banner17

Konya'da darbe tanıkları konuştu!

28 Şubat günü Konya'da gündeme oturacak bir 'Darbeye Karşı Sivil Savunma' konferansı gerçekleştirildi..

Konya'da darbe tanıkları konuştu!
28 Şubat Konya, Mazlumder ‘Darbeye Karşı Sivil Savunma’
28 Şubat Konya, Mazlumder ‘Darbeye Karşı Sivil Savunma’
28 Şubat Konya, Mazlumder ‘Darbeye Karşı Sivil Savunma’
28 Şubat Konya, Mazlumder ‘Darbeye Karşı Sivil Savunma’
28 Şubat Konya, Mazlumder ‘Darbeye Karşı Sivil Savunma’

Resimleri büyütmek için üzerini tıklayın

Hepimizin hakkı için hep beraber

28 Şubat günü Konya,  gündeme oturacak bir konferansa ev sahipliği yaptı. Mazlumder’in düzenlediği ‘Darbeye Karşı Sivil Savunma’ adlı konferansın birbirinden güzel konukları vardı. Ulvi Alacakaptan’ın sunumu ve Canlı Tanıklar ile ses getirici bir program izledik.

 Programa Kuran-ı Kerim tilaveti ile başlandı. Akabinde Mazlumder Konya Şubesi Başkanı Derviş Argun mikrofonu aldı. Kısaca Mazlumder’den bahseden Argun’un şu sözleri açıkçası kulağımıza küpe olacak cinstendi; “Tam üç yüz yıldır insanları mazlum eden, onları abluka altında yaşatan bir zihnin kültürü hakim. Halka için, halk adına halka rağmen darbeler yapıldı. Bizi hangi ideoloji, hangi siyasi kuruluş, hangi cemaat kuşattıysa kuşatsın darbecilere, cuntacılara karşı hepimizin hakkı için hep birlikte olmalıyız. Altmış yıllık ömrümüzün elli yılında aktif olarak darbelerle uğraştık. Biz ordusuz bir millet istemiyoruz. Biz cuntasız bir ordu istiyoruz.”

Alkışlaya alkışlaya bu hale geldik

Salon söylenenlerin idrakinde iken Ulvi Alacakaptan geldi sahneye. Böyle dediğime bakmayın. Tiyatrocu olmanın vermiş olduğu bir farklılık vardı Alacakaptan’ın üstünde. Sahneye öğle bir giriş yaptı ki, izleyiciler önce alkışladılar; ama ‘Bu kadar alkış iyi değil, böyle alkışlaya alkışlaya bu hale geldik” deyince salon bir anda sessizliğe büründü.

 “Ben Mazlumder’in elli kurucusundan biriyim. Bununla övünüyorum.” deyip, darbe ve olayları anlattı. Bende söylediklerinden kaydedebildiklerimi sizlere aynen aktarıyorum;

Kışkırtılmaya müsaitiz

“27 Mayıs 1960’da 11 yaşındaydım. Bu yalnız ve güzel ülkem o kadar kışkırtmaya, provokasyona açık bir ülkeydi. Darbeden önce bir laf dolaşıyordu; ‘Menderes asfaltları yaptırdı, içlerine de üniversite öğrencilerini koydu. Kasaplarda ki etler öğrenci etleridir’. İnsanlar sırf bu laflar yüzünden uzun müddet et yemedi. Türkiye’nin hazinesinde altın kalmadı denildi,  birçok kişi alyansını verdi karşılığında demir halka aldı.  27 Mayıs geldiğinde halk orduyu resmen çiçeklerle karşıladı.

27 Mayıs’tan sonra DP’nin adına ‘düşükler’ dediler. Bu tabir halkın ağzında küfür gibi dolaşıyordu. O dönemler Düşükler Yassıada’da diye bir film çektiler. Devrin hapsedilmiş; başbakanı, cumhurbaşkanı, devlet adamları tıraş edilip, temiz elbiseler giydirilerek kamera ışıklarının karşısına çıkarıldı.

12 Martta tuhaf tutuklamalar olmuştu. Savcılar yargıladıkları kişileri içeri attıracak bir kılıf bulamayınca; “ Napalım MİT doğru dürüst bilgi göndermiyor” diyordu. Birçok kişi hiç yapmadığı eylemlerden dolayı yargılanıp hapse atıldı.

Birinci ağızdan anlatım

Alacakaptan bu konuşmaları yaparken aralarda canlı tanıkları da sahneye davet etti. İlk konuk; Doç. Dr. Ramazan Yeltendi.

Yelten 12 Eylül darbesinden sonra beş yıl hapiste yatmış; daha sonra hayatını düzene koyan nadir insanlardan. “Burada size uzun uzun maruz kaldığımız işkencelerden bahsetmeyeceğim bu gerçekten hoş değil” diyerek sözlerine başladı ve şöyle devam etti: “ 12 Eylül Türkiye darbecilik tarihinde en fazla onaylanan darbedir. İyi ki ordu geldi, kurtulduk dedi birçok insan. Ondan öncesinde karanlık bir dönem vardı. Ordu içinde cuntacılarla dolu. Cunta tabiri caizse çete dediğimiz gruptur. Darbe öncesi halkı bölüyor, büyük olaylar, provokasyonlar düzenliyorlar, insanları politik kamplara bölüp onları birbirlerine karşı kışkırtıyorlar. Daha sonra darbe yapıp gizlide kendi yıktıklarını açıkta düzeltmiş olarak gözüktüler. Her kesim darbeyi kendi darbesi zannetti. Ben cezaevine girdiğimde şaşkınlık geçirdim. İçerde her gruptan insan vardı. Ben buradaydım ama onlar neden buradaydı?!

Darbelerin “gerekçe”leri var

Türkiye de dört gençten üçü potansiyel bir örgüte üye olarak görüldü. Böylece bir gençlik yok edildi. Darbe hayatın durması demektir. Her zaman darbelerin gerekçeleri olacaktır. İktidar seçimle gelir, darbelerle değil. Bu böyle bilinmelidir. Sivil bilinci iktidarı yasal yolla değişeceğine yöneltmeliyiz. Sivil bilinci uyandırmalıyız. Yoksa hep acı çekeriz.

Ardından felsefeci olan Nevzat Arabacı canlı tanıklık için mikrofonu aldı. “Eğriler uyanık, doğrular uyanık değil” diyerek acı bir gerçeği dile getirdi. “İşkence yaptılar, soydular evet; tekrar da yapsınlar ama olay burada değil. Ne kadar da dayak yesek zihnimizi değiştirmiyorsak sadece dayak yemiş oluruz. Darbelere karşı koyabilmek için önce kendimizden başlayacağız. İçimizde cimrilik varsa onu cömertliğe çevireceğiz. Böyle böyle içimizi temizledikten sonra zulme karşı geleceğiz. Taviz vererek dava yürütülmez. Mazlum olmayan zulme kafa tutamaz. “ diyerek iyi bir noktaya değindi.

Ulvi Alacakaptan’ın tekrar karşımıza geldiğinde yaşadığı birkaç olayı anlatıp Nazım Hikmet’in bir şiiriyle programı sonlandırdı, “Hikmet, Nazım Hikmette olsa hikmettir” diyerek.

“Akrep gibisin kardeşim,
korkak bir karanlık içindesin akrep gibi.
Serçe gibisin kardeşim,
serçenin telaşı içindesin.
Midye gibisin kardeşim,
midye gibi kapalı, rahat.
Ve sönmüş bir yanardağ ağzı gibi korkunçsun, kardeşim.
Bir değil,
beş değil,
yüz milyonlarlasın maalesef.
Koyun gibisin kardeşim,
gocuklu celep kaldırınca sopasını
sürüye katılıverirsin hemen
ve âdeta mağrur, koşarsın salhaneye.
Dünyanın en tuhaf mahlukusun yani,
hani şu derya içre olup
deryayı bilmeyen balıktan da tuhaf.
Ve bu dünyada, bu zulüm
senin sayende.
Ve açsak, yorgunsak, alkan içindeysek eğer
ve hâlâ şarabımızı vermek için üzüm gibi eziliyorsak
kabahat senin,
— demeğe de dilim varmıyor ama —
kabahatin çoğu senin, canım kardeşim! “

 

Büşra Sarı darbesiz bir Türkiye diledi

Güncelleme Tarihi: 03 Mart 2010, 23:49
YORUM EKLE
banner8

banner19

banner20