banner17

M. İkbal, zeka ile sezgiyi sentezlemişti

Prof. Dr. İlhami Güler Sakarya’da “Muhammed İkbal ve İslam Düşüncesi” başlıklı bir konuşma yaptı.

M. İkbal, zeka ile sezgiyi sentezlemişti

 

İlhami Güler hocamız Sakarya AVM’de konuşma yaptı. Muhammed İkbal ve İslam Düşüncesi” başlıklı konferans sunucunun selamlama konuşmasından sonra başladı.  Hocamız tarihe atıfla başladı sözlerine. Çünkü tarihi anladığımızda İkbal’i ve İslam düşüncesini anlayacağımızı söyledi: “16 yy.’dan sonra Batı’da hareketlenmeler başladı. Bu dönemde adına aydınlanma, Rönesans, reform dediğimiz hareketlere tepki olarak düşünce, bilim, felsefe hareketi başladı. Adına modernite, sekülerizm dediğimiz büyük değişim hareketiydi bu. Önce felsefe ve teoloji alanında değişimler başladı. Bu da bilimi, bilim teknolojiyi,  o da endüstriyi, daha sonra o da kapitalizmi (dünya sistemi) ortaya çıkardı.  Bu böyle bir dönüşüm sürecidir.”

Nietzsche’nin “Tanrı öldü” sözünün de basit olmadığı söyleyen Güler, o sözün moderniteyi en net şekilde ifade ettiğini belirtti. Zira, bu dönemde sözde kiliseye bağlı görünse de tanrı-ahiret değer olmaktan düşmüş, insan gelmiştir yerine. Tanrının yerine insan heva ve nefsi gelmiştir.

19 yy.’da İslam dünyasının Batı’nın saldırılarıyla bir çöküş yaşadığını belirten İlhami Güler, bu minvalde gelişen düşünce akımlarına karşı dünya Müslümanlarının Batı’ya meydan okuyamadığını belirtti. Zamanında mukabele verilseydi bir çöküş yaşanmayacağını belirten hocamız, dünyanın kıta Avrupa’sından çıkan güce teslim olduğunu ve mesela, bu hegemonyanın Müslüman entelektüellerden kimliklerinden vazgeçmesini istediğini söyledi.İlhami Güler

Müslüman ilim ve siyaset adamları 4 gruba ayrılır

Hocamız o dönemlerdeki Müslüman ilim ve siyaset adamlarını 4 gruba ayırdı. 1. grupta Mişel Eflak, Fuat Zekeriya, İsmail Mansur, Taha Hüseyin, Habib Burgiba, Şah Rıza Pehlevi ve Mustafa Kemal’in yer aldığını zikreden Güler, bu grubun Batı’nın ortaya koyduğu yaşam tarzını benimsediğini ve ulus devlet fikri ve yapısını kendi coğrafyalarında kurduklarını belirtti. Güler’e göre 2. grup klasik modernistlerden oluşuyor ve bunlar toplumun yenilenmesi konusunda pozitivist düşünceden etkilenmişler. Bu grupta şu isimler yer alıyor: Muhammed Abduh, Cemaleddin Afganî, Tunuslu Ahmed. Radikal İslamcı olarak bilinen 3. grubun da amaçlarının Kur’an ve sünnete dönüp o ilkeleri günümüze tatbik etmek olduğunu belirten Güler,  Reşit Rıza, Hasan el-Benna, Seyyid Kutub, Mevdudi, Humeyni ve Necmettin Erbakan’ı bu gruba dâhil etti.

İlhami Güler, 4. grubu ise şu şekilde tavsif etti: “Bunların en önemli özelliği,  Sünni düşüncenin tarihte ortaya koyduğu kelam, tefsir, fıkıh gibi temel kaynakları hayata geçirmek için kurulan usullere, usul-u hadis, usul-u tefsir, usul-u fıkıh gibilerine ciddi bir şekilde kritik yapmalarıdır. “Bir şeyin İslamî olması için ayet ve hadisten olmalı veya onlara dayanmalıdır” demeyen bir gruptur bu. Eğer bir şey İslam’ın temel kaynaklarına zıt değilse, İslamî’dir. İslam tarihine metodolojik baktıkları gibi, Şafii’yi, Eşari’yi eleştirdikleri gibi, Batı’yı da eleştiriyorlar.” Hocamız bu grupta da şu isimleri zikretti: Ali Şeriati, Aliya İzzet Begoviç, Taha Abdurrahman, İsmail Raci el-Farukî, Muhammed el-Cabirî, Muhammed İkbal… İlhami Güler hocamız, “ben de kendimi buraya yakın görüyorum.” diyerek tarafını belli etti.

Muhammed İkbal hem şairdir, hem de filozof

“Şair mi büyüktür, filozof mu” diye sorarsak, hocamızın cevabı şair olacaktır: “Çünkü Kuran da şiir formundadır. Heidegger: ‘şairler ne gökyüzüne ne de yeryüzüne aittirler, ortadadırlar.’ der ve şairin önemini vurgular. Filozoflar yeryüzündedir ve şairin kapasitesi düz mantıklı olan filozoftan daha büyüktür. İkbal’in Nietzsche’den eksik kalan bir yanı yoktur. Nietzsche Zerdüşt’ü kullanır, Muhammed İkbal ise kartal imgesini kullanır. Çünkü kartal yükseklerde uçar ve realiteyi görme hususunda daha üstün kapasiteye sahiptir. Muhammed İkbal’in düşüncesi nedir? Kur’an kaynağı itibariyle eski çağlara, muhtevası itibariyle yeni dünyaya aittir. Yani dinî bir kitaptır ama içeriği geleceğe yöneliktir. Kur’an’da egemen olan düşünce tümevarım önermesi içindedir. ‘Allah yaratanların en güzelidir.’ Öyleyse insan da yaratıcı bir mahlûktur. Zekâ ile sezgi arasında sentez yapan İkbal, Gazali’yi de eleştirmeden yapamamıştır. ‘Bilim yapan insan Allah’ın yarattıklarını araştırıyor yani ibadet yapıyordur’ sonucuna varmıştır.”

İlhami Gülerİlhami Güler Hocamız konuşmasının arasında şu uyarıyı da yaptı: “Ben Muhammed İkbal’in aşk kelimesini kullandığı yere iman ve takvayı koyuyorum, anlam bozulmuyor. Bence İslam anlatılıyorsa ahlakî bir terim olarak aşk geçmemelidir, iman ve takva kullanılmalıdır.”

Çağımız Müslüman entelektüelleri muhafazakâr olmuşlardır

İlhami Güler konuşmasını şöyle noktaladı: “İkbal demokrasiden ve Cumhuriyetten yanadır. Hukuk alanındaki düşüncelerini Şah Veliyullah’a borçludur. Ebu Hanife’yi Şafii’ye tercih ediyor. Çünkü Hanefi soyut düşünme kapasitesindedir, diğerleri Samî ırkındandır. Samî ırkının düşüncesine giren İslam kısırlaşmıştır.

Karışıklık döneminde cahiller çıkıp âlimim derler diye ‘eski âlimleri taklit edin’ demek istiyor. Ama bunun yanında ciddi yeni âlimler çıkmasını da istiyor. Adına muhafazakarlık dediğimiz şeyle, dünya Müslümanlarının kimlik, eğitim ve siyaset sorunlarına ciddi çözümler getirmeden, küresel sistemi kabul ederek ve lokal ıslahatlar yaparak teslim olma gerçekleşti. Muhafazakarlık her şeyi kaybettikten sonra nostalji yaşamaktır. Tarihten ve dinden aldıklarını konserve ederek yaşatma şeklidir. Dışarıdaki gayriislami şeyleri kabul edip İslam’ı yaşamaktır. Böylece kendini tatmin eder. Arap Baharı da bunun gibidir. Çağımız Müslüman entelektüelleri muhafazakâr olmuşlardır. Özü görme ferasetine sahip şairler ve filozoflar şu anda yok gibi. ‘Çağımız İbrahim’ini arıyor’ diyen M.İkbal, bir İbrahim’di aslında. Dua edelim de İkbal’in mirası, İslam’ın sesi ve Hakk’ın hak olduğu ortaya çıksın…”

 

Sena Hatun Baylan bildirdi

Güncelleme Tarihi: 21 Nisan 2012, 17:09
banner12
YORUM EKLE
banner8

banner19

banner20