Kelamcılar Merhum Bekir Topaloğlu'nu Anlattılar

Merhum Bekir Topaloğlu Hoca, Gaziantep Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’nde kendisi gibi kelamcılar tarafından anıldı. Oturumu takip eden Halil Arslan notlarını aktarıyor.

Kelamcılar Merhum Bekir Topaloğlu'nu Anlattılar

13-15 Mayıs tarihlerinde Gaziantep Üniversitesi’nde İlahiyat Fakültesi’nin misafirliğinde XXI. İlahiyat Fakülteleri Kelâm Koordinasyon Toplantısı ve Uluslararası Kelâm İlminde Metodoloji Sorunu sempozyumu gerçekleştirildi.

Sempozyuma ben de izleyici olarak katıldım. Protokol konuşmalarının yapıldığı ilk oturumun başları dışında iki gün süren tüm sunumları ve müzakereleri dinleme fırsatım oldu. Burada kelam ilminin nereden gelip nereye doğru gittiği ile ilgili çok şey söylendi, bu kısım belki başka bir yazının konusu olabilir ama ben bu yazıda daha çok merhum Bekir Topaloğlu üstadı anmak üzere tertip edilen oturumdaki notlarımı paylaşmak istiyorum.

Evvela kelâmcıların bir araya geldiği bir toplantıda Bekir Topaloğlu’nu anmak için ayrı bir oturum teşekkül ettirmek, bir kadirşinaslık ve vefa örneğidir. Bunu düşünüp Bekir Topaloğlu hocanın hayatına dokunan veya Bekir Topaloğlu’nun hayatına dokunduğu kişileri bir araya getirmek takdire şayan bir çabadır. Bu düşünce ve gayret için yine Bekir Topaloğlu hocanın talebesi Gaziantep İlahiyat’ın dekan yardımcısı Doç. Dr. Mahmut Çınar hocamı tebrik etmek gerekir.

64 yıllık güzel şehadetler, beraber geçen bereketli ömürler

Bahsettiğim anma oturumu ilk önce Kur’an-ı Kerim tilavetiyle başladı; hem tilavet sonrası hem de konuşmalar sonunda sık sık fatihalar gönderildi merhum için. Oturuma “64 yıllık beraberliğimiz vardı Bekir Hocayla” diyen Prof. Dr. Saim Yeprem başkanlık etti. Daha sonra İslam Ansiklopedisi’nde Bekir Topaloğlu maddesinin de müellifi Prof. Dr. İlyas Çelebi, merhumun kronolojik hayat hikâyesini aktardı kısaca. İlim ve hizmet yolunda geçen koca bir ömür. Ancak yakınlarında bulunabilenlerin muttali oldukları bir dünya güzellik… Mesela merhumun 3 farklı icazetinin olduğu, bunun içinde bir tasavvuf ekolünün de olduğu… Bu durum, büyük insanların büyüklüğünün kaynağında mutlaka kadimle bir irtibatın olduğu düşüncemi sağlamlaştırdı.

Bekir Topaloğlu derken akla gelen diğer iki isim mutlaka Hayreddin Karaman ve Tayyar Altıkulaç’tır. Bu üç isim daha gençliklerinde adeta gelecekle ilgili plan yaparlar. Tayyar Altıkulaç Diyanet’le ilgili çok güzel hizmetler yapar. Hayreddin Karaman daha ön planda, ilim - siyaset dengesinde kendini belli eder. Bekir Topaloğlu merhum ise daha çok ilim sahasında temayüz eder. Bu tercih ve konumlanışların bir amaç ve plan dairesinde gerçekleştiğini ifade etti Prof. Dr. Saim Kılavuz hoca. Bu üç kişinin Neşet Çağatay tarafından ‘yeminliler hareketi’ olarak adlandırıldığını ifade etti. İşte bu hareket bugünkü ilahiyatların, imam hatiplerin, din hizmeti olarak adlandırılabilecek her şeyin tohumları mesabesindedir.

Burada Bekir Topaloğlu hoca ve arkadaşlarının, kadınların da ilahiyat alanında akademide olmaları gerektiği düşüncesinin de hayata geçiricilerinden olduğu ve bugün bunun Prof. Dr. Hatice Kelpetin Arpağuş ve Prof. Dr. Hülya Alper olarak tahakkuk etmiş olduğunu öğrendik.

Şaban Ali Düzgün: İsminizin kimle anıldığı önemlidir

Daha sonra Ankara İlahiyat’ın dekanı Prof. Dr. Şaban Ali Düzgün hoca söz aldı. Merhumun cenazesinde bulunduğunu söyleyen Şaban Ali hoca, Bekir Topaloğlu’nun 22 saatlik otobüs yolculuklarıyla bugünün nesli için çaba sarfettiğini, bu çabanın sonucu olan nesillerin de böylesi değerlere karşı kadir bilir ve vefa duygularıyla hareket etmelerinin gerekliliğini anlattı.

Merhumun yaptığı en iyi işlerden birinin elyazmalarının bu kadar bol olduğu bir coğrafyada birçok eseri kütüphane raflarından kurtarıp matbu hale getirmek olduğu, bunun ihmal edilmemesi gereken bir Bekir Topaloğlu sünneti olduğunu söyledi. Usta ve çıraklığın elzem olduğunu söyleyen Prof. Düzgün, kendini de Topaloğlu hocanın çırağı addederek, “adınızın anılacağı güzel insanlarla beraber olun” tavsiyesiyle bitirdi konuşmasını.

Bu arada Saim Yeprem hoca her konuşmacının arasında kısa kısa latif anekdotlarla andı arkadaşını.

Emine Öğük’ün kaleme aldığı metin dikkat çekici, latif bir vefa metnidir

Şaban Ali Düzgün hocadan sonra söz sırası Yrd. Doç. Dr. Emine Öğük hanımefendideydi. Emine Öğük hoca hazırlıklı gelmiş, konuşma metni hazırlamıştı. Bekir Topaloğlu merhumun bilim insanı olmanın, ilahiyatçı olmanın, kelamcı olmanın ötesinde bir baba şefkatiyle her sorunlarında, her işlerinde sıcak bir alakayla yanlarında olduğunu anlatan göz yaşartan inceliklerinden bahsetti. Kitabın kitaplıkta nasıl durması gerektiği, seccadenin nasıl katlanması gerektiği gibi birçok konuda bir bakış, bir şefkat aktarıcısı olduğunu ifade eden şeyler söyledi. Burada istidradi olarak Emine Öğük’ün tebliğlerle beraber yayınlanacağını öğrendiğim metninin, bir öğrencinin hocasına duyduğu muhabbeti ifade eden harika bir metin olduğuna, fevkalade bir üslupla bir dünya ayrıntı barındırdığına, hatırat, hocalık, öğrencilik, ilim konularına meraklı kişilerce mutlaka görülmesi gerektiğine inanıyorum.

Emine hocanın aktardığı bir hatırayı yeri geldiğinde arkadaşlara anlatır oldum. Sizinle de paylaşmış olayım. Hocanın son zamanlarında, hastalığı artmış, Tevilat üzerine yoğunlaşmıştır. Anadolu’dan bir yerden bir doktora öğrencisi posta yoluyla doktora tezini göndermiş ve hocadan okuyup görüşlerini bildirmesini istemektedir. Tez masanın üstünde birkaç gün bekler ve Emine Öğük, merhuma sorar: “Hocam, bu tezi ne yapacaksınız?” Bu sözlere her zamanki ince hitabı olan ‘Efendim’ ile başlayan hocanın cevabı başka söze hacet bırakmıyor: “Bu tezi okumam için bana gönderen muhteremi tanımıyorum, ama bunu bana gönderip okuyup değerlendirmemi istediğine göre bunu yapacağımla ilgili bir ümit içerisinde bulunuyor. Ben bu tezi okuma ve değerlendirme işini yapmazsam onun bu konudaki ümidini kırarım. Bunu yapamam. Epey meşgulüm ve hastayım ama her gün uykumdan yarım saat feragat ederek okuyup gönderirim inşallah.”

Daha sonra Osman Karadeniz ve Mahmut Çınar hocalar da Bekir Topaloğlu hocayla ilgili duygu yüklü hatıralar anlattılar. Arada söylediğim gibi sempozyum bildirileri basılacak. Bildirilerin yanında bu konuşmalar da basılacakmış. Orada bulunamayan ilgililer, Gaziantep İlahiyat’tan, günümüz ilahiyat ve imam hatip neslinin kurucularından birinin öğrencileri üzerinde bıraktığı izleri yazıya dökülecek o sözler üzerinden takip edebilirler.

Bu oturum, güzel bir insanın insan sermayesinin yüreğine dokunmasına şahitlik ettiğimiz, bolca hüzünlenip sık sık düşüncelere daldığımız, hayrete gark olduğumuz, gözlerin yaşardığı bir vefa duruşuydu.

Bu yazıyı da Marmara İlahiyat hocalarının merhumun vefatına düştüğü tarihin son dizesini aktararak bitirelim: “Refik oldu Bekir hoca/ İmam Maturidi’ye”

 

Halil Arslan

Yayın Tarihi: 31 Mayıs 2016 Salı 12:23 Güncelleme Tarihi: 31 Mayıs 2016, 13:09
banner25
YORUM EKLE

banner26