Kutsal, yalnızca Allah'ın söylediğidir

Ahmet Kalkan Gençlik Kültür Merkezi’nde ‘ilah’ kavramını anlattı.

Kutsal, yalnızca Allah'ın söylediğidir

 

27 Mart Salı günü Ahmet Kalkan, Fatih'te bulunan Gençlik Kültür Merkezi'nde 'ilah' kavramını anlattı. Günümüzde kişilerin tanrılığının, sahte mabutların/tanrıların ölümünden sonra hâlâ tanrılık vasfı yüklenebilmesinin devam ettiğini söyleyen Ahmet Kalkan, Kur'an'da "sahte ilahlar" anlamında kullanılabilecek Firavun ve çevresiyle ilgili unsurların olduğunu hatırlattı (Firavun’un “ben sizin en yüce Rabbinizim” deyişi, diliyle Tanrı olduğunu iddia etmesinin en büyük göstergesi).

Bu kısımdan sonra Karun'un ekonominin tanrısı olarak kendisine tapınılan bir konum arz ettiğine kısaca değinen Kalkan, Kur'an'da ismi geçmese de Belam olarak bilinen kişinin Allah’ın verdiği ilmi Allah yolunca harcamayıp “sahte tanrı” konumuyla kendisini konumlandırdığını belirtti. Ekonominin ve askeriyenin desteğiyle oluşan "tağut"ların tanrı konumuna bazıları tarafından yükseltildiği ve insanların da Firavun’la birlikte bugüne kadar bu tür tanrılar tarafından ezildiğinin altını çizdi.Ahmet Kalkan

‘Lailaheillallah’ bir kardeşlik paktı!

Günümüzde, az önce anlatılanların biraz daha kurumsallaşmış, sistemleşmiş ve daha cazip bir hale gelmiş olduğunu söyleyen Ahmet Kalkan, devlet uğruna insanların kendilerini mahvettiği bir tanrısal güç oluştuğunu ifade etti. Bu kurumsallığın uluslararası boyutta daha da geniş kapsamlı bir hâl aldığını belirtti. İlahı şu şekilde tanımladı Kalkan: "İlahın temel özelliklerinden birisi aşırı sevilmesidir. Aşırı sevgi ve saygı duyulması, aşırı korku duyulması, aşırı ümit edilmesidir. Bu 3'ü birden varsa bir ilah kapsamında ele alınır. Ancak Allah’tır her şeyden fazla sevgi ve saygı duyulması gereken. Ancak Allah’tır, yani tek ilahtır, herkesten ve her şeyden fazla korku duyulması gereken. Kendisinden ümitvâr olunacak ancak Allah’tır."

Allah’ın haram kıldığını serbest kılanların, helal kıldığını da haram kılanların tanrılaşmış/ tanrılık iddiasında bulunmuş olduklarını, bunları bu şekilde kabul edenlerin de onları 'tanrı' olarak görmüş olduğunu söyleyen Kalkan, bu noktada faizi, içkiyi, kumarı, zinayı bu çevrelerin serbest bırakabildiğini hatırlattı.

Lailaheillallah demenin günde "ne kadar yapılırsa şu kadar şey olur" gibi bir zihniyete hapsedilmemesi gerektiğini söyleyen Ahmet Kalkan, içinin doldurulmasının en önemlisi olduğunu belirtti. Lailaheillallah'ın mü’minlerle bir kardeşlik paktı ve kafirlere karşı da ültimatom olduğunu söyledi.

Dünyanın hiçbir ülkesinde 'heykele tapmak' gibi bir şeyin kalmadığını hatırlatan Kalkan’ın, bu hususta, ideolojik dayatmacılık bağlamında hatırlara gelen Çin ve Rusya’da dahi heykelle alakalı bir dayatmanın olmadığını söylemesi manidardı.

‘Şapka giymeyeceğim’ denilenler asıldı

Konuşmasında kutsallık kavramına da değinen Ahmet Kalkan, kutsallığın ancak Allah'a, onun Kuddüs ismi hasebiyle atfedilebileceğini; Allah’ın kutsal saydıklarının dışında ‘yalnızca’ insanlar tarafından kutsal sayılanların geçerli olmadığını belirtti. Hristiyanlığın ve küfrün şiarlarının 'put' olarak kabul edildiğini söyledi. Tam da bu noktada akıllara şapka geliyor idi ve konuşmacı bu noktaya temas etmeden geçmedi: "1900'lerin başında şapka Hristiyanların, fötr şapka ise Yahudilerin dinlerine ait bir giysi olarak kabul edilir ve onu giyenler mü’min değil kâfir olarak değersizlendiriliyordu. Evet ve bu ülkede nice insan 'şapka giymeyeceğim' diye idam sehpalarında asıldılar. Niye bunu yaptılar? Çünkü küfrün bir simgesiydi. Bugün kasket, bazı hasır veya benzer fötr şapkası giyenlere biz 'kâfir oldu' demiyoruz. Çünkü o, artık simgelikten çıkmış. Hristiyanlığı veya Yahudiliği temsil etmiyor şapka. Etmiş olsa yine aynı hükümde olur."

Ahmet KalkanKalkan’ın burada aktardığı detay önemli. Karşılaştırma bağlamında düşünülmeli. Bilmiyorum, “İslâm’ın güne uyarlanması” yahut “günün bakış açısıyla değerlendirmesi” denebilir mi ama şapka özelinde simge kavramını algılamak açısından güzel bir örnek. Değerli ve simge olanın günden güne değiştiği gerçek. Bu da göz ardı edilmemeli.

Kelime-i Tevhid'in manasının özümsenmesinin, kaç kere söylendiğinden daha da önemli olduğunu söyleyen Kalkan, bu cümlenin, bu cümleyi benimsemeyenlere bir tehdit olması gerektiğini söyledi. Ahmet Hoca’nın bu görüşünde sanırım ince bir nokta var, zîra 'tehdit' kelimesinin kullanılması hassas bir bakışı gerektiriyor. Anladığım kadarıyla kastedilen, günde ‘hedef olarak tayin edilen’ sayılarda Kelime-i Tevhid’i tekrarlayanların bu cümle ışığında hareket etmemesinin rahatsız edici olduğuydu. Safların netleşmesinin de ancak Allah’ın tek ilah olduğunu net bir şekilde dile getirmekle olacağını belirtti.

İslâm’ın, Hristiyanlıktaki gibi devletle uzlaşan tahrif olmuş çizgiye çekilmek istendiğini söyleyen Kalkan, camilerde ve okullarda din diye insanlara öğretilenin tevhitle, Allah'tan başkasını reddetmekle alâkası olmadığını belirtti. Zaman zaman- özel günlerde- camilerin kapılarına bayrak asıldığını hatırlatan Ahmet Kalkan, bu vesileyle bizlere aslında dini yönetme amacında olan bir devletin varlığını hatırlatıyordu.

İçinde ayet ve hadislerden daha çok Atatürk’ün sözlerinin bulunduğu 'din' kitaplarında tevhit ve şirkle alakalı bir tane kelimeye rastlanılmadığını söyleyen Kalkan, kitaptaki bu 'kastın' tespitini daha da genişleterek camilere geçti: "Camilerde siz hiç güncel boyutuyla tevhidin anlatıldığını, şirkin ve putperestliğin eleştirildiğini bir hatipten veya vaizden gerçekten duydunuz mu?" İlah kavramı konusunda sahte ilahların, gerçek ilahları uzaklaştırmadaki rolüne de değinen Kalkan, bunu görmemenin dünyaya gözleri kapatmak olduğunu ifade etti.

Hayvanat bahçesi gibi her taraf!

Bazı hayvanların hâlâ kutsal olduğunu ise şu örnekle anlattı:

"Aslan mı kartal mı şampiyon olacak? Yoksa işte kanarya mı? Bursa’nın timsahları, Anadolu'nun kaplanları... O, futbol değildi değil mi? Değişmez. Hayvanat bahçesi gibi her taraf ve kutsal hayvanlardan geçilmiyor." Gök cisimleri ve özellikle burçların birer tanrı gibi işlev gördüğünü ve namaz kılıp başını örten hanımların dahi burçlarla ilgilendiğini söyledi (ilgilenmenin de ötesine geçip hayatını bu doğrultuda idâme ettirenlerin olduğunun örneklerini de verdi, oğlunun burcunu istediği şekilde tayin etmek için sezaryenle doğum isteyen anne örneğiyle). Kalkan’ın, burçların insanlara müdahale ettiği anlayışını anlatırken ve bu sırada burçları aslan, kova diye sayarken arada eşek demesi salondakileri güldürdü.

Daha sonra top ve pop tanrılarının olduğunu belirten Kalkan, baldırı çıplak tanrıların/ ilahların stadyumlarda olduğunu söyledi. Transferin satın alınma/ satın alma yönüne dikkat çekerek "köle gibi alınıyor ama tanrı gibi görülüyor" tespitini yaptıktan sonra şöyle devam etti: "Bu adam iş yapıyor. Ne yapıyor? Kendisine top denilen, ‘içi hava dışı deri arkasından koşan 22 serseri’ derler ya... İşte öyle bir topu alıyor, 3 direğin arasına arada bir koyuyor. Çok önemli bir şey. Öyle önemli ki topçu 3 direğin arasından o yuvarlağı gönderirken dünya dönmüyor, hatta duruyor herhalde. Milyonlarca insan, değil mi, televizyonlara kilitleniyor. Mümkün ki ellerimizi ceplerine atsanız duymazlar. Huşû içinde, vecd içinde o tanrısal özelliği seyrediyorlar. Ve bir “gooool” diye bağırıyorlar ki ben hayatta hiç o “Allah” diye öyle bağırmadım." Bunları anlatırken aslında bize şunu söylemek istiyordu Kalkan: onlar, nasıl da kendilerini kaptırıyorlar bir bakın.

Yaşanan çelişkiler hâlâ aynı

Mü’minlerin Allah’ı sevmesinin, başkalarının kendi putlarını sevmesinden çok daha farklı olacağı ayrıntısını da belirten Ahmet Kalkan, Bakara Sûresi 165. ayetteki şu cümleyi hatırlattı: "İnsanlardan bir kısmı vardır ki Allah'a eş/ benzer edinirler, herhangi bir şeyi ve onu Allah’ı sever gibi severler. Hâlbuki mü’minlerin Allah’ı sevmesi daha şiddetlidir, daha büyüktür."

Ahmet Hoca, özellikle siyasi bağlamda çok net ve önemli şeyler söyledi ama biz sosyal yaşama biraz daha yakın tarafını almaya çalıştık söylenenlerden… Sonlara doğru okulda başka, evde başka bir algıyla karşılaşan çocuklardan örnek veren Ahmet Kalkan bunları söylerken Hamza Türkmen’le yaptığımız ve sitede yayınladığımız söyleşide onun da aynı şeyleri kendi küçüklüğünde yaşadığını söylediği geldi aklıma. Yıllar önceki çocuğun yaşadığı çelişkiyi şimdi değişmeyen hâliyle biz de yaşıyorsak bunun yoruma açık olmaması, üzerinde tefekkür edilmemesi düşünülemez: niye böyle?

En son, konuyu sigaraya getiren Ahmet Kalkan, sigaranın Türkiye’deki yasağa kadar Müslümanların (en sigara içen hoca dâhi) mekruh yani dinin hoşlanmadığı şey olarak baktığını, hatta bazılarının da “2500 civarında zararı olan bir şeyin haram olduğu”nu söylediğini belirtti. Buna rağmen içilen sigaranın yasa olarak net bir şekilde ceza tehdidiyle yasaklanması üzerine insanların bunu ciddiye aldığını belirtti. İnsanların sigaradan kurtulduğunun kabul edilmesi gerektiğini belirterek “ama” diyen Kalkan, bu örneği vererek zihinlerdeki 'otorite' algısını gösterdi.

Ahmet Kalkan, sözlerini İbrahim aleyhisselam'in sözleriyle bitirdi: "Siz, âlemlerin Rabbi Allah'tan korkmazken ben sizin ilahlarınızdan korkacağım, öyle mi? Yuh olsun size ve Allah'tan başka taptıklarınıza."

 

Esad Eseoğlu aktardı ve ekledi

Güncelleme Tarihi: 31 Mart 2012, 17:24
banner25
YORUM EKLE

banner19

banner13