Âlimler bilim tarihinde nerededir

Bahçeşehir Üniversitesi Rektörü Şenay Yalçın Müslüman âlimlerin yaptıkları gelişmeleri anlattı

Âlimler bilim tarihinde nerededir

 

Birlik Vakfı Bursa Şubesinin Cuma Meclisi konuğu, Bahçeşehir Üniversitesi Rektörü Şenay Yalçın’dı. Şenay Yalçın, başında bulunduğu üniversiteyi bir cazibe merkezi yapmak için durmadan proje üreten bir bilim adamı. Üniversitelerin bilgi üreten birer kültür merkezi olduğunun da farkında. “Batıya Akan Nehir” belgeseli mesela, Bahçeşehir Üniversitesinin katkıları olmasa, belki de hayat bulamayacak bir projeydi.

Rektör Şenay Yalçın, Türkiye’de üniversitelerin nereden nereye geldiğini anlatıp bu üniversiteler arasında kendi üniversitesinin yerini belirleyerek geleceğe dair hedeflerinden söz ettikten sonra asıl konusuna, Türk İslam Dünyası ve İlim konusuna değindi.

Rektör Şenay Yalçın’ı ve anlattıklarını dinledikten sonra şunu bir kez daha anladım ki ışık gerçekten doğudan gelir. Biz gerçekten de kendimize güvenen, canlı cansız her varlığa saygı duyan, onlarla barışık yaşayan ve dünyada kalıcı olanın güzel bir isim olduğunu anlayarak buna uygun yaşayan güzel bir medeniyetin güzel çocuklarıyız. Medeni denen Batı, kendisine ait olmayan her ne varsa onları kendine düşman belleyip imha etmeye soyunurken biz ise muhatabımızı anlayıp ona hak ettiği değeri vermekten kaçınmamışız hatta onlara “Hace-i evvel” sıfatını dahi uygun görmüşüz.

Biz, Batının ürettiği bilgiye insanoğlunun ortak mirası olarak bakıp sahip çıkarken ve sahiplerini hayırla yad ederken Batı bizim ürettiğimiz bilgiye sahip çıkıp bizi bile bize unutturmak için her şeyi yapmaktan kaçınmamış.

Rektör Şenay Yalçın, dinleyicilere gerçekten güzel bir ufuk turu yaptırdı. Geceden notlar şöyle:

Bilim neyi amaçlar

Bilimin amacı;  kâinatın düzenini anlayabilmek, çözebilmek, tabii olaylar arasındaki ilişkileri kavrayarak bunları kontrol altına alabilmektir; aynı zamanda da insanın maddi ve manevi doyumunu gerçekleştirebilmektir.

Bilim nasıl tanımlanır?

Bilim:

  • Doğruyu arama faaliyetidir.
  • Sistemleştirilmiş bilgiler bütünüdür.
  • Gözlem ve ona dayalı akıl yürütme yoluyla tabiattaki olayları ve bunları birbirine bağlayan kanunları bulma çabasıdır.
  • İnsanın hayatı boyunca edindiği tecrübeyi tasvir etme, yeniden ortaya koyma ve anlama yöntemidir.
  • Tabiat, toplum, insan ve düşünce üstüne kesin veya yaklaşık objektif bilgilerin bütünüdür.

“Bilim, tutarlı bir sistem altında ortaya konmuş bilgiler demetidir.”

Kültür ve medeniyet nedir?

Kültür:

  • “Bilgiyi, imanı, sanatı, ahlakı, örf ve adetleri, ferdin mensup olduğu cemiyetin bir uzvu olması itibariyle kazandığı ihtiyatları ve bütün diğer maharetleri ihtiva eden girift bir bütündür.” (E.B. Taylor)
  • “Bir topluluğun yaşama tarzıdır.” (C. Wiesler)
  • “Atalardan gelen maddi ve manevi değerler toplamı.” (E. Sapin) ….
  • “İnsanın hayatında içtimai yoldan tevarüs ettiği maddi ve manevi her unsuru ihtiva eder.” (Mümtaz Turhan)
  • “Kültür (hars), bir milletin dini, ahlaki, hukuki, mukalevi (entelektüel), bedeii (estetik), lisani, iktisadi, fenni (teknik) hayatlarının ahenkli mecmuasıdır.” (Ziya Gökalp)

Medeniyet:

  • “Milletler arası ortak değerler seviyesine yükselen anlayış, davranış ve yaşama varlıklarının bütünüdür.”
  • “Bilgi ve teknik vasıtalara sahip olmayı ifade eder.”
  • “Bir milletin, bir toplumun fikir ve sanat yaşamıyla eriştiği düzey ile maddi ve manevi varlıklarının bütünüdür.”

Bilim tarihinin gelişimi ve Müslümanların bilime katkıları

Kronolojik olarak baktığımızda bilimsel faaliyetlerin başlangıcını Mısır ve Mezopotamya coğrafyaları olarak görürüz.

Milattan binlerce yıl önce bu coğrafyalarda başlayan bilimsel faaliyetlerin M.Ö. 6. yüzyılda sönmeye başladığını, daha sonraları bu faaliyetleri Greklerin devraldığını, onların faaliyetlerinin ise M.Ö. 3. yüzyıla doğru etkinliğinin zayıfladığını söyleyebiliriz. İzleyen yüzyıllarda değişik merkezlerde bilimsel faaliyetler süregelmiştir.
Kısa bir süre içinde oluşup geniş bir coğrafyaya yayılan İslam dünyası, temas ettiği kültür ve medeniyet ile edebiyat ve sanat kalıntılarından faydalanmaya çok önem vermiş, insanlık tarihine eşsiz eserler bırakmıştır.

Özellikle 8. yüzyıl başlarından itibaren, 800 yılı aşan, yoğun ve programlı bir tercüme faaliyeti sonucunda, Grek bilim ve felsefe eserlerinin çoğunluğu Arapçaya tercüme edildi. Bu tercüme faaliyetinin yanında, İslam dünyasında yetişen alimlerin ortaya koydukları eserler sonucu, İslam dünyası yeryüzünün bilimsel bakımdan en üstün topluluğu durumuna geldi.

Bu çalışmalar sırasında; önceleri, Bağdat, Basra, Kufe, Kahire, Meraga, Buhara ve Semerkant, sonraları da Bursa, Konya ve İstanbul, bu dönemlerin en önde gelen bilim, sanat ve kültür merkezleri olmuştur.

Öyle ki; bilgi ve bunun sistemleşmiş hali olan bilim, 8 ile 16. yüzyıllar arasında doruk noktasına ulaşmıştır. Bu yüzyıllar  arasında Türk-İslam dünyası, dünya bilimine hakimdi, Onların gayretleri ile hem eski medeniyetlerin bilim ürünleri kaybolmaktan kurtulmuş, hem de bilim; yenilik, canlılık ve hız kazanmıştır.

Hemen belirtmek gerekir ki, Türk-İslam dünyası bilginleri kendilerinden önce oluşan bilimsel düşüncenin basit bir devamcısı olmamışlar ve bir kılavuz olarak kabullenmişlerdir. Açıklamalar ve tahliller yanında, tamamen kendilerine özgü bilimsel yeni eserler ve yeni bilim müesseseleri ortaya koymuşlardır.

Batı ne yapıyordu?

Türk-İslam dünyasında bu tip çalışmalar devam ederken o tarihlerde oldukça koyu bir bilgisizlik karanlığı içerisinde bulunan Avrupa’da Galileo, Copernik, Bruno, Lavoisier’in karşılaştıkları güçlükler ve akıbetleri, zamanın bilim atmosferi bakımından son derece ibret vericidir.

16. yüzyıl başlarından itibaren Avrupa; Türk-İslam dünyasının bu bilimsel üstünlüğünden faydalanma ve ondan hız ve kuvvet alma yollarına koyuldu. Önceleri 12. yüzyıl başlarından itibaren zamanın bilim dili olan Arapça yazılmış eserlerin yoğun bir şekilde Latinceye tercüme çalışmaları başladı.

Batı Avrupa bilim ve düşüncesi ancak 16. yüzyıl sonlarından itibaren Türk İslam dünyası seviyesine kısmen ulaşabildi. Bu yüzyıldan itibaren Copernic, Kepler, Gauss, Galileo, Newton ve çağdaşlarının günümüze kadar devam eden modern bilimin akışını oluşturup geliştirmeleri mümkün olmuştur.

Türk - İslam alimlerinin bilim dünyasına katkılarından örnekler

Gıyasüddin Cemşid : ( ? - 1429 )

Matematik tarihi; ondalık sayı kavramında önemli yeri olan virgül kullanma şerefinin 15. yy Türk-İslam dünyası matematik ve astronomi bilgini Gıyaseddin Cemşid‘e ait olduğunu belirtir.

Avrupalı ilim tarihçileri, yıldızların ve gezegenlerin yörüngelerinin daire şeklinde olmayıp, Elips şeklinde olduğunun keşfini Kepler’in başarılarından sayarlar. Halbuki, ondan yüz sene önce Gıyaseddin Cemşid, bu ilmi hakikati Nüzhet-ül Hedaik adlı eserinde izah etmiş ve ortaya koymuştur.

El Harezmi (780 - Bağdat 850)

Hazer Denizinin doğusundaki Harzem (Aral gölünün güneyindeki bugünkü Hive)de doğmuştur. Türk kökenli Matematik ve Astronomi bilginidir. Cebir ve Astronomi bilimlerinde önemli eserler yazmıştır.

Doğu ve Batı ilim aleminde Cebir'e yaptığı katkılarla ün yapıp tanınan Harezmi; bu sahada ilk eser sahibidir. Eserlerinde Avrupa'nın bilmediği "sıfır"ı kullanıp cebir işlemlerini geometrik düşüncelerle temellendirdi.

Harezmî, matematiğin geniş bir dalı olan cebirin temellerini atmıştır. Cebir mevzularını içine alan eseri, bütün dünyada cebir ilmine ad olmuştur. Harezmî, cebir bakımından Öklid'den 1000 yıl ileridedir.

 

Ebü'l-Vefa Buzcani (940 - 988)

Yazdığı eserler, yüzyıllarca hem İslam dünyasında, hem de Avrupa'da kaynak kitaplar olarak kabul edilmiştir. Ebü'l Vefa, trigonometride büyük hizmetlerde bulundu, ona büyük ölçüde açıklık kazandırdı. Bilhassa, küresel trigonometride sinüs konusunu ilmi bir düşünceyle inceledi. Tanjant tabloları düzenledi.

Trigonometriye tanjant, kotanjat, sekant A=1/Cos A ve kosekant A=1/sinüs A tarif ve kavramlarını kazandırdı. Trigonometrinin altı esas eğrisi (grafiği) arasındaki trigonometrik oranları ilk defa belirtti. Bu oranlar, bugün bile trigonometride grafiklerin tarifinde aynen kullanılmaktadır.

Farabi (d. 870 Farab - ö. 950 Şam)

Asıl adı; Muhammed bin Tarhan bin Uzlug olan ve Batı kaynaklarında "Alpharabius" adıyla anılan Farabi, Farab (Otrar kenti)'da doğduğu için Farabi (Farablı) diye anılır.

Farabi, ilimleri sınıflandırdı. Ona gelinceye kadar ilimler trivium (üçüzlü) ve quadrivium (dördüzlü) diye iki kısımda toplanıyordu. Nahiv, mantık, beyan üçüzlü ilimlere; matematik, geometri, musiki ve astronomi ise dördüzlü ilimler kısmına dahildi. Farabi ilimleri; fizik, matematik, metafizik ilimler diye üçe ayırdı. Onun bu metodu, Avrupalı bilginler tarafından kabul edildi.

Ömer Hayyam (1048-1131)

Ömer Hayyam Cebirdeki binom formülünü bulan bilgin. Newton veya binom formülünün keşfi Ömer Hayyam’a aittir. Ömer Hayyam, Newton’dan 600 yıl Pascal’dan 500 yıl önce yaşamıştır.

Asıl adı Giyaseddin Ebu'l Feth Bin İbrahim El Hayyam' dır. İlgilendiği ilimler: matematik, fizik, astronomi, şiir, tıp, müzik.

Daha yaşadığı dönemde İbn-i Sina'dan sonra Doğu'nun yetiştirdiği en büyük bilgin olarak kabul ediliyordu. Tıp, fizik, astronomi, cebir, geometri ve yüksek matematik alanlarında önemli çalışmaları olan Ömer Hayyam için “zamanın bütün bilgilerini bildiği” söylenirdi.

Beyruni  (Birunî ) (973 – 1051)

Bîrûnî, Merkezî Asya'da tarihi bir bölge olan Harezm'de doğdu. Türklerde coğrafya ile ilgili bilimsel çalışmaların başlangıcı büyük Türk bilgini Beyrunî (Ebu Reyhan el Birunî olarak da tanınır.)'ye kadar uzanmaktadır. Yetiştiği dönemde, İslam ve Batı dünyasında Beyrunî düzeyine erişebilen bir bilim adamına rastlanılmamaktadır. XI. Yüzyılı, bilim tarihçileri Beyrunî Çağı olarak da adlandırmışlardır.

Ortaçağ bilginlerinin ortak yanları, birçok bilim dalında çalışma yapmalarıdır. Beyrunî'de de bu özellik kendini açıkça gösterir. 180 eser verdiği söylenen Beyrunî, başta matematik, astronomi ve coğrafya olmak üzere fizik, tıp, eczacılık, doğabilim, jeoloji, sosyoloji, felsefe, tarih, dinler tarihi ve dilbilim dallarında 110 kitap yazmıştır. Bunlardan ancak 32 si günümüze kadar ulaşmıştır.

Battani (850-926 )

Albategnius, Albategni ya da Albatenius olarak bilinen, Arap astronom, astrolog ve matematikçidir. Şu anda Türkiye'de bulunan Urfa şehrinin bir ilçesi olan Harran'da doğmuştur

Battani'nin astronomideki en çok bilinen başarılarından biri Güneş Yılını 365 gün, 5 saat, 46 dakika ve 24 saniye olarak ölçmüş olmasıdır.

Battani'nin Zij adı verilen çalışması Johannes Kepler, Tycho Brahe gibi Avrupalı astronomlar üzerinde büyük bir etki yaratmıştır. Nicolaus Copernicus, Zij üç defa Latince'ye çevrilmesine rağmen, ondan yaklaşık 700 yıl önce yaşamış Battani, ne yazdıysa eserlerinde tekrar etmiştir. Modern dünya, Battani'ye bilim dünyasına katkılarından dolayı hürmetini, saygısını göstermiş ve Ay'daki bir bölgeye Albategnius olarak ismini vermiştir.

El Kindî (800 - 873)

Ebu Yusuf Yakup İshak El-Kindi MS.800 civarında Kufe'de doğdu. Babası Harun el-Reşit'in bir memuru idi. El-Kindi; el-Memun, el-Mutasım ve el-Mütevekkil'in bir çağdaşı idi ve büyük ölçüde Bağdat'ta yetişti.

El-Kindi, bir filozof, matematikçi, fizikçi, astronom, hekim, coğrafyacı ve hatta müzikte bir uzman idi. Onun bu alanların tamamına özgün katkılar yapmış olması şaşırtıcıdır. Eserlerinden dolayı, Arapların Filozofu olarak bilinir.

Matematikte, sayı sistemi üzerine dört kitap yazmıştır ve modern aritmetiğin büyük bir bölümünün kuruluşunu hazırlamıştır. Aynı zamanda, astronomi ile ilgili çalışmalarında yardım etmesi için küresel geometriye de katkıda bulunmuştur.

Câbir Bin Hayyân (721 - 805)

Modern kimyanın kurucusu meşhur İslam alimi. İslam aleminde Sufi, Avrupa 'da Al-Geber ismiyle şöhret oldu.

Câbir bin Hayyân , Câfer-i Sâdık Hz. derslerine devam etti ve hizmetinde bulundu. Temel din ilimlerini öğrendi. İlim araştırmalarında hususi metotlar geliştirdi. O zaman meşhur olan simya (büyücülerin olması mümkün olmayan şeyleri yapıyorlar gibi göstermeleri) ilminin bir fen ilmi olmadığını ispat edip , ondan ayrı olarak tecrübeye , analize ve matematiğe dayalı kimya ilmini kurdu. Böylelikle bugünkü modern kimyanın temellerini atmış oldu.

Ebu Bekir El-Razi (865 - 925)

1970 yılında Dünya Sağlık Örgütü (WHO) tarafından çiçek ve suçiçeği hastalıkları üzerine olan özgün çalışmaları sebebiyle şükranla anılmıştır.

Tıp alanında yazdığı el-Havi adlı ansiklopedi 17. yüzyıla kadar en önemli başvuru kaynağı olmuştur.
Ebu Bekir el Razi'nin önemi İslam dünyası içinde ilk defa doğa felsefesini savunan kişi olmasıdır.
Antik çağa ait birçok kitabın çevirileri yapılmıştır. Antik çağda Thales'le başlayıp gelişen doğa felsefesinin İskenderiye kütüphanesinin yakılmasıyla kesintiye uğramasından sonra İslam uygarlığı içinde tekrar doğuşu Ebu Bekir el Razi ile olmuştur.

İbn-i Heysem (965 Basra-1038-1140 Kahire)

Aristo ve Batlamyus'a ait olan dünyanın, kainatın merkezi olduğu şeklindeki görüşleri üzerindeki şüphe ve tereddütlerini ifade etti. Dünya merkezli bir kainat sisteminin kesin olmayacağını, uzayda daha başka sistemlerin de bulunabileceğini ve güneş sisteminin mevcut olduğunu söyledi.

Fiziksel optik, meteorolojik optik, katoptrik, diyoptrik, yakıcı aynalar, gözün fizyolojisi ve algısal psikoloji alanlarında araştırmalar yapmış olan İbn-i Heysem'i, Latin skolastikleri "Alhazen" diye adlandırırlar.

Kendisine ayrıca "Ptolemaeus Secundus" (İkinci Batlamyus; Arapça'da "Batlamyus-i Sani") lakabı da verilmiştir. İbn-i Heysem'in fizikte olduğu kadar tıptaki ustalığını da gösterdiği kitabı Kitab el-Menazır (Optik Kitabı / Görüntüler Kitabı / Optik Hazinesi) adlı yapıtı, gözün anatomisi ve fizyolojisi ile başlar.

Ibn-i Sina (d. 980, Buhara yakınları - ö. 1037, Hamedan)

Filozof, hekim ve çok yönlü Türk bilim adamıdır. İbn-i Sina, Kuşyar isimli bir hekimin yanında tıp eğitimi aldı. Değişik konular üzerine 240'ı günümüze gelen 450 kadar makale yazdı. Elimizdeki yazıların 150 tanesi felsefe 40 tanesi de tıp üzerinedir. Eserlerinin en ünlüleri felsefe ve fen konularını içeren çok geniş bir çalışma olan Kitabü'ş-Şifa (İyileşme Kitabı) ile El-Kanun fi't-Tıb'dır (Tıbbın Kanunu).

Bu ikincisi ortaçağ üniversitelerinde okutulmuştur. Hatta bu eser Montpellier ve Louvain'de 1650 yılına kadar ders kitabı olmuştur.

Ebul-İz (El-Cezeri) (1153 - 1233)

1153 yılında Cizre'de doğdu. Fizikçi ve 60 makina mucididir. Robot ve bilgisayar ana temelleri, saatler, su makineleri, musluk, kilitler, çocuk oyuncakları buluşları arasında yer alır.

1233 yılında vefat etmiştir. Nuh Peygamber Camii avlusunda gömülüdür. Kitapları uzun yıllar Avrupa üniversitelerinde okutulmuştur.

Hâlid bin Yezîd bin Muâviye ( ? - 708)

Kimyâ ilminin temelini atan büyük İslâm âlimi. İsmi, Hâlid bin Yezîd bin Muâviyedir. Doğum târihi bilinmemektedir. 708 (H. 90) senesinde vefât etti.

Dedesi Hazret-i Muâviyenin tavsiyesi ile kimyâ ilmine yönelen Hâlid bin Yezîd, tıp ve astronomi gibi ilim dallarında da kendini yetiştirdi. Kimyâ ilmini tıbbın hizmetinde kullandı. İslâm âleminde tatbîkî (uygulamalı) ilmi kurdu. İlk Müslüman kimyâcı olarak bilinen Hâlid bin Yezîd, ilmî çalışmaları yanında İslâm dîninin emirlerine titizlikle uyar, yasaklarından şiddetle kaçınırdı.

Ali bin Abbas (?-ö. 994)

Mesudi ya da Latince Haly Abbas olarak bilinir. İranlı Müslüman fizikçi ve tıp alimidir. Kitab el-Maliki adlı tıp ve psikoloji üzerine yazdığı eseriyle ve günümüzden yaklaşık 1000 sene önce ilk kanser ameliyatını yapmasıyla bilinir.

Nöroloji ve psikoloji hakkında Kitab el-Maliki'de bilgi verilmiştir. Ali bin Abbas bu eserinde beynin nöroanatomisi, nörobiyolojisi, nöropsikolojisini tanımlamış ve çeşitli akli bozuklukları, uyku hastalıklarını, amnezi (hafıza kaybı)yi, hipokondriyayı, koma hali, sıcak ve soğuk menenjitleri, aşk hastalıklarını, sarayı ve kısmi felç gibi sağlık sorunlarını tanımlamıştır. O, ilaçla tedavi ya da ilaçlardan daha çok diyet ve doğal beslenmeyle sağlığın korunmasının öneminin üzerinde durmuştur.

Gelenbevi İsmail Efendi (1730 - 1790)

1730 yılında şimdiki Manisa'nın Gelenbe kasabasında doğan Gelenbevi İsmail Efendi, Osmanlı İmparatorluğu matematikçilerindendir.

Bursalı Kadızâde Rumî (1337-1436/1437)

Orta çağın ünlü matematik ve astronomi bilgini olan Kadızâde Rûmi’nin asıl adı, Selahaddin Musa’dır. Soyca ilim sahibi bir aileden geldiği ve çağının bilim otoritelerinden Bursa Kadısı Mehmet Çelebi’nin oğlu olduğu için, Bursa ve çevresinde daha çok “Kadızâde” olarak tanındı.

Abdüsselâm (1926 - )

Nobel armağanı alan ilk Müslüman ilim adamı olan Abdüsselâm, 1926 yılında Pakistan sınırları dışında kalan Jhanga'da doğdu. Pakistanlı fizik bilgini Abdüsselâm, Pencap ve Cambridge üniversitelerinden matematik ve fizik dallarında birinci olarak mezun oldu. 1951 yılında hazırladığı doktora teziyle kuantum elektrodinamiğinde temel olacak bir çığır açtı. Aynı yıl Pencap Üniversitesi’nde profesör oldu. 1954 yılında Cambridge Üniversitesi'ne okutman tayin edilince, Pencap Üniversitesinden ayrıldı.

Pakistanlı fizik ilim adamı Prof. Abdüsselâm, ender yetişen İslâm alimlerinden birisidir. Prof. Abdüsselâm, 230'dan fazla orijinal çalışma yaptı. Bunlardan bir kısmını, aralarında birçok Türk fizikçilerinin de bulunduğu mesai  arkadaşları ve öğrencileri ile hazırladı.

Prof. Abdüsselâm, çalışmalarında, İslâmiyetin ilme verdiği önemi bilen ve bütün ilimlerin kaynağı olduğuna inanan, keşiflerini ona  dayandıran bir Müslümandır. Prof. Abdüsselâm, tam bir ilim adamına yakışır vakar içerisinde kendisini "İslâmın naçiz bir hizmetkârı" olarak görür.

Profesör Abdüsselâm'a Nobel Armağanını Kazandıran Buluş

Profesör Abdüsselâm'a Nobel armağanını kazandıran, zayıf ve elektro-manyetik kuvvetlerin birleşik alan teorisidir. Bu teori, bir yandan öyar simetrisi prensibine, diğer yandan da simetrilerin kendiliklerinden bozulması prensibine dayanmaktaydı. Aynı teoriyi Steven Weinberg de o sıralarda ileri sürdü. Bundan dolayı teori, Selâm-Weinberg teorisi adıyla tanındı.

 

Ahmet Serin aktardı

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Güncelleme Tarihi: 15 Şubat 2012, 13:01
banner25
YORUM EKLE

banner19

banner13