Kur'an'daki kıssalar kalbi sağlamlaştırır

İbrahim Paşa Kültür Merkezi, Bursa’nın kültür/sanat/düşünce merkezlerinden biri. İnteraktif bir ortamda gerçekleşen sohbetlerin 29 Ocak Çarşamba akşamki konuğu, Kur’an araştırmalarıyla tanıdığımız Hikmet Zeyveli’ydi. Ahmet Serin yazdı.

Kur'an'daki kıssalar kalbi sağlamlaştırır

 

 

İbrahim Paşa Kültür Merkezi, Bursa’nın kültür/sanat/düşünce merkezlerinden biri. Bursa Büyükşehir Belediyesi Kültür AŞ’ye bağlı olarak faaliyetlerini sürdüren merkezde, her hafta bir değişik konuk düşüncelerini anlatıyor. İnteraktif bir ortamda gerçekleşen sohbetlerin 29 Ocak Çarşamba akşamki konuğu, Kur’an araştırmalarıyla tanıdığımız Hikmet Zeyveli’ydi. Yıllardan beri Kur’an ve hadis üzerine yaptığı araştırmalarıyla tanıdığımız Hikmet Zeyveli, o gece dinleyenlere, “Kur’an Dili ve Edebiyatı” hakkında düşüncelerini anlattı. Metin Önal Mengüşoğlu’nun sunuşunun ardından Cevat Akkanat’ın yönettiği programda, Kur’an’ın aynı zamanda bir edebiyat şaheseri olduğunu belirterek sözlerine başlayan Hikmet Zeyveli, Kur’an’ın kendisine nasıl bir dil seçtiğini ve bu seçimin sebeplerinin ne olduğuna dair düşüncelerini anlattı.

Din dili, gündelik dilden farklıdır

Dilin, sadece bir kurallar bütününden ibaret olmayıp, toplumun bütün hayatının ve kültürünün de dilde kodlanmış durumda olduğunu belirten Hikmet Zeyveli, din dilinin ise, gündelik dilden daha farklı bir yönü olduğunun mutlaka bilinmesi gerektiğine dikkat çekerek başladığı sözlerini şöyle sürdürdü: “Din dili, gündelik dilden iki yönüyle ayrılır: 1. Din dili, toplumun geneline hitap eder, sadece akademisyenlere veya sıradan insanlara değil; 2. Din dili, gaybî kavramlardan bahseder, gaybı açıklamaya çalışır. Bu iki sebep, din dilini toplumun her katmanı tarafından anlaşılır olmaya zorlar.

Kur’an, yeni terim getirmemiştir

Kur’an’ın herkes tarafından anlaşılmak gibi bir zorunluluğu olduğunun altını dikkatle çizen Hikmet Zeyveli, Kur’an’ın bunu nasıl sağladığı hakkındaki düşüncelerini şöyle açıkladı: “Kur’an, din dili olarak Arapçaya hiçbir yeni terim getirmemiştir. Tüm terimler zaten o dilde vardı. Ama Kur’an, bazı kelime ve kavramlarda tasarrufta bulunmuş, o kelime ve kavramların içini bazen farklı şekilde doldurmuş, bazen de anlamını pekiştirmiştir. Mesela ‘İslam’ kelimesi Arapçada vardı ve bildiğimiz ‘teslim olma’ anlamında kullanılıyordu. Kur’an, kelimenin bu anlamını bozmadı, ona ‘Allah’a teslim olma’ anlamını kattı.”

Neden muhkem, neden müteşabih?

Kur’an dili üzerinde ufuk turu yapan Hikmet Zeyveli, Kur’an’ın anlatımında iki farklı yön bulunduğunu söyleyerek, bu farklı yönleri ve bu yönelimlerin sebeplerini de şöyle anlattı: “Kur’an, toplumun hayatını ilgilendiren kurallar bütününü, herkesin anlayabileceği açıklıkta anlatmıştır. Buna ‘muhkemât’ denir ve bunu herkes anlar. Ama ayrıca din, insanlardan gayba inanmalarını ister. İşte sorun, gaybı aktarmak noktasına gelince başlar. Çünkü insanlar ancak gözlem ve deneyimleriyle fark edebildikleri dünyayı anlayabilir. Bunun dışındaki bir dünyayı onlara anlatmak, özel bir şey ister doğal olarak. Kur’an da bunu özel bir anlatımla yapmıştır. İşte bu özel anlatıma biz ‘müteşâbih anlatım’ diyoruz. Bu anlatım, normalde insanların anlayamayacağı şeyleri insanlara anlatmak için kullanılan bir anlatımdır. İnsanlara gaybı anlatmak için teşbih ve temsillere başvuran bir anlatımdır. Buna ‘benzeşmece anlatım’ diyebiliriz. Bu anlatım, bize, bilmediklerimizi bildiklerimiz aracılığıyla anlatmayı amaçlayan bir anlatımdır. Bunu yaparken de benzetmelere başvurur. Mesela hesap günü için ‘mizan’ der Kur’an ama bu kavramı bildiğimiz nesne olan terazi olarak anlamaktan öte, Allah’ın kılı kırk yaran bir adaleti olduğu şeklinde anlamak daha doğru olur. İşte bu, hem etkileyici ve hem de gayb hakkında bilgi veren bir anlatım biçimidir. Keza yine cennet için, ‘Onun altından ırmaklar akar,’ ifadesi de insanlara gayb hakkında bilgi veren bir anlatımdır. Kur’an burada insanlara, ‘Cennette mutlu olacaksınız!’ gibi çağrışımlara kapalı bir anlatımı yeğlememiştir. Onun yerine birtakım çağrışımlara başvurarak anlatmayı yeğlemiştir. Zaten Kur’an’ın bu anlatımını Hıristiyanlar da fark ederek, onunla ilgili ‘benzeşim öğretisi’ ifadesini kullanmışlardır. Allah’a atfedilen insana özgü ifadelere de böyle bakmak gerek. Allah’ın eli dendiğinde aklımıza insan eline benzer bir el gelmemeli. Bu ifadelerdeki mecaz ve temsil ihtimallerini göz ardı edersek hataya düşeriz. Ki birçok insan da bu hataya düşmektedir zaten.”

Kur’an kıssalarına nasıl bakmalı?

İnsanlara gaybı anlatma konusunda Kur’an’ın nasıl bir yöntem benimsediğini de anlatan Hikmet Zeyveli, Kur’an’daki kıssalar konusuna da değinerek şunları söyledi: “Kur’an’daki kıssalar konusunda en büyük tartışma, bu kıssaların vaki olup olmadığıyla ilgilidir. Bu tartışmaya dalmak, esası kaçırmak anlamına gelir. Çünkü Kur’an, bir tarih kitabı değildir ve amacı da birtakım tarihi olayları anlatmak değildir. Kur’an’daki kıssaların amacı, kalbi sağlamlaştırmak ve insanlara bir öğüt vermektir. Çünkü Kur’an’da anlatılan kıssalara baktığımızda, bu kıssalarda ‘zaman, mekân, şahıslar, kronoloji, bütünlük’ öğelerinin olmadığını görüyoruz. Bu da bize Kur’an’daki kıssaların amacının tarihi bilgi vermek değil, insanlara öğüt vermek olduğunu gösteriyor. Zaten müfessirlerin birçoğu da bu kıssaların sembolik olarak anlatıldığını söylemektedir.”

Sonuç olarak…

Hikmet Zeyveli, uzun süren ve sadece özetini aktardığımız sohbetinin sonunu, “Kur’an, bütün insanları muhatap aldığı için, insanlara hidayeti en pratik biçimde kavratmayı amaçlar. Bunun için de muhkem ve müteşabih anlatıma başvurmuştur.” diyerek bağladı. Soru cevap faslıyla devam eden sohbet, Hikmet Zeyveli’ye Bursa Kültür AŞ’nin kitaplarının hediye edilmesiyle sona erdi.

 

Ahmet Serin bildirdi.

Güncelleme Tarihi: 01 Şubat 2014, 09:43
banner25
YORUM EKLE
YORUMLAR
Fatih
Fatih - 5 yıl Önce

Hikmet Zeyveli ağabeyden haber almak güzel oldu gerçekten. Davet edenlere de, dinleyenlere de ve bize aktaran kardeşimize de teşekkür etmek gerek. Kıymetli insanların kıymetini bilmeye devam böyle...

banner19

banner13