Kur'an nasıl bir dünya görüşü sunar?

“I. Uluslararası Kur’an’ı Yeniden Düşünme Sempozyumu” Ankara’da yapıldı. Sempozyuma yurt içinden ve yurt dışından alanında yetkin onlarca isim bildirileriyle katıldı..

Kur'an nasıl bir dünya görüşü sunar?

 

I. Uluslararası Kur’an’ı Yeniden Düşünme Sempozyumu” 3-4-5 Mayıs 2013 tarihlerinde Ankara Gür Kent Hotel’de gerçekleştirildi. Uzun bir zaman olmuştu ilmî bir toplantıyı bu kadar yakından takip edemeyişime… O yüzden davet edildiğimde tereddüt etmeden evet dedim. Bu davet için ağabeyim Halil Rahman Açar Hocaya teşekkürü bir borç bilirim.

Yirmi üç ülkeden elinin üzerinde bilim adamının sunum yaptığı ve ülkemizin değişik üniversitelerinden katılımlarla zenginleşen çok güzel bir ilmî çalışma oldu. Öncelikle şunu söylemeliyim; toplantı neredeyse nefes alınmadan takip edildi. Çünkü sunumla birlikte, sunum sonrası soru ve yorumlarla zenginleşen oturumlar dikkatleri son derece celbediyordu. Özellikle Türk okurunun yakından tanıdığını düşündüğüm Ziyaüddin Serdar’ın yorum, soru ve eleştirileri katkı sağlayıcıydı. Tabii ki diğer yazar ve hocaların da ciddi katkıları oldu.

Oturumun çok güzel geçmesi için “İlim Dallarının Düşünce Temellerini Araştırma Enstitüsü” öğrencileri büyük bir çaba ve özveri gösterdiler. Üç gün boyunca hizmet ettiler ve harika bir ev sahipliği yaptılar. Yani her yönü ile tam bir ziyafete dönüşen bir düşünce teatisi yaşandı. Zihinler çalışmaktan hiç yorulmadı.

Kimler katıldı sorusuna gelince, bazı önemli isimleri saymakla iktifa etmeliyim. Açılış konuşmasını Mehmet S. Aydın Hoca yaptı. Alparslan Açıkgenç, İbrahim Özdemir, Musa Yıldız, Bilal Sambur, Hasan Boynukara, Halil Rahman Açar, Said Şimşek ve başka onlarca hoca, sempozyumun yerli katılımcıları arasındaydı. Yabancılardan ise; Andrew Rippin, Mustansir Mir, Yasin Allie Muhammed, Mohd Shukri Hanapi, Bilal Orfali, Muhammed Zubair Walter H. Wagner, Konul Bunyadzade, Muhammed el-Gazali, Ghodratullah Ghorbani, Janan İzadi, Oliver Leaman, Alwani Gazali, Davut W.S Peachy gibi uluslararası isimler katkıda bulundu. Yukarıda isimleri yazılı olanlar hatırladıklarım ve notlarımda bulunanlar… Yoksa yazamadığım isimler de en az zikredilenler kadar önemli ve değerli katkılarda bulundular.

Sempozyumun üzerine bina edildiği konuları da burada kaydedelim: 1- Kur’an’ın Dünya Görüşü, 2- Kur’an’ın Araştırılması, 3- Kur’an’ın Anlaşılması, 4- Kur’an’ın Yorumlanması. Üç gün boyunca Batı’dan, Doğu’dan, Uzakdoğu’dan, Ortadoğu’dan insanlar bu meseleleri konuştu, tartıştı, yorumladı ve en önemlisi sorular sordu. Küçük bir katkı bağlamında Ziyaüddin Serdar’ın “Kur’an nedir, vahiy nedir?” sorusunu ısrarlı bir şekilde sorması ve üzerinde yeniden düşünülmesi gerektiğini vurgulaması, vahiy ile Kur’an arasındaki farka değinmesi önemliydi.

“Demokratik Sekülerlik” tespiti ciddi bir eleştiriyi ve anlama çabasını içermektedirMehmet S. Aydın

Ara ara çok renkli tartışmalar yaşanmadı değil; özellikle Batılı akademisyenlerin sunumlarından sonra Müslüman kökenli akademisyen ve araştırmacılar hararetli bir tartışmaya taraf oluyorlardı. Bazen de Müslüman akademisyen ve araştırmacılar akım ve görüş farklılığından dolayı verimli ve hararetli tartışmalara girişiyorlardı. Bu, dinleyici açısından büyük bir nimet oluyordu. Böylece farklı bakış açılarını eleştirel olarak da gözlemleme imkânı hâsıl oluyordu. Fakat benim bu üç gün boyunca dikkatimi çeken şey, muhataplar arasındaki incelik oldu. Önce bunu akademik konumun getirdiği bir nüans olarak düşünmüştüm. Ama gün geçtikçe bu tarz yaklaşımın güzelliği daha da aşikar oluyordu. Önce muhatabını dinlemek, sonra onu takdir etmek ve sonra da eleştiri ve yorumunu yapmak… Bu durum stresi yok ederken, harareti ise söndürmüyordu. Benim aklımda iz bırakan bir durumdu bu… Üç gün boyunca tartışmalar adap dairesinin dışına hiç taşmadı. Bundan sonraki oturumlar için de iyi bir ölçü oluşturdu diyebilirim.

Sempozyumun içeriği de sunumu kadar iyiydi. Özellikle ciddi tartışmaları beraberinde getirecek içerikler mevcuttu. Bu içeriklerin tartışılması ve bunlar üzerinden yeni bir eleştiri geleneğinin oluşumu önemli olmalı… Açılış konuşması bu bağlamda çok önemliydi. Akademisyen, düşünür ve filozof boyutunun yanında siyasal kimliğe de sahip olan Mehmet S. Aydın Hoca’nın konuşması kayda değer tespitler içeriyordu. Tarihsel sürece değindiği konuşmasında Kur’an’ı yeniden yorumlamanın sürekliliğine, her sosyolojik gerçekliğin yeni bir yoruma kapı aralamasına ve Türk düşüncesi bağlamında Türk Müslümanlığına yaptığı vurgu ile birlikte “Demokratik Sekülerlik” kavramına yaptığı vurgu ilginç ve bir o kadar da tartışmaya açık bir alanı işaret ediyordu. Kavramın kendisinin Müslüman zihinde oluşturduğu negatif boyut bir başka nokta olmakla birlikte Türk ve Müslüman kavramlarının gelişim çizgisi bağlamında yeni yorumun modern çıkmazı aşan bir konuma yönelmesi önemliydi ve sempozyumun en temel vurgusu oldu.

“Demokratik sekülerlik” kavramı entelektüel ve akademik düzeyde pek tartışılmadı, en azından benim gözlemim bu… Ancak laiklik, sekülerlik vb. Batılı kavramlarla Müslümanlık arasındaki ilişki hep netameli ve eleştirel bir tutuma haviydi. Hâlbuki modernliğin geliştirdiği zihnî konumu hesaba kattığımızda Müslüman zihnin algısal dönüşümünü nasıl açıklayacaktık? Özellikle de olgu-değer ilişkisi üzerinden meselenin nasıl tanımlanacağı önemli değil mi? Bu konuda neler söylendi? Ve mesele tam olarak sorulaştırılabildi mi? Ki sorunun çözümüne yönelik ciddi adımlar atılabilirdi. Maalesef bu konuda ciddi bir eksiğimiz var. Eleştirel tutumumuzu daha çok ideolojik beğeni ile tamamladığımızdan konuyu nesnel bir zeminde tartışmaktan kaçınıyoruz. Bu yüzden Mehmet S. Aydın Hoca’nın bu tespiti ciddi bir eleştiriyi ve anlama çabasını içermektedir.

Demokrasi ve sekülerlik kavramlarını Batılı hinterlandından kurtardığımızda onu yeniden tanımlama ve içeriklendirme imtiyazı kazanacağımızı düşünüyorum. Bunu yapmadan bu kavramların bizi taşıyacağı yerin pek de bizim kabulleneceğimiz bir nokta olmayacağını düşünüyorum. Çünkü iki farklı dünya görüşünün kavramlara aynı anlamı yüklemesi beklenemez. Bu yargı üzerinden Hoca’nın söylediklerini tartışmaya değer buluyorum.

Kur’an’ın oluşturduğu dünya görüşü ile Müslümanların dünya görüşü farklı

Andrew RippinSempozyumun dört ana konudan oluştuğunu söylemiştik: Ama açılış bildirileri de çok önemliydi. İkinci açılış bildirisini Andrew Rippin (Victoria Üniversitesi-Kanada) sundu. ‘Kur’an’ın Çağdaş Akademik Okunuşu Üzerine’ başlıklıydı bu bildiri… Konuşma, Kur’an’ı yorumlamanın farklı yöntemlerinin tarihçesi üzerine kurulu idi. Bunlar üzerinden özellikle sure bütünlüğünün önemine vurgu yaptı. Yani Kur’an’ı anlamak için sure bütünlüğünü dikkate aldığımızda, her surenin kendi bütünlüğü üzerinden Kur’an’ın bütünlüğüne yönelebiliriz. Farklı yöntemlerin birbirleri ile ilişkisi ve farklılığın sonuçları üzerinde de duruldu bu bildiride.

İkinci konuşmacı Mustansir Mir (Youngstown Üniversitesi-ABD) ‘Kur’an’da Tutarlılık, Bağlam ve Süreklilik’ adlı sunumunu yaptı. Bunu ‘nazm’ dediği bir kavramsallaştırma üzerinden betimledi. Devamlılık (süreklilik), tutarlılık ve içerik kavramları üzerinden Kur’an’a bakmanın imkânını tartıştı ve özellikle de “bağlam” kavramının önemine vurgu yaptı. Bu iki sunumdan sonra hararetli bir tartışma yaşandı. Özellikle müsteşrik bakış açısına gönderme yapıldı, Arapça inmiş bir Kur’an’ın varlığı üzerinden Arap diline vurgu yapıldı. Müslüman olmak ile Kur’an’ın anlaşılması arasındaki bağa da değinildi.

“Kur’an’ın Dünya Görüşü” üzerine bir panelle sempozyum devam etti. Konuşmacılar Alparslan Açıkgenç, Yasin Allie Muhammed ve Mohd Shukri Hanapi idi. Her üç konuşmacı da “Kur’an’ın Dünya Görüşü”nü anlatırken son konuşmacı gelişim sürecine de değindi. Oturum başkanlığını da İbrahim Özdemir Hoca yaptı.

“Dünya Görüşü” kavramsallaştırması elbette ki Batılı bir dünya görüşüne bağlıdır. Ayrıca hitabî bir kitaba sahip kültürün dünya görüşünü oluşturması beklenmemelidir. Hayatın içinden hayatı düzenleyen ve ilahi müdahale ile gerçekleştirilmiş inşa ameliyesi ancak ilk üç yüz yıldan sonra ‘dünya görüşü’ kavramsallaştırmasına uygun bir düşünsel bütünlüğü oluşturmuştur. Yani dünya görüşü aynı zamanda bir felsefî yaklaşım biçimiyle de ilişkili… O yüzden önüne İslam veya Kur’an getirildiğinde dünya görüşünün ilahi bir mahiyet kazanacağını düşünmek yanlış olur. Ama zaten sempozyum okuma, anlama ve yorumlama üzerine kurulu olduğu için dünya görüşünün onu sunan kişiyle de ilişkili olduğunu söylemek mümkün… Bu, o dünya görüşünün ilahi boyutunun olmadığı anlamını da taşımaz ayrıca. Ama bu ikili tutumu sürekli göz önünde tutmalıyız. Çünkü her yorumlama kişisel bir bakışı sunduğu gibi kaynağının da ilahi olduğunu unutmadan değerlendirmeye tâbi tutmalıyız.

Alparslan Hoca meseleyi büyük bir vuzuhla açıkladı. Ama konuşmada en önemli bulduğum nokta; Kur’an’ın oluşturduğu dünya görüşü ile Müslümanların bu dünya görüşünden hareketle oluşturdukları dünya görüşü arasındaki farka çektiği dikkatti. Hayatın bütününü kuşatan bir bakış açısının varlığının dünya görüşünü zorunlu kıldığı ve bu bütünlük içinde okuma, anlama ve yorumlama faaliyetinin yapılması gerektiği tezi önemliydi.

İkinci konuşmacının konusu ahlak üzerineydi. “Kur’an’ın Ahlak Görüşü”nün ortaya çıkarılması için ontolojik, epistemolojik, metafizik ve etik alanlarında çalışmalar yapılıp bu çerçeve içinde dünya görüşünün değer-eylem, kader-özgürlük ve niyet-amel ilişkisi hesaba katılmalı dendi.

Üçüncü konuşmacı ise tasavvur kavramı üzerinden “Kur’an’ın Dünya Görüşü”nün gelişimini, ayetleri baz alarak yaptığı çalışmayla sundu. “Dünya görüşü üzerinden İslami bir kalkınma modeli geliştirilebilir” dedi. Bunun için Allah-Yaratıcı-İnsan kavramlarının izini sürerken aynı zamanda insanın yaratıldığı gibi kaynakların da yaratıldığını dile getirdi. Bu çerçeve içinde tevhit, ubudiyet, yeryüzünün halifesi olan insan, doğal kaynaklar, dünya, ahiret gibi temel kavramların dünya görüşündeki yerine göndermeler yaptı. Burada özellikle kalkınma meselesini gündemleştirmesi, Batı dışında da bir kalkınma modelinin oluşturulabileceğine yaptığı vurgu önemliydi. Önemini ise tabi ki “Kur’an’ın Dünya Görüşü” üzerinden bunu temellendirmesinden alıyordu.

Oturum sonunda konu müzakereye açıldı. Özellikle dünya görüşünün ilahi bir kitap üzerinden temellendirilmesi totaliterliği ve otoriterliği tartışma alanına taşıdı. Dolayısı ile meselenin insanî boyutunun varlığına göndermeler yapıldı. Ayrıca Ziyaüddin Serdar’ın bu noktada vahiy ve Kur’an ayrımına yaptığı vurgu ve sorulaştırması önemliydi. Özellikle dünya görüşü ve kent arasındaki ilişkiye dikkat çekti. Dil ve kentin oluşum ilişkisi bağlamında eleştirel bir tutumu öne çıkardı. Dil-Bağlam ve Kur’an ile Hz. Muhammed (sav) arasındaki bağa gönderme yaparak görüşlerini aktardı. Spesifik olanla evrensel olanın nasıl belirleneceği, konunun modern çağa yorumunun nasıl yapılacağı gibi çeviri farklarının dünya görüşüne nasıl etki edeceğinin hesaplanıp hesaplanamayacağına ve en önemlisi öğrenme ile tevazu meselesinin önemine vurgu yaptı.

Kur’an’ı yorumlarken metin merkezli bir yaklaşım doğru olur

Sonraki oturumlar çeşitlendi ve aynı zaman diliminde farklı üç oturum gerçekleştirilince bazı oturumları doğal olarak kaçırdık. Ama izlediğim oturumların hepsinde büyük bir canlılık ve dinamik bir tartışma zemini olması dikkatimi çekti. Çok verimli geçiyordu. Eleştiri, soru ve yorumlar üzerinden konu hem açıklık kazanıyor ve hem de derinliğine kapı aralıyordu. Bu oturumlardan bir iki örnek üzerinden meseleyi toparlamam lazım…

İranlı bir konuşmacı, Leyl Suresi’nden “En güzel sözü tasdik eden ve verene kolay olan kolaylaştırılır, en güzel sözü yalanlayan ve cimrilik edene gelince zor olan ona kolaylaşacaktır” ayetleri üzerinden varlığın hakikate açıklığını konu olarak seçmişti. Batıdan Heidegger ve İranlı Sühreverdi üzerinden konuyu anlattı. Her iki düşünür de varoluşçu düşünürlerdir ve önemleri bir başka bilme imkânının varlığını düşünmeleridir. Bu çerçeve içinde varlık iyi işler yaptığı zaman kendisine bilme imkânı bahşediliyor. Kişi kötü eylemler yaptığı zaman ise bilmeye kapalı hale geliyor. Çünkü kötülük hakikate ve bilgiye kapalılığı doğuruyor, kötülük eylem olarak kişinin gerçeğe ulaşmasına perde oluşturuyor. Ama iyilik tam tersine kişiyi açık hale getiriyor. Çünkü iyilik kişinin bilgiye, hakikate ulaşmasını kolaylaştırıyor. Bu teze yönelik tarihsel anlatılarda da bulundu.

Oliver LeamanOliver Leaman, Kitab-ı Mukaddes’te ve Kur’an’da peygamber portrelerini karşılaştırdı ve bunun üzerinden İslam, Yahudilik ve Hıristiyanlığın peygamber algısını anlattı. Tabii salonda önemli bir tartışmayı da hararetlendirdi ki sonuç itibarı ile bu dışarıdan birinin aktarımıydı. Ama konunun gündemleştirilmesi, yeniden mesele üzerinden imalı fikir etme bağlamında önemliydi bence… Yine bir başka Batılı aydın “sevgi hermenötiği” üzerinden anlamaya yönelik dikkat çekici tespitlerde bulundu. Bu; bir tek nokta öne alındığında, diğer bütün noktaların da nasıl buna göre belirlenir hale geldiğinin açık bir örneği oldu. Yine tasavvuf literatürü ve onun düşünce temelleri üzerinden bir yorumlama yapmanın imkânını tez olarak sunarken ciddi tartışmalar yaşandı. Ama bence sufi düşünceyi çok iyi tanımladı.

Sempozyumun kapanış sunumunu Prof. Halil Rahman Açar yaptı. Kur’an’ı yorumlarken metin merkezli bir yaklaşımın doğru olacağını söyledi. Okur merkezli okuma, metin merkezli okuma ve yazar merkezli okuma biçimleri içinden metin merkezli okumanın daha sağlıklı olacağını düşündüğünü belirtti. Ayrıca benim dikkatimi çeken şey; hoca, kavramları kullanırken hem olumsuzlayıcı boyutunu hem de olumlayıcı boyutunu dikkatimize sunarak yanlış anlamalara mahal bırakmak istemediğini hissettirdi. Bu da ayrıca nasıl bir mayınlı arazide meselelerin tartışıldığını bize gösteriyor. Çünkü kullanılan kavramların içerikleri başkaları veya farklı kültürler tarafından doldurulmuş; biz kullanırken ise yeni bir anlamını hesaba katarak kullanıyoruz ama muhatabımızın bizim kullandığımız kavramı anlayıp anlamadığını bilmeyince hem olumsuzlayıcı ve hem de olumlayıcı noktaları dikkatlere sunmaktan başka çare kalmıyor.

Ayrıca Hoca’nın birikimini paylaşıma açması takdire şayan bir tutumdu. Ben kendim istifade ettiğimi düşünüyorum. Ama zihnimdeki soruların tam olarak cevabını aldığımı söylemek de pek mümkün değil! Örneğin; metin merkezli okuma ile özellikle metnin maksadının yazarın maksadını tam olarak izah edebileceğini söylemek imkânsız gibi duruyor. Ve belki bir imkân olarak Kur’an’ın sürekli yeni bir yorumunun imkânı olabilir. Ama aynı zamanda da belirli bir sınırlamayı da ortadan kaldırdığı için anlamın buharlaşmasını da beraberinde taşıyabilir. Tabii ki burada bu habere konu ettiğim her nokta benim yorumumu taşımaktadır, bunu özellikle belirtmek isterim.

Sonuç itibarı ile benim için bu sempozyum uzun bir aradan sonra yeniden Kur’an üzerine düşünme ve sorular oluşturma zemini oldu. Çok farklı tezler ve arayışlar zihin dünyamı zenginleştirdi. Daha geniş bir değerlendirmeyi de ancak konuşma metinleri kitaplaştığında yapabiliriz.

 

Abdulaziz Tantik haber verdi

Güncelleme Tarihi: 21 Mayıs 2013, 13:55
banner25
YORUM EKLE

banner19

banner13