırını birbirinden ayıran kontrol noktasındayız. Güvenlik görevlileri kadınları ayrı bir yöne yönlendiriyorlar. Üst-baş kontrolleri daha ciddi yapılıyor.

51.   Kaderimin ellerini üzerimde hissediyorum, yazgımın elleri bedenime dolanmış, ruhumda hissediyorum sonsuzluk gibi gür yankısını. Âli bir tabakaya gerilir ruhum, arza değer başım, arza geçer ayaklarım, orta yerde kalbim.

52.  Herkesin üzerinde kalın bir toz tabakası oluşmuş. Kaşların üzerindeki tozlar insanlara bir lahitten kalkmış izlenimi veriyor.

53.  İlmiyle amel etmeyen her müminle arama Kerbela yolunu koyuyorum.

54.  Bin iki yüzüncü direği görmek çok güzel bir duygu. Tebrik ediyorum kendimi. Buraya kadar gelebildimse, yolun sonunu gelir artık. Şükürler olsun Rabbim. Saat, 09: 10. Boş bir yer bulan, bırakıyor kendini hemen, boş bir çuval gibi yığılıp kalıyor. Kafileden geri kalanları bekliyoruz. Yemek, içmek, sohbet…

55.  Espriyle, tam karşımda uzanmış yatan gence, “Annemi özledim” diyorum. O ise, “Ben ne annemi ne eşimi ne de iki çocuğumu (uşak diyor çocuğa) özledim.” “Neden?” diyorum. “Çünkü yıllardır bu özlem içindeyim, onlar hiç aklıma gelmiyor.”Kerbela Yürüyüşü 2012

56.  Hacı Kurban tam karşımda, gelmiş demek ki. Nasıl geldi acaba? Yürüyerek mi, araçla mı?

57.  Baktım adamın elinde Halley çikolataları var, önüne gelene veriyor. Bir tane de ben istedim. Sağ olsun, verdi. Hayatı, yaşamı oldum olası sevdim.

58.  Ayaklarıma ağrı kesici krem sürüyorum.

59.  Espriyle, “Yaşlılık ne zor şeymiş!” diyorum. Yaşlı bir adam, “Desene biz ölmüşüz” diye karşılık veriyor, herkes gülüyor.

60.  Kafileden Salman, Ehli Beyt’in Şialığını şu ayetle savunuyor. "Ey Ehl-i Beyt, Allah sizden har türlü kiri gidermek ve sizi tertemiz bir hâle getirmek istiyor. Siz de Allah ve Resulünün emirlerine itaat ederek temizlenin." (Ahzap; 33). Sonra da buraya gelirken başından geçen bir olayı anlatıyor. Habur’da pasaportunun İstanbul’da unutulduğunu öğreniyor. Bekletiyorlar orada. Hemen birileri devreye giriyor. Bir, iki gün içinde pasaportunu getiriyorlar. Hiçbir şey anlamadığımı görünce, açıklıyor. “İmam Hüseyin bereketiyle oldu bütün bunlar bir günde, işim hemen görüldü.”

61.  İki rekat kuşluk namazı kılıyorum. Seviyorum kuşluk namazını kılmasını. Saçlarım ağarsa da bu saatlerde, yorgunluk had safhaya ulaşmış olsa da.

62.  Yürüyüşümüze kaldığımız yerden devam ediyoruz. 10: 50. İdeal bir insan olmak, yani ölmeden evvel ölmek, insan-ı kâmil olmak. Filozofların ideal dediğine İslam insan-ı kâmil diyor.

63.  Gözlerimde soluyan Rabbimin ruhu, ayaklarımdan düşüyor, insan payıma düşen kokuşmuş balçık, harlanmış ateş ve suyla karılmış çamur.

64.  Hicret edeyim balçıktan esîre. Yine muhacir olayım eskisi gibi ashabı kiramın sararmış sayfalarda kaybolmaya yüz tutmuş suretlerinde. Mekke olayım sokaklarda, Medine gibi bakayım gecelerde.

65.  Bir kayboluş ve bir yitirilmiş bir kurtuluş edebilirmiş Kerbela çöllerinde, duaların yüzsuyu hürmetine. İhlâs.Kerbela Yürüyüşü 2012

66.  İnsanlarla birlikte yürüyorum insanları yitirdikçe, gerilerde bir yerlerde bıraktıkça. Ne insanla ne de insansız. İnsan ne melek ne de hayvan, ara yerde can çekişen, mütemadiyen gidip gelen gri bir can.

67.  Bu yol bir araçtı buraya gelmeden evvel, yola girildikten sonra, aşılması gereken bir engel olarak görünüyor bana. Çünkü yolu gaye edinenler var bu yolda, hayatını feda edenleri unutarak.

68.  Bir ömür boyu aynı yolu yürümekten daha fena ne olabilir şu fani hayatta. Oysa yola çıkış gayeni unutmuşsundur, işaretlere takılmışsındır, işaret edileni görmüyorsundur artık.

69.  Öksürüyorum, karanfil kokuyor nefesim. Menekşeler boy veriyor nasırlarımda, çiçekler açıyor ağrıyan yanlarımda. Kan kırmızısı güller bitiyor damağımda.

70.  Derviş hırkası, sonunu düşünmeden yol almak, gönüldeki bütün bataklıkları kurutmak, kirli sulardan arınmak. Bunun için bir ömür boyu gidilir, gerekirse.

71.  Sivereklinin vermek istediği mesaj: Böyle acıyı seviyorum, böyle bir acıyla var olmak istiyorum, ey insanlar beni bu acıyla tanıyın. Acı rengi, Hüseynî tabii ki.

72.  Karşımıza bir tabela çıkıyor. Okuyorum: Kerbela: 5 km. 12: 14. Öğle ezanı okunuyor. “Haşim oğullarının ay yüzlüsü Ebel Fezl” sancağı dalgalıyor. Yol arkadaşımı hatırladım. Bugün hiç görmedim daha. Gariptir. Dün hep birlikteydik oysa. Oldu mu hep oluyor yanımda, olmadı mı da hiç olmuyor.

73.  Nefsim elden ayaktan hepten düşse, bir daha önüme düşmese, yoluma çıkmasa, hiçbir şekilde engel teşkil etmese, uhrevi kırıntılarla günler devrilse, düşler teneşire çıkarılsa.

74.  Bir yandan kendini kaybettiği için yolda olanlar, bir yandan da kendini bulduğu için yollara düşenler.

75.  Ebediyete koşuyorum, her yolculuk bir menzil soluklanma, bir adım yakinlik peydahlama, bir avuç harlanma, bir tutam sayıklama.

76.  Doktor ile konuşuyorum. Kerbela’da kalacağımız yerde ağrı kesici iğne yapacak bana. Her yerim ağrıyor.Kerbela Yürüyüşü 2012

77.   Gecelerim asıl bundan sonra tatlanacak, yalnızlığı bütün çıplaklığıyla yaşamak kevir burcunda, asil ve aykırı bir münzevilik dolaşacak damarlarımda, ıssızlık tek libasım olacak bozkırda gün batımında, bir başıma yol aldığımda.

78.  Ebediyet yurduna hicret temrinleri, bir parça sahra salkım saçak dal budak, açık uçlu hançer çıplak ve yasak. Sevdasına mağlup bir Leyla en leyli gecelerde, ne yana baksam fecri atmış heyuladır Kerbela.

79.  Çölde bir başka görüyorum kendimi, bir başka hissediyorum, bir başka duyumsuyorum. Evvela Muhammed Esed’in Mekke’ye Giden Yol’unu hatırlıyorum. Sonra kâinatın yüzünden alınmış peçe, fenalık uzanıp gidiyor uzanabildiği kadar, ölüm dahi kabre konulmuş, kavli dolmuş, korkunun bekçileri tebelleş olmuş, yollara hakikate giden tek yol, git gidebildiğin kadar, kavlince, nasibince. Sonra James Morier’in İsfahan’dan İstanbul’a Hacı Baba’nın Maceraları, pamuk pınar günlerinden kalma, hep aşkın, hep müteheyyiç.

80.  Bin üç yüzüncü direkten sonra sağdan yürümeye başlıyoruz. Direk numaraları sıfırlandı. Hayatın da benden alacağı varmış. Sâlik olup yollara düşünce anladım, sonra boynumdaki Melamilik halkası, omuzlarımdaki dervişlik hırkası.

81.  Karşı tarafa meramımı anlatamıyorsam, muhtemelen yanlış yerdeyim, yanlış yoldayım, ters istikametteyim.

82.  Bir eski zaman kervanı geçer şimdi önüm sıra, alıp beni yol yatağından. Götürür beni hüznün ve acının yurduna, gam keder içinde bırakıyor beni aslan.

83.  Bu yolda kâinatın ruhunu yakalıyorum, kâinatın aslına temas ediyorum, hep çöl havasında geçip giderken günlerim, aslıma rücu ettim. Velhasıl, burada bitiriyorum kâinatı, bilmem kaç milyon insanın gıyabında, dost suretlerde. Gerisi çetrefili tumturaklı lafı güzaf, kısa taksimli hikayat.

84.  Yirminci direkteyiz. Saat, 12: 32. Yorgunluk alıp başını gitmiş. Nasıl yürüdüğümü bilemiyorum.

85.  Nazarlarım bilendikçe ben eksiliyorum.

86.  Arkadaşıma söyledim, gece yürümek isterdim bu yolu. Tehlike olur, hiç tavsiye etmem, dedi, kapattı ama ben kapatamıyorum bu yolu gece yürüme düşüncesini. Bu şehrin, bu yolu geceleri daha güzel, her şey daha sessiz oluyor, ölüm düşüncesi bile.

87.  Ağlayan ruhumdur, can çekişen benliğim, susayan bedenim. Kibrim paramparçadır tek celsede, bu da mütekebbir bir düşünce değilse.

88.  İsmi en çok lanetle anılan kişilerin başından geliyor Saddam Hüseyin, daha evvel Kerbela yolunu yürüyüşe kapattığı için.

89.  İmamet mahreçli Şiilik, Ali’yi ve Ali ve Fatıma’nın soyundan gelenleri Hazreti Muhammet’e bağlama hareketidir.Kerbela Yürüyüşü 2012

90.  Otuz ikinci direkte yeni bir tabela görüyorum. Imam Hussain Shrine: 3000 m. 6 km yüz yirmi direk demek. Hayatımı bilinmez kılmak için çıktım içeriden, vurdum kendimi yollara. Bilinmez kılmak, bir gün mutlaka unutulacağını bilmek, fenalık üzerine kurulan faniliklerin yok olacağından emin olmak, ismin gibi.

91.  Zamanın ince ayarlarıyla oynuyorum bu uzun ve meşakkatli yolda. Geçmiş ve gelecek yer değiştiriyor ayaklarımın iki ucunda, hem belleğimde hem de önümde. Istırabımı yüklüyorum bir anın yoğunluğuna, kütlesi sahraya çalıyor bir çırpıda. Kıyamet kopabilir, ölüm gelmeden, savaş barış gibi yaşanabilir, nice zamanlarda. Terk ettiğim yerlere dönebilirim, son bir defa veda etmek için. Vefalı dostlarım hayırla yad edebilirler beni ne olursa olsun, bütün unutulmuşlar adına yarın diye bir şey hiç olmayabilir, geçmiş köpürürken hemen yanı başımda. Kavli ihtar üzeredir dini mübin: Teslim olandır Müslüman her dem her mekan. Şirazesi kopmuştur zamanın gayrı. Yürümeli.Kerbela Yürüyüşü 2012

92.  Öğle namazı için mola veriyoruz. Yanıma biri oturdu, sohbete başladık. Söz döndü dolaştı, benim buraya nasıl geldiğime. Dışarıdan gelen bir ‘Ehli Sünnet’ olarak çok şanslıymışım, Allah’ın sevgili kuluymuşum. Merak edip tekrar soruyor bana: Ne yaptın da buraya gelebildin? Ne yaptın da gelmek nasip oldu? Salman’ın sözü aklıma geliyor. “Hüseynî Defter’e yazıldığın için çok şanslısın.” Allah’ım, ne diyorlar bu insanlar böyle. Ben sadece Senin razı olduğun bir kul olmak, Sende yazılmak, kayıt altına alınmak, tutulmak istiyorum.

93.  Allah ile sessiz konuşmalar. Ne et-kemik ne sözcük-kelime ne de iz-yankı. Onlar namazda kıyamdayken ellerini bağlamıyorlar, biz bağlıyoruz. Doğrusu hangisidir? Kendin arayıp bulacaksın, Ben söylersem bir anlamı olmaz, bir kıymeti kalmaz.

94.   Bu yolun sonunda bizi bekleyen somut bir hedef yok, mekândaki türbelerden başka. Asıl gaye, seksen km yolu yürümekti. Yolu yürümek, başlı başına bir gaye…

95.  Öksürük nöbetlerine tutuluyorum, insan yüklü kamyonlar geçince karşı şeritlerden. Her yer toz-toprak içinde.

96.  Otuz dördüncü direk. 13: 33. Fincanı su ile bir kahve içeyim dedim. Çocuk hemen ellerimden tuttu, engelledi. Ellerimi tutup, gösterdi bana. Benzinmiş. Ne arıyor burada. Belki de odunları ateşlemek için; çünkü Bağdat’a girmeden evvel mola verdiğimiz yerde odunları hortuma bağlanmış benzinle yakıyorlardı. Az kalsın kendimi yakacaktım durduk yerde. İçtim kahvemi ama her şeye rağmen.

97.  Bilerek kafileden ayrılıyorum, en arkada yürüyorum. Mola vermek iyi geldi, biraz kendime geldim. Arkada kalarak istediğim gibi hareket edebilirim.

98.  Köfteler pek lezzetliydi.

99.   Kalbimdeki kelebekleri ateşe sürebilirim. Yağmur kuşlarını sabah namazlarında vurabilirim ellerimi kıpırdatarak. Yalnızlığın içinden yapayalnız geçebilirim.

100. Fani dünyada vefalı dostlar aramak, ahdini yere düşürmemek, sözünü kırmamak. Allah’a giden kavi bir yol vardır fani dünyadan. De ki, ağlar vefalı dost, yol olur gözyaşları. De ki, uzanır eller ahde, gümrah olur meclisler. De ki, bilenir söz umman olur, geçilir bir gün yardan, anadan, serden.

101. Sırrımı Ali’den aldığım muma katıyorum, gece yalnızlığım daha da büyüsün diye, yetişemeyeyim kendime.

102. Sürekli akmalıyım bir yol bulup bir ırmak olup. Bir yolunu bulup ulaşmalıyım hakikat deryasına, vakit zevale erişmeden.

103. Biri baygınlık geçiriyor. Yol kenarındaki bir sandalyeye oturtuyorlar. Yardıma ihtiyaçları olup olmadığını anlamak için yanlarına gidiyorum, soruyorum, gerek yok, diyorlar. Yoluma devam ediyorum.Kerbela Yürüyüşü 2012

104. Onlar, “Ya Hüseyin!” diyor, ben “Ah Hüseyin!” diyorum.

105. Arka bahçede gezmek, halkın arasına karışmak... Bunun için sık sık kafileden ayrılıyorum, ayrı yürüyorum.

106. Ayaklarım eskisi gibi ağrımıyor. İyileşti mi yoksa? Yolun sonuna geldik ondan mı acaba? Kendimi pek dinç hissediyorum, saatlerce yürüyebilirim.

107. Elektrikli makine ile masaj yaptırıyorum. İyi geldi.

108. Şimdi de kremle masaj yaptırıyorum. Yaşamak gerçekten güzel bir şey…

109. Imam Hussain Shrine: 3000 m. Mutluluk verici bir tabela, bir rakam. Yolun bundan sonraki direklerinde rakam yok.

110. Gruplar hepsi burada bir araya gelmiş. Demek ki pek yaklaştık. Hoparlörden bizim gurubun adı söyleniyor. Güzel bir duygu, ülkemin ismini burada da duymak… Büyük bir ülke olduğumuz duygusuna kapılıyorum.

111. Ağrı kesici kremle bir masaj daha yaptırıyorum. Masajı seviyorum, yaşam gibi. Gruptan çok geri kaldığımı düşünüp süratle yürümeye başlamıştım ki, önümde bekliyor buldum grubu. Acele etmeye, telaşa hiç gerek yokmuş.

112. Dar bir yerden geçiyoruz. Birisi, “Dar geçit dedikleri yer burası olsa gerek, baksanıza nasıl sıkıştık” diyor. Hak veriyorum. Soluk almakta güçlük çekiyoruz. İzdiham var.

113. Arkadaşımın bir sözü aklıma geliyor. Asıl gözyaşları Kerbela’ya saklanır, Kerbela’da dökülür. Sanırım ne demek istediğini anlıyorum; çünkü birçok kişi gözyaşlarına boğulmuş, ağlıyor da ağlıyor.

114. Sinesine ve başına vuran vurana… Ne oluyoruz böyle! Adama Hüseyin’in türbesini soruyorum. Beni yolun içine biraz çekiyor ve parmağıyla işaret ediyor. Mesafe çok uzak olmasına rağmen altın sarısı iki minareyi görüyorum, yaz güneşinin altında parlayan iki olgun buğday başağı gibi. Saat, 15: 08.

115. Aşka gelindi, ağlamayan, gözleri ıslanmayan, duygulanmayan yok. Müthiş bir duygusal atmosfer var.

116. Imam Husain Shrine: 1500 m. Saat, 15: 45. Adam terliklerimi çıkarıp yürümem için ısrar ediyor. Pek gönlüm yok, çünkü yollar pek çamurlu. Şifadır, diyor adam, çıkar terliklerini. Başımın belası, nerden çıktı. Baktım kurtuluş yok adamdan, terliklerimi çıkarıp çıplak ayakla yürüyorum ben de. Kirli, çamurlu sulara basarak yürüyoruz. Ayak ağrılarım yine başlamış.

117. İnancımı zayıflatan her şeyi, bir yerlere bağlayan bütün bağları, kendime dönmeme engel olan bütün araçları, ötelerin sesini duymamı engelleyen mütehakkim duvarları, hakikatle arama giren hafi suretleri, sürmeliyim Kerbela çölüne, kurtulmalıyım kendimden.  De ki, peygamber torununun kanının döküldüğü yerde, olur mu hiç ye’is, kasvet ve enaniyet. Kurtulmam gerekir kendimden, içime kök salmış zilletten, ruhuma nüfuz etmiş zulmetten.

118. Kadın erkek kafilenin tamamı Hüseynî acıyı içselleştirmiş vaziyette. Acı bütün varlıklarına nüfuz etmiş. Hüseynî acıdan başka bir şey değiller.

119. Gözyaşımın düştüğü her yer, asıl olmak istediğim insana bir işaret, bir haber, bir gönderme, bir selamdır. Neresidir kalbimin yeri? Neredesin kalbim?

120. Akşamüzeri Harem’e giriyoruz. Saat, 16: 08. Üç günlük uzun ve meşakkatli yürüyüş burada bitiyor. Yolun sonunu getirmeyi nasip eden Rabbime sonsuz hamd ü senalar olsun.

Not: Bu notların her bir tohumu Kerbela’da, Necef-Kerbela yolunda atılmıştır.

Faik Öcal yüreğine düşenleri yazdı

Kerbela yolculuğunun birinci gün notlarını okumak için buraya, ikinci gün notları için buraya tıklayınız.

 

Güncelleme Tarihi: 25 Şubat 2012, 23:45
YORUM EKLE
YORUMLAR
alper
alper - 7 yıl Önce

"Aslına avdet etmişti Hür, içinde fırtınalar onu rahmetin kapısına getirmişti. Şirk ordusunun ‘galip’ bir komutanı olmaktansa, Hüseyin’in yanında ‘mağlup’ bir mümin olmayı tercih etmişti. Böyle bir şeyi ancak Hür bir insan yapabilir."Özgürlüğün ne olduğunu ne güzel anlatmışsın. İlkel benlikten, egoizmden tekamüle, Yaratana kavuşmaktır.

banner8

banner19

banner20