Kültürü naht ile işleyip geleceğe aktarıyor

Naht sanatkârı Hasan Bıyıklıoğlu’nun eserleri 19-25 Ekim tarihleri arasında Altunizade Kültür Merkezi’nde sergileniyor. Özge Sena Bigeç sergiden izlenimlerini yazdı.

Kültürü naht ile işleyip geleceğe aktarıyor

Naht sanatkârı Hasan Bıyıklıoğlu’nun eserleri 19-25 Ekim tarihleri arasında Altunizade Kültür Merkezi’nde sergileniyor. Naht sanatıyla yapılan yaklaşık 49 adet Elif, Vav, Besmele, Nazar Ayeti, Hû lafzı, Kelime-i Tevhid tabloları sanatseverleri bekliyor.

Hasan Bıyıkoğlu emekli öğretmen. 75 yaşında. 10 yıldır vaktini ve gönlünü oyma sanatına hasrediyor. Kimseden maddi bir destek göremiyor. Bu onu üzse de sanatından geri kalmayı aklından dahi geçirmiyor. En büyük muradı, bu sanatı öğretebileceği öğrenciler yetiştirebilmek.

Kelime-i tevhid evlerin duvarlarını süslesin

Naht” diyor Hasan Hoca, “Arapça’da 'oymak' demektir. “Oyma işlemi ile yapılan sanatlara da naht sanatı deniyor.” Naht sanatını alüminyum kompozit malzemesinin üzerine işliyor Hasan Hoca. Suya karşı dayanıklı bir malzeme. Yazı zemin üzerine yapıştırılıyor. İnce bir matkapla hassas hareketlerle üzerinden geçiliyor. Elif’ler, Hû’lar, Vav’lar Hasan Hoca’nın gecesini ve gündüzünü aydınlatıyor.

Hasan Hoca’nın en büyük mutluluğu ise duvarların Kelime-i Tevhid ile müzeyyen olması. “Bir müslüman bu tabloları evine götürsün. Duvarında Lâ İlâhe İllalllah yazsın. Kişi duvarına baktıkça Kelime-i Tevhid’i görsün, zikretmesine vesile olsun. Biz bunun için çalışıyoruz” diyor.

Kültürü işleyip geleceğe aktarıyorsunuz

Yazar Sabiha Küçüktüfekçi geliyor sergiye. Keyifli bir ses tonuyla soruyor: “Tüm eserleri siz mi yaptınız?” “Evet’” diyor Hasan Hoca. Tebrik ediyor Sabiha Hanım, “kültürümüze büyük hizmet veriyorsunuz. Kültürü işleyip, geleceğe aktarıyorsunuz, bu çok önemli!” Yapılan işi görünce, aynı söz onun da dilinden süzülüyor, hayretle “siz iğneyle kuyu kazıyorsunuz” diyor.

Sohbetimiz, sanatkârların yaşadıkları zorluklara geliyor. Bazen bu zorluklar aslında sanatkârı besliyor, hepten ümitsiz bakmamak gerekiyor. Öyle ya, engellere rağmen devam eden kişi değil mi sanatkâr dediğin? Onu diğerlerinden ayıran, bu azmi ve emeği değil mi? Bir hüsn-i misal de verdi Sabiha Hanım. Lensini kaybeden dağcı, zirvede nasıl ulaşmıştı tekrar, düşen ve bulunması neredeyse imkansız olan lensine? Duanın yakıcılığının akabinde vazifeyi üstlenen karıncanın eliyle. Minicik varlığıyla lensi taşımıştı karınca ve lensten gelen ışıltı diğer dağcıların gözlerine ilişmişti. Öylece zirveye çıkmış, tanımadıkları sahibine ulaştırmışlardı lensi dağcılar. Karınca ise şu hissiyat içindeydi: “Allah’ım, bu nesneyi neden taşıdığımı bilemiyorum. Bunu yiyemem ve taşıyamayacağım kadar da ağır. Ama istediğin bunu taşımamsa, Senin için taşırım.”

Yaşadığımız hayat da böyle değil mi, Büyük Sanatkâr’a giden yolda? Her birimiz gönüllüce bir vazifeyi üstlendik, hangi hayra gidebileceğini tam olarak idrak edemeden... Yüzlerimiz daha da gülüyor bu anlamlı hikayeyi yâd ettikten sonra. Sabiha Hanım ile birlikte tablolarına refakat eden Hasan Hocamıza veda ettik, “yine geleceğiz, bu güzel tablolarınızdan alacağız, duvarlarımızı onlarla süsleyeceğiz inşallah” diyerek, sanatı da sanatkârı da bir nebze de olsa hoşnut etmeyi dileyerek...

 

Özge Sena Bigeç yazdı

Güncelleme Tarihi: 21 Ekim 2015, 15:04
banner12
YORUM EKLE

banner19

banner13