Kudüs kurtulmadan ümmete rahat yok!

Abdurrahman Dilipak, Mescid-i Aksa Günleri’nde yaptığı konuşmada, bizi, Kudüs’e bakarken onu bir cihat ve şahadet, bir iman ve ahlak meselesi olarak görmeye çağırdı..

Kudüs kurtulmadan ümmete rahat yok!

 

Burak Derneği Ümraniye’de Mescid-i Aksa Günleri başlıklı bir dizi program gerçekleştirdi. Kudüs şiirlerinin okunduğu, ezgilerin söylendiği, çocuklara Mescid-i Aksa’nın anlatıldığı bu zengin programın söyleşi ayağındaki önemli konuklardan biri Abdurrahman Dilipak’tı.

Mescid-i Aksa ve çevresinin mübarek kılındığını ayetlerle açıklayarak konuşmasına başlayan yazar Abdurrahman Dilipak, pek dikkat edilmeyen bir noktaya değindi. Türkiye’nin önemli bir kısmının mikat alanı içerisinde olduğunu söyledi. Mîkât alanı ihrama girilen yer, yaprağın koparılamayacağı, bir sineğe dahi zarar verilmesinin yasak olduğu yerdir. Yahudiler vaat edilen topraklarla ilgili iddiada bulunurlar. Abdurrahman Dilipak Hoca, Kur’an-ı Kerim’in vaat edilen topraklardan bahsettiğini ama bu toprakların herhangi bir kavme değil, peygamber varislerine emanet edildiğini belirtti. Malumdur ki bu toprakların bir kısmı Anadolu topraklarıdır. Anadolu’nun Hz. Âdem, Hz. İbrahim, Hz. Musa, Hz. Nuh peygamberlere ev sahipliği yaptığını, peygamberlerin yollarının buralara düştüğünü anlatarak konuşmasına devam eden Hoca şunları söyledi:

“Kabil, Habil’i bugün kanın oluk oluk aktığı Şam’da öldürdü. İlk kardeş kanı burada aktı, ilk cinayet burada işlendi. Biz herhangi bir yerde yaşamıyoruz. İslâm’ın gerçekleştiği coğrafya Mescid-i Aksa, bize yakın olmasının yanında insanlık vazifesi olarak da dikkatlerimizi çekmelidir. İsrail’in kardeşlerimize uyguladığı baskı ve zulüm Mescid-i Aksa’yı elimizden almaya yönelik bir tehdide dönüşmüştür. İstanbul’dan Mekke’ye döndüğümüzde aynı zamanda Mescid-i Aksa’ya da yöneliriz. Otobüs garajına Harem denmesinin sebebi buranın Kâbe’ye açılan bir kapı olmasındandır.”

Dilipak, “Müslümanlar yeryüzünde Allah’ın halifeleridir. Onun gören gözü, işiten kulağı, tutan eli, haykıran sesidirler. Hiçbir Müslüman dünyada olup biten şeyleri görmezden gelme hakkına sahip değildir.” diyerek yanı başımızdaki zulümlere sessiz kalmama yükümlüğümüzü hatırlattı. Kudüs’ün hem biz Müslümanlar için din, iman ve insanlık vazifesi, hem de haksızlık ve sömürüye karşı direnme görevi olan herkes için savunulması gereken bir dava olduğunu, mazlum ülkelerin kol kola gelerek zalime karşı direnmesi gerektiğini söyledi. Daha yüz yıl önce beraber olduğumuz kardeşlerimizle aramıza çizilen sınırların, kucaklaşmayalım diye atılan nifak tohumlarının yol açtığı sonuçları değerlendirdi.

Ancak İslâm’ın hâkimiyeti huzur getirir

Kudüs’ün Haçlıların ellerinde hangi zulümlere maruz bırakıldığını da, Hz. Ömer adaletinin, büyük komutan Selahaddin Eyyubi’nin merhametinin bu toprakları nasıl şereflendirdiğini de biliyoruz. Dilipak Hoca, Yahudiler bu toprakları ele geçirdiğinde Müslüman ve Hıristiyanlara giriş izni dahi vermezken herkesin inancı, aklı, canı, malı koruma altında olsun diye neler yapıldığını aktardı:

“Ne zaman ki Kudüs Müslümanların oldu, o zaman buraların hâkimi değil hâdimi olduk. İlk kez katılımcı, şeffaf, adil bir yönetim düzeni Hz. Ömer’le gerçekleşti. Osmanlı surları onardığında mimar doğu kapısının üzerine kelime-i tevhidi yazdırmak istedi. İslâm âlimleri hayır dediler: ‘Buraya Hıristiyanlar ve Yahudiler de geliyor. Onlar bu kapının altından geçerken kalplerinde İslâm’a karşı öfke oluşabilir.’ Baskı ve tehdit yokken, her şey kontrol altındayken böyle yaptılar. ‘La ilahe illallah İbrahim Halilullah’ yazıyor hâlâ bugün o kapıda. Düşmanımızın bile hakkını savunmayı emrediyor Kur’an. Değil gelin kaynana kavgası, değil miras kavgası, değil Kürt-Türk kavgası, bir kavme bile olan düşmanlığınız sizi onlar hakkında adaletsizliğe sevk etmesin, diyor.”

Kudüs kurtulmadan İslâm ümmeti kurtulmuş sayılmayacaktır

Bizi Kudüs’e bakarken onu bir cihat ve şahadet, bir iman ve ahlak meselesi olarak görmeye çağıran yazar, Filistin davasının medeniyet mektebi olduğuna dikkat çekti. Bugün neredeyse yıkılacak duruma gelen, girişlerin İsrail denetimi altında yapıldığı Mescid-i Aksa’ya karşı görevlerimizi sorgulamamız gerektiğini belirtip şunları söyledi:

“Eğer biz Allah’ın dinine yardım edersek Allah da bize yardım edecektir. Kudüs davası, uzaktaki komşularımız için gönlümüzün keyfine kalmış bir iş değildir. Kâbe, Mescid-i Aksa olmadan da bize kıble gösterilebilirdi. İslâm’ı anlamaya başlayacaksak hakikati kavramak için bu başlangıç noktasını bilerek, bir bütün olarak hadiseye bakmamız gereklidir.”

Allah’ın zalim ve cahil bir topluluğa hidayet nasip etmeyeceğini, bilmeden olmayacağını, bilip de susmanın zulme iştirak etmek olduğunu vurgulayan yazar, konuşmasını şu sözlerle sonlandırdı: “Mekke’ye melekler saf saf gökten inerler ama Kudüs göğe yükselir. Burası manevi bir istasyondur. Kudüs kurtulmadan İslam ümmeti ayağa kalkmış sayılmayacaktır. Ne zamanki Kudüs kurtulur, Mekke ve Medine de özerk bir bölge olur, insanlar ibadet için herhangi bir hükümetin vizesine ihtiyaç duymazlar. Evrensel sorumluluklarımızın ifâsı için kesinlikle bu üç makamın kurtulması gereklidir.”

 

Ceylan Ergin haber verdi

Güncelleme Tarihi: 04 Haziran 2013, 17:24
banner25
YORUM EKLE

banner19

banner13