Maddiyat büyüdükçe maneviyat azalmaya başlıyor

Yalçın Çetinkaya geçtiğimiz günlerde İstanbul Tasarım Merkezi'nde bir seminer verdi. Sümeyra Cevahiroğlu etkinlikten notlarını aktarıyor.

Maddiyat büyüdükçe maneviyat azalmaya başlıyor

Rüzgar hafifçe esmeye başlar. Bir uğultu olur. Soluğunu hissettirir her ne varsa âlemde. Bir hazırlık kuşatır her zerreyi... Rüzgar ağacın yapraklarına usulca değer. Yapraklar teslimiyete hazırdır artık. Sararıp düşerler birer birer. Ve sonbahar, yaza seslenir: “Senin bıraktığın yerden Allahu Ekber.”

Rüzgar çok şiddetli esmeye başlar. Çokça uğultu olur. Soluğu, nefesleri keser her ne varsa âlemde. Bir hazırlık kuşatır her zerreyi... Rüzgar, ağaçta tek bir yaprak dahi bırakmaz. Ağaç çıplak dallarını göğe açmış hazırdır artık. Kar taneleri düşer birer birer. Ve kış, sonbahara seslenir: “Senin bıraktığın yerden Allahu Ekber.”

İlkbahar kışa, yaz ilkbahara, gündüz geceye, gece gündüze, güneş aya, ay güneşe seslenir: “Senin bıraktığın yerden Allahu Ekber”

19 Aralık Cumartesi günü, İstanbul Tasarım Merkezi'nde Yalçın Çetinkaya‘yla tanışıyoruz. Seminer boyunca anlattığı her cümle bana Ah Muhsin Ünlü’nün dizesini hatırlatıyor: “Senin bıraktığın yerden Allahu Ekber.”

İçim içime sığmıyor. Kalbim büyüyor sanki. Kalp büyüsün, beden küçülsün istiyoruz zaten öyle değil mi? Tam da buna değiniyor Çetinkaya konuşmasında. “Maddiyat büyüdükçe maneviyat azalmaya başlıyor” diyor. Bedenimiz büyüdükçe, kalbimiz (ruhumuz) küçülüyor. İşte bu yüzden, kainattaki muazzam orkestrayı (varlığın sesini) duyamadığımızı söylüyor.

Kainat ‘Allahu Ekber' diyor, biz duyamıyoruz! Kainat Allah diyor, biz duyamıyoruz. İçimiz, dışımız Allah diyor, biz duyamıyoruz. Ne büyük yanılgı içindeyiz!

Bunları çabucak geçmeyelim sayın okuyucu. Geçip de gitmeyelim. “Önünü alamıyorum bu ‘kör’ gidişlerin” diyor ya şair; biz önünü, önlemini alalım bu kör gidişlerin. Kendimize yazık etmeyelim. Esefa, demesinler bizlere esefa! Görerek, duyarak, duyurarak gidelim bu hayatta. Dünya demiyorum, hayat diyorum. Burayı da çabucak geçmeyelim sayın okuyucu. Burada duralım. Zira insan, dünyayı değil hayatı ciddiye almalı. Dünya dönmekte, yoldan döndürmekte ısrarlı. Başımızı döndürmekte, bizi duyarsız, ayarsız etmekte çok ısrarlı. O, ısrarında çok çok ısrarlı.

Bütün varlık ahenkli yaratılmıştır

Dünya nedir ki” diyor Yalçın Çetinkaya. Nedir Dünya? “Allah’tan uzak kaldığımız yer” olarak tanımlıyor. “Ey huzura kavuşmuş insan. Cennetime gir” diye sesleniyor Allah. Allah, kuluna ne güzel sesleniyor! Artık özlem bitti diyor. Şimdi vuslat vaktidir! Sen, O’ndan razı, O da senden razı Rabbine dön! Dönüşlerin en güzeli... Olağanüstü bir an!

Huzur, kurtuluş, kavuşmak mümin için bu dünyada değildir. “Kavuşmak yoktur islamlıkta/ kavuşan kısmısı ancak gavurdur.” Bu dizeyi kalbime yerleştiriyorum. Kalbime dönüyorum.O halde hafife alıyorum dünyayı, o halde hafifliyorum ben de...

Ezelde söz vermiştik biz... Bir rüya görmüştük. Gerçek bir rüya... Bazen bir ezgi duyulur. Bir hatırlama olur. Bir kuş kanat çırpar. Bir uyanma olur. “Zaman zaman güzel bir musiki duyuyoruz ve kalbimiz heyecanla çarpmaya başlıyor”diyor Mevlana. Yalçın Çetinkaya da o musikiyi duyanlar zümresinden. Kalbi titreyenlerden.

Gördüğü rüyayı bir kez olsun hatırlayanın ve kalbi heyecanla atmaya başlayanın önünde kimse duramıyor. Artık bütün yollar onundur. Yitirdiğinin peşine düşüyor Çetinkaya da. Yol boyunca yüzünü nereye çevirirse çevirsin orada muazzam bir hakikatle karşılaşıyor: Ahenk! Bütün varlığın ahenkli yaratıldığından bahsediyor. Madde içinde madde; ahenk için de ahenk...

Yaratılmış her şey ses çıkarır” diyor. Varlık ses çıkarır! Varlık durmadan Allah’ı tesbih eder. Ahengin en fazla görüldüğü yerin de musiki olduğuna değiniyor Çetinkaya. Musikiye gönül vermesi de bundan ileri geliyor. Gönlünde çalan ezgileri duymak için musikinin peşine düşüyor. Düştüğü yol boyunca da, kendine ince bir ayar çekmeye çalıştığını söylüyor. Allah’a karşı kendini akort ediyor. Yola devam ediyor. Yola devam ettikçe güzelleşiyor. Güzelleştikçe kainat korosunun sesini daha fazla duyuyor.

Bizde gizlenmiş bir Allah sesi vardır; ona kalp diyoruz” diyor Nurettin Topçu. Gizlenmiş sesine dönüyor. Kalbine dönüyor. Kalbinin sesini duyuyor. Hakikatin sesini, Hakkın sesini!

Sonra ne diyor Yalçın Çetinkaya? Hoşçakalın diyor! Hoşça kalıyorum. Hoşça kalakalıyorum. Evime dönüyorum, şarkıma dönüyorum, kalbime dönüyorum!

 

Sümeyra Cevahiroğlu haber verdi

Güncelleme Tarihi: 31 Aralık 2015, 12:14
YORUM EKLE

banner19