Kütahya, bir değerini daha gündeme taşıdı

Kütahya Dumlupınar Üniversitesi İlahiyat Fakültesi'nin öncülüğünde Ergun Çelebi ve Kütahya Mevleviliği Ulusal Sempozyumu gerçekleştirildi. Sevil Kısa Dağcı, sempozyumdan tuttuğu kısa notları aktarıyor.

Kütahya, bir değerini daha gündeme taşıdı

Şehir ve Değer” derslerimizin birinde, Prof.Dr. Bilal Kemikli Hocamız, Osman Gazi Han’ın Bursa’yı fethetmek için on beş yıl beklediğinden bahsedip, “Şehri, beklemeyi bilenler kurar.” demişti. Kütahya, İlahiyat Fakültesi'ne kavuşmak için çok bekledi; ama sonunda, ilim irfan ve kahramanlıklarla dolu geçmişine yakışır, dinamik, etkin ve sağlam bir fakülteyle adeta taçlandı. Hem bir Kütahyalı hem de İlahiyat Fakültesi öğrencisi olarak, şehrin değerlerini tanıtmak için, fakültemin düzenlediği etkinliklere müteşekkirim.

Kütahya Dumlupınar Üniversitesi İlahiyat Fakültesi'nin öncülüğünde, 23-25 Ekim tarihlerinde, uzun bir hazırlık ve tanıtım çalışmasının ardından düzenlenen Ergun Çelebi ve Kütahya Mevleviliği Ulusal Sempozyumu da gayet başarılı bir şekilde gerçekleşti. Sempozyumun gerçekleşeceği kültür sarayına gelebilmemiz için servislerin ayarlanmış olması çok ince bir davranıştı. Açılış panelinin yapıldığı salon oldukça büyüktü. Sınav haftası olmasına rağmen öğrenci katılımı fazlaydı.

Mustafa Kalyon Bey’in, musiki cemiyetlerinde çekilmiş fotoğrafları, Kütahya’daki yakın dönem Mevleviliğine ışık tuttu. Video sunumuyla panelde açıklamalarda bulunan Ömer Tuğrul İnançer Hocamız, Mevlânâ Hz. hakkında söylenen, “Şems-i Tebrîzî ile tanışmadan önce sıradan bir medrese mollasıydı” iddialarına, “Hz. Mevlânâ, halihazırda Seyyid Burhaneddin Efendi’nin halifesi değil miydi? Bir halifenin eksik olabileceği nasıl düşünülür?” sözleri ile cevap verdi. Kadın şeyhler konusunda; “Kadınlar derviş olur, evliya olur, ikrar verir fakat ikrar alamaz. İltifat olarak ya da teberrüken şeyhe denilmiştir, postnişin olmamışlardır.” şeklinde açıklamalarda bulundu.

Açılış paneli, Hakan Alvan’ın, Sakıp Dede’nin iki gazelini klasik tekke tarzı okumasıyla neticelendi. Akşam düzenlenen tasavvuf musikisi konseri ise gönülleri fethetti. Vahid Paşa İl Halk Kütüphanesinde bulunan seçme hat eserleri sempozyum kapsamında sergilendi.

Hâcce Fatma Hanım Kütahya’da büyük bir hac kâfilesi oluşturmuş

Sempozyumun ikinci günü oturumları üniversitemizde yapıldı, yine oldukça büyük ve ferah bir anfi seçilmişti. Doç.Dr. İsmail Çiftçioğlu, Mevleviliğin Kütahya’da yaygınlaştığı döneme ait siyasi, sosyal ve ilmi hayatla ilgili bilgiler verdi. Fakültemizin öğretim görevlilerinden Abdullah Çakır’dan, Ergun Çelebi Hz.’ne adının verilmesinin hikâyesini ve aile hayatını öğrendik. Yaşadığı dönemin, aslında 1300’lü yıllar değil de, 1400’lü yılların başı olabileceğini araştırmalarına dayanarak açıkladı Abdullah Çakır. Türk tasavvuf musikisine, Türk edebiyatına ve siyaset tarihine önemli katkıları bulunan Kütahyalı Ebû Bekir Dede ve ailesi ile ilgili bilgiler veren Dr. Mustafa Erdoğan, aileden yetişen büyük isimleri açıkladı. Doç.Dr. Mustafa Güneş ise, Egun Çelebi’nin en önemli eseri olan Genç Nâme’nin anlamı üzerinde durdu. Gençliğin en büyük hazine ve sermaye olduğunu, sermayenin en iyi kullanıldığı yolun ilim olduğunu açıklayarak, salonda bulunan gençlere iltifatlarda bulundu. Ancak Genç Nâme‘nin içeriği üzerinde biraz daha durulabilirdi.

İkinci oturumda Mehmet Veysi Dörtbudak Hocamız, Bahaddin Hz. ve müridlerinin Belh’den Hicaz’a giderken, bir hükümdârın askerlerini bu kâfilenin kimler olduğunu öğrenmeleri için üzerlerine gönderdiğini, Bahaddin Hz.’nin “Allah’tan geldik, Allah’a gidiyoruz.” sözüne binâyen Mevlevî’ler diye adlandırıldıklarını açıkladı. Öğr.Gör. Semra Güler, Mevlevîhanenin mîmârî yapısı ve içindeki hat örnekleri hakkında bilgi verdi. Kütahya ve Kâhire Mevlevîhanelerinin plan olarak birbirine benzediğini ve bu özellikleri ile diğer Mevlevîhanelerden farklı bir yere sahip olduğunu açıkladı. Arş.Gör. Abdullah Erdem Taş, Osmanlı arşivlerindeki Erguniye Mevlevîhanesine ait belgeleri, Mevlevîhanenin vakıflarını, bütçelerini ve zaman içinde Mevlevîhanenin gördüğü tadilatları tek tek açıkladı.

Prof.Dr. Hülya Küçük Hanım, Tuğrul İnançer Hoca’nın kadın postnişin olmaz açıklamasının üzerinde durduktan sonra, Kütahya’da şeyhlik yapmış kadınlardan bahsetti. Özellikle Hâcce Fatma Hanım’ın, Kütahya’da büyük bir hac kâfilesi oluşturarak, halkın çoğunun hacca gitmelerine vesile olduğunu açıkladı. Hâcce Fatma Hanım’ın, evlat sahibi olamayıp ağabeyinin çocuğunu büyüttüğünü öğrenince, Kütahya’da evlat sahibi olamayan ailelerin niçin Fatmaana Türbesi'ne gittiğini anlamış oldum. Bu sunumun ardından çay ve kahve molası verildi. Böylece hocalarımızla tanışıp, konuşabilme imkânı bulduk. Eşsiz hat tabloları ortama ayrı bir zerâfet katmıştı.

Üçüncü oturumun başında, Yrd.Doç.Dr. Sezai Küçük, Kütahya Mevlevîliğinde günümüze değin nelerin değiştiğini bize aktardı. “Ergun” isminin aslında “Argun” olması gerektiğini bilimsel kanıtlarıyla açıklayan Yrd.Doç.Dr. Kadir Güler Hoca, Mevlevîhanede bulunan Ashab-ı Kehf‘in isimlerinin yazılı bulunduğu hatları, Mevlevîlikte on sekiz rakamının ayrı bir yeri olduğu ve Kehf Suresinin on sekizinci sure olmasına bağlı olduğunu açıkladı. Mevlevîhanede bir kuyu bulunduğunu belirttikten sora, kuyunun altında bir mağara olabilir mi sorusu merak uyandırdı. Şehir ve şehirleşmenin hangi açılardan sosyolojinin konusu olduğunu ve kuşak çatışmalarının niçin yaşandığını, Yrd.Doç.Dr. Ümit Aktı Hocam açıkladı. Ergun Çelebi’yi gençlerin ne kadar tanıdıklarını öğrenmek için yapılan anket sonuçlarını bizimle paylaştı.

Prof.Dr. İsmail Güleç Hocam, Mesnevi'de 324 hikâyenin bulunduğunu, 70 tanesinin çocuk kitaplarında yer alabileceğini belirtti. Bu hikâyeleri çocuk kitaplarına aktarmanın çeşitli yolları olduğunu örneklerle açıkladı.

İslam Medeniyeti Uygulama ve Araştırma Merkezi kuruldu

Değerlendirme oturumu ise tüm sempozyumun özetiydi diyebilirim. Ortaya koyulan emeklerin şölen havasında geçen hasat vaktiydi. Hocalarımızın samimi tavırları ve içten konuşmaları çok hoştu ve bu sıcaklık salona da yansıdı. Aşure ayı olduğundan mı kaynaklandı bilmem ama değerlendirme oturumunu lezzetli, tam kıvamında yapılmış bir aşureye benzettim. Hocalarımızın memleketlerinden gelirken yanlarında ayıklanmış, pişirilmiş farklı malzemeleri getirmeleri, sempozyumda ayrı ayrı sunulan bu malzemenin, değerlendirme oturumunda ortak kazanda kaynaması gibiydi. En son aşamada ilave edilen şekerin aşureyi bir tatlıya dönüştürmesi gibi, sempozyumun ortak bildirimleri, kazanımları ve yapılması planlanan faaliyetler de sempozyuma eşsiz lezzet kattı.

Değerlendirme oturumunda, hocalarımızın isimlerini ayrı ayrı zikretmeden, bir bütün olarak üzerinde konuşulan konuları paylaşmak istiyorum. Çünkü hocalarımız “ben ne yapabilirim” aşamasını geçip, “biz neler yapabiliriz” ortak bilincinde bir değerlendirme yaptılar.

Ergun” isminin “Argun” olması gerektiği, fakat bu ifadenin de alışılmışın dışında yani galat ifade olacağı belirtildi. Dini konu içerikli kitaplarımızın salt bilgi ile değil duygu ve mana da katılarak yazılması gerektiğinin üzerinde duruldu. ‘Buğz-i Muâviye’de değil hubb-i Ali’de birleşelim./ Yezîd’e küfretmektense, Hüseyin’e dua edelim.’ mesajı verildi.

Kütahya’da Mevlevilik ile birlikte musiki vurgusunun öne çıktığı tespit edildi. Sempozyumun ortak bilinç oluşturmak ve öğrencinin ufkunu açmak için düzenlendiği açıklandı. Ayrıca, Prof.Dr. Bilal Kemikli, Fadime Ana ismi ile yetim çocuklar için bir derneğin kurulabileceğini belirtti. Dumlupınar İslam Medeniyeti Uygulama ve Araştırma Merkezi’nin oluşturulduğunu açıkladı ve Dönenler Camii’nin merkez olarak kullanılabileceğini söyledi. Asabiye ve neseb kavgalarının medeniyetleri zaafa düşürdüğü dillendirildi. Prof.Dr. Hülya Küçük, sempozyumun çok düzenli ve sistematik işlediğini belirtti. Sempozyumun üçüncü günü ise şehrin tarihi mekânları ziyaret edildi.

Sempozyum süresince ciltler dolusu kitabı okuyarak elde edemeyeceğimiz bilgileri öğrenmemizi sağlayan hocalarımıza ve emeği geçen tüm kişi ve kuruluşlara minnetlerimi sunuyorum. Allah hepsinden razı olsun…

 

Sevil Kısa Dağcı haber verdi

Güncelleme Tarihi: 07 Kasım 2014, 16:15
YORUM EKLE

banner19

banner13