Köyünde duvar gazetesi bile çıkarmış

Ramazan Dikmen, vefatının 15. yıldönümünde Bursa’da anıldı. Programa Dikmen’in ailesi, edebiyatçı dostları ve yakın çevresi yoğun ilgi gösterdi.

Köyünde duvar gazetesi bile çıkarmış

 

1997’nin 10 Nisan’ında, 41 yaşındayken aramızdan ayrılan hikâyeci Ramazan Dikmen’in, 15. vefat yıldönümü dolayısıyla Bursa’da yâd edileceğini daha önce duyurmuştukTYB Bursa Şubesi’nin “Bir Vefadır Yaşamak” başlığı altında düzenlediği program gerçekleşti. Programda aldığımız notlar edebiyat tarihi açısından önemli veriler taşıdığı kadar, gönül dünyamıza da ışık tutacak mahiyettedir.Ramazan Dikmen

TYB Bursa’nın katılımı en yüksek etkinliği

1956’da Balıkesir - Dursunbey’e bağlı Karyağmaz Köyü’nde dünyaya gelen Ramazan Dikmen, edebiyatımızın ölümsüzlüğe intikal etmiş yazarlarından birisi. Kayıtlar dergisini çıkarmanın yanı sıra, Kıyıya Vuranlar (1996), Afife Ablanın İncileri (1998), Muhayyer (2006), Tükenerek Çoğalmak (2004) gibi edebî eserlere de imza atan Ramazan Dikmen’in 15 yıl sonra anılıyor olması oldukça anlamlıydı. Bu anlama binaen, pek çok Ramazan Dikmen dostu Bursa’ya gelmişti.

Bunlar arasında kuşkusuz Ramazan Dikmen’in yakın çevresi ve arkadaşları başı çekiyordu. Onların katılımını zenginleştiren ise gönül dostlarının ilgi ve alakasıydı. Ankara, İstanbul, Balıkesir, Kütahya, Eskişehir gibi şehirlerden Bursa’ya gelerek programa katılanlar arasında şu isimler dikkat çekmekteydi: Mehmet Ocaktan, Ali Osman Sali, Mehmet Kahraman, Ali Sali, Mustafa Işık, Hüseyin Sak, Hayri Maraşlıoğlu, Fatih Yurdakul, Osman Can, Mehmet Ercümen, Bayram Canbey…

Bu listeye Bursa’dan ve yazarın doğduğu köy olan Karyağmaz’dan katılanları eklemeyeceğiz. Fakat şu kadarını söyleyelim, TYB Bursa Şubesi’nin şimdiye kadar katılımı en fazla olan etkinliği Ramazan Dikmen’i anma programı oldu.

Etkinlik resmî bir havada değil, sohbet havasında geçti

Hafız Salih Dikmen’in aşr-ı şerifi ile açılan programı Ali Sali yönetti. Ali Sali, programın resmî bir anma toplantısından ötede, sohbet havası içinde geçeceğini söyledikten sonra, Ramazan Dikmen’in kendisi için neden önemli bir kişi olduğunu açıkladı: “Ramazan Dikmen, benim kitapla, okumakla ilgimi sağlayan üç kişiden birisidir. Diğer ikisi Mehmet Ocaktan ve Şakir Kurtuluş’tur.” dedi.

Programın sunuş konuşmasını TYB Bursa Şubesi başkanı şair Mustafa Baki Efe yaptı. Efe, konuşmasında bu programa hangi hâlet-i ruhiye içinde karar verdiklerini anlatarak şunları söyledi: “Bursa’da küçük, mütevazı bir program yapalım diye düşünmüştük. Fakat bir anda büyük bir faaliyete dönüştüğünü gördük.” Ramazan Dikmen’le olan hatıralarını da anlatan Efe, “Ramazan Dikmen Bursa’ya geldiğinde Koza Han’da çay içerdik. Bana ‘Senden güzel ney üflemeni bekliyorum. Sen güzel şarkılar söyleyeceksin.’ derdi. Ona çok şey borçluyum.” dedi. Mustafa Baki Efe, daha sonra “Bu gecenin anısına Ramazan Dikmen’e bir mektup yazdım. Şimdi onu okuyacağım.” diyerek mektubu okumaya geçti.

Daha sonra söz alan Hüseyin Sak (Cumhurbaşkanlığı Denetleme Kurulu Üyesi) şunları söyledi: “Ramazan’ı anmak için hazırlanan bu programa büyük bir coşkuyla geldim. Fakat konuşabileceğimi hiç sanmıyorum. Zira Fethi Gemuhluoğlu’nun ‘dostluk’ üzerine bir konuşması var. Bu konuşmadan daha iyi bir dostluk konuşması yapamam. Fakat şunları da söylemeden geçemeyeceğim: Ramazan Dikmen, sohbetinden en fazla istifade ettiğim kardeşlerimdendir. Kendisiyle ortak yönlerimiz vardı. Mesela hemşehriydik. Fransa’da yetişmiş bazı Müslüman entelektüellere aşinaydık. Onları konuşurduk. Yazı planlarını, hikâye taslaklarını paylaşırdı. Onun vefatıyla biz gerçekten büyük bir değeri kaybettik.”

Köyde duvar gazetesi çıkarırdık onunla

Programa Kütahya’dan katılan Osman Can, “Ramazan Dikmen’le çok enteresan bir dostluğumuz oldu.” diyerek girdiği konuşmasında, şunları söyledi: “Onunla ortak paydalarımız yoktu. Birkaç kez görüştük. Fakat aramızda güçlü bir dostluk oluştu. Yakınlığımız biyolojik bir yakınlıktan ziyade, ruhsal bir yakınlıktı.” Sözlerini “Ramazan bereketli bir arkadaşımızdı.” diye sürdüren Osman Can, onun vefatından bir gün sonra Yeni Şafak gazetesinde yer alan bir yazı yazdığını söyleyerek bu yazısını okudu.

Daha sonra söz alan Mehmet Encümen (Gemlik İlçe Milli Eğitim Müdürü), Ramazan Dikmen’le çocukluk arkadaşı olduklarını, aralarında bir yaş farkı bulunduğunu, bu farktan ötürü ilkokula bir yıl önce başladığını ve öğretmenin bulunmadığı bazı derslerde kendilerine öğretmenlik yaptığını söyledi. Ramazan Dikmen’i “Dayımdı.” diye anan Mehmet Encümen, özellikle İstanbul İ.H.L.’de okudukları yıllara temas ederek, “İstanbul İ.H.L. yıllarında en çok sevdiğim şey, yarıyıl tatilleriydi. Köye gelirdik. Köyde Ramazan dayımla duvar gazetesi çıkarırdık. Tatillerde onun çantası kitaplarla dolu olurdu. Durmadan okurdu.” dedi.

Üniversitede okudukları yıllardan da hatıraları olduğunu söyleyen Encümen, Ramazan Dikmen’in bazı ilginç tutum ve yaklaşımlarını da anlattı: “Hasan Aycın’ın bize kızması gerektiğine inanırdı. Ona göre, yaptığımız kimi yanlışlardan ötürü bizi uyarmazdı Hasan Abi. Bu yüzden, ‘Hasan Aycın bize ağabeylik yapmıyor’ derdi.”

Ramazan Dikmen’le başka önemli hatıralarının da olduğunu söyleyen Mehmet Encümen bunları şöyle sıraladı: “Kütahya’da tren durdurma hadisemiz vardı. Bu hatıramız Ramazan Dikmen’in de unutamadığı bir hatıra idi. Ayrıca onun 90’lı yılların başlarında evine kablolu yayın bağlattığını, dünyayı, özellikle de Fransa’yı bu yolla takip ettiğini söyleyebilirim. Bir de şu sözünü unutamam: ‘Dünyanın en iyi ablalarına, en iyi eşine, en güzel kızına sahibim.’ diyordu.”

Ali Sali, Hayri Maraşlıoğlu, Mehmet KahramanEn çok tartıştığı kişiler Ömer Lekesiz ve Ahmet Şirin’di

Konuşma sırası kendisine gelen Ali Osman Sali (Balıkesir Eski Milletvekili) şunları söyledi: “Bizim ilk örnek aldığımız kişi Mehmet Ocaktan idi. Sonra aramıza birden Ramazan girdi. Köyde sohbet için bir odamız vardı. Orada toplanır sohbet ederdik. Akşam oturmalarında aylık dergilerden, hikâyelerden bahsediyorduk. Şiir yazanlar Mehmet Ocaktan’ı, hikâye yazanlar ise Ramazan’ı rol model seçerdik. Ramazan Abi daha sosyaldi. O günlerde Orhan Gencebay, şekersiz çay, Güney Tren İstasyonu anahtar kelimelerimizdi. Ramazan Dikmen inanmış bir insandı, mümindi. Mümin insanların entelektüel yüzüydü. Bir ara Üzeyir Sali, Hüseyin Bektaş, Ömer Lekesiz ve Cemal Şakar’la birlikte Açılımlar diye bir dergi çıkaracaklardı. Sonradan bu isimle bir dergiyi soldan birileri, sanırım Adnan Özer çıkardı. Ramazan’ın en baskın özellikleri hassaslığı ve öfkesi idi. En çok tartıştığı kişiler ise Ömer Lekesiz ve Ahmet Şirin’di…”

Ramazan Dikmen hakkında söz alan bir diğer isim Hayri Maraşlıoğlu (DPT Uzmanı) idi. Maraşlıoğlu şunları söyledi: “Ankara’da Ramazan ile Ömer Lekesiz ve Ahmet Şirin’in edebiyat tartışmalarını dinlerdim. Aynı şeyleri söylerlerdi fakat farklı cümlelerle. Ramazan, doğru bildiğini hassas cümlelerle anlatırdı. Yanlışlıkla kalbini kırdığı kişilerin gönlünü alırdı. Onun bazı hassasiyetleri vardı. Mesela İnegöl köfteyi soğansız isterdi, gürültülü evde uyuyamazdı. Fakat asıl hassasiyetleri yaptığı işlerde ortaya çıkardı. Sözgelimi hikâye yazarken çok sıkı çalışıyordu. Bu çalışmasında hiçbir olumsuz şeye taviz vermezdi. Zira edebiyatı, sosyal gerçekçilerde olduğu gibi, basit şemalar zinciri olarak görmezdi.”

Hayri Maraşlıoğlu sözünün devamında Ramazan Dikmen’in dergicilik serüvenine de değindi. Bu konuda şunları anlattı: “Ramazan Dikmen’in dergi çıkarma projesinin öncesi vardı: Mavera’nın adam edilmesi süreci vardı. Maalesef bunda başarılı olamadı, olamadık. Zira rahmetli Bahri Zengin bu işi iyi götüremiyordu. Bundan sonra Kayıtlar dergisi gündeme geldi. 45 sayı çıkan bir dergi oldu Kayıtlar. İstanbul’da Yusuf Ziya Cömert’in yönetiminde çıkmakta iken, Ankara’ya Ramazan’a iade edildi. Bu arada Ramazan’ın hastalığı ortaya çıktı.”

Şehirli insanları anlamaya çalışan hikâyeler yazıyordu

Ramazan Dikmen’in eserlerinin teknik ve içerik yönü üzerinde de konuşan Mehmet Kahraman (Yrd. Doç. Dr.) sözlerine onun yetiştiği şartları tasvir ederek başladı: “Ramazan Dikmen’le ortak yönlerimiz var. O Dursunbey’in bir dağ köyünde, ben ise Sındırgı’nın bir dağ köyünde doğduk. Onun sıkıntılarını en çok paylaşan benim. İkimiz de trenlere, otobüslere yetişmek için, üçer dörder saat yürür, şehre okumaya giderdik. Uzun yıllar sonra yollarımız Ankara’da kesişti.”

Mehmet Kahraman, sözlerinin devamında Türkiye’de edebiyatçıların köye, köylüye bakışı ile ilgili bilgiler verdi. Bu bakışlar Yaban gibi romanlarda ve Marksist edebiyatçılarda oldukça iteleyici, öteleyici idi. Köyden çıkmış bir yazar olarak Ramazan Dikmen ise, şehre ve şehirliye bakmıştı ve bakışı oldukça olumluydu: “Biz köyden çıkmış iki yazardık. Köylerden okuyarak çıkan ilk kuşağın temsilcileri olarak, ayaklarımız üzerinde durduk; sanatı, bilimi, kültürü tanıdık. Ramazan, Ankara’nın Dikmen semtine gelmiş, orada hikâyeler yazıyor. Fakat şehirlinin köylüyü gördüğü gibi yazmıyor. Şehirli insanları anlamaya çalışan hikâyeler yazıyor. Onları anlamaya çalışıyor, çözümlemeye çalışıyor, onlara insan olarak bakıyor. Onun eserleri, bu bakışın olgun numuneleridir.”Ali Sali, Mahmut Kanık, Mehmet Ocaktan

Fütuhât-ı Mekkiye nasıl tercüme olundu?

Akademisyen ve mütercim Mahmut Kanık, Ramazan Dikmen’le kardeşlik hukukunu doya doya yaşayan birisiydi. Bu konuda anlattıkları bunun ispatıdır. Sözlerine şöyle başladı Kanık Hoca: “Bursa’ya geldiğinde mutlaka beni arardı. Sohbet geleneğini Bursa’da sürdürürdük.”  Bununla birlikte, Ramazan Dikmen’den bir kez de mektup aldığını belirten Mahmut Kanık, bunun ilginç bir niteliği olduğunu vurguladı: “1989 yılıydı. Ulucami’den çıkıyordum. Bir öğrencim yanıma gelerek, ‘Hocam, size bir mektup var, fakat bir dergide.’ dedi. Bu mektup, Ramazan Dikmen’in bir günlüğünde yer alıyordu.”

Mahmut Kanık, Ramazan Dikmen’le Ankara’da yaşadıkları bir hatırayı da anlattı: “Ankara’da sık sık Hacı Bayram’a giderdik. Bu ziyaretlerimizin birisinde Bağdat Kitabevi diye bir tabela gördük. Saddam’ın zulmünden kaçan iki Iraklı’nın açtığı bir kitapçıymış. İçeri bir girelim dedik Ramazan’la. Girdik, kitapları incelemeye başladık. Bir de ne görelim, yıllardır aradığım halde bulamadığım bir eser gözlerimin önünde: Fütuhat-ı Mekkiye... Satılık olup olmadığını sorduk. Dükkân sahibi, elinde iki takım bulunduğunu, birisini kendisine ayırdığını, birisinin de satılık olduğunu söyledi. Kitabı sevinçle satın aldık. Kitapçıdan ayrıldıktan sonra, yolda Ramazan’a ‘Acaba yanlış mı yaptık, bir ilgilisine gitseydi daha mı iyi olurdu?’ diye sordum. İtiraz etti Ramazan. ‘Kesinlikle doğrusunu yaptık. Bu kitabı sen tercüme etmelisin.’ dedi. Bu eserin tercümesinde Ramazan Dikmen’in büyük katkısı olmuştur.”

Mehmet Ocaktan neler anlattı?

Şair ve Star Gazetesi Yayın Koordinatörü Mehmet Ocaktan da programdaydı ve Ramazan Dikmen’le ilgili anlatacakları vardı. “Ramazan benim kardeşimdi.” diye söze başlayan Ocaktan, Karyağmaz köyünde birlikte yaşadıkları çocukluk hatıralarını ve özellikle de yaz tatillerini anlattı. Ardından, Ramazan Dikmen’de kendisi için üç önemli yön bulduğunu belirterek bunları şöyle sıraladı: “1. Dostluğu, 2. Hikâyeciliği, 3. Entelektüel yönü ve manevi derinliği…”

Mehmet Ocaktan sözünün devamında Ramazan Dikmen’le olan bir hatırasından bahsetti: “Son günlerinde kendisini görmeye gittiğimde benden çocukluk dönemimizden bir hatıra anlatmamı istedi. Anlattım. Oldukça sevinmişti.” (Bayram Can, Ramazan Dikmen ve Mehmet Ocaktan’ın birlikte yaşadıkları ve fakat kayıt altına alamadığımız bu hatırayı Mehmet Ocaktan’dan yazıya dökmesini talep ederiz.)

Soyadını bir dağdan almış

Ramazan Dikmen’in amcası Ali Dikmen de programda konuştu. “Vefatından önceki son 24 saatine tanıklığım, şahitliğim var.” diye söze başlayan Ali Dikmen, Ramazan Dikmen’in kalbinde sonsuz bir dostlar listesi olduğunu belirtti ve onun bütün dostlarına teşekkür etti. “Dikmen” soyadının Karyağmaz Köyü’ndeki bir dağdan alındığını belirten Ali Dikmen, daha sonra sözü Ramazan Dikmen’in doğumuna getirdi: “Onun dünyaya geldiği yer köyümüzün bir merasındaki ‘konak’tı, ‘yatak’tı. O, evin onuncu çocuğu olarak dünyaya geldi. Doğumuyla ilgili ayrıntıyı vefatına yakın günlerde ‘Bana bir şeyler anlat’ deyince kendisine anlattım. ‘Neden daha önce anlatmadın?’ dedi, fakat gene de memnun oldu. Doğduğunda ilk ezanı ben okumuştum kulağına. Vefatında da böyle oldu. İlk ve son ezanlarını ben okudum Ramazan’ın…”

Ayşe Rikkat DikmenAyşe Rikkat’in söyledikleri…

Ramazan Dikmen’in kızı Ayşe Rikkat Dikmen programın son konuşmacısıydı. Babasıyla ilgili olarak konuşmasının hayli zor olduğunu belirtti Ayşe Rikkat. Fakat babasının kitaplığında bulduğu Necip Fazıl’a ait 1974 tarihli Son Devrin Din Mazlumları kitabının son satırlarını okudu. Çünkü babası bu satırların altını kalın çizgilerle çizmişti.

Mezarı Ankara Bağlum’da Abdulhakim Arvasi’nin mezarının yanında olan Ramazan Dikmen’le ilgili programın sonunda Hafız Bayram Efe dua etmesi için davet edildi. Dua öncesi kısa bir konuşma yapan Hafız Bayram Efe, “Ramazan Dikmen’in defin merasiminin sonunda ben telkin verecekken birisinin kabrin üzerine başını koyup ağladığını gördüm. O, Osman Can’dı.” dedi ve onun dostluğu bağlamında bütün Ramazan Dikmen dostlarına teşekkür etti. Hafız Bayram Efe, bu arada program sonu duasının katılımcılar arasında bulunan Bayram Canbey’in (İnegöl Müftüsü)  yapmasının daha uygun olacağını belirterek sözü kendisine verdi. Program Bayram Canbey’in duasıyla sona erdi.

 

Cevat Akkanat tuttuğu notları paylaştı

Güncelleme Tarihi: 24 Nisan 2012, 20:03
banner25
YORUM EKLE

banner19

banner13