Kayseri'de kitapla dolu dolu 10 gün

Kayseri’de, 16-25 Ekim tarihlerinde büyük ve güzel bir kitap fuarı gerçekleşti. 100’e yakın yayıncının ve yaklaşık o kadar da yazarın katılımıyla fuar dikkat çekiciydi. Fatih Pala izlenimlerini yazdı.

Kayseri'de kitapla dolu dolu 10 gün

Kayseri’de, 16-25 Ekim tarihlerinde büyük ve güzel bir kitap fuarı gerçekleşti. Mekân, Kayseri’de bütün fuarların yapıldığı Dünya Ticaret Merkezi fuar alanıydı. 100’e yakın yayıncının ve yaklaşık o kadar da yazarın katılımıyla fuar dikkat çekiciydi. Bir önceki fuara nazaran bu yıl ki daha dolu dolu idi. İnsanların ülfeti gözden kaçacak gibi değildi. Dört beş kez giden birisi olarak bu değerlendirmeyi yapma hakkını kendimde buluyorum âcizane. İlginin yoğun olmasının sebebi, kanaatimizce şehrin önemli noktalarında yapılan tanıtım türü afişler ve duyurulardı. Kitapla alakası olmayanlara bile, “Bu kadar reklamı yapıldığına göre gidip bir bakalım neyin nesidir bu kitap fuarı!” dedirtecek gibiydi.

Popüler ve kişisel gelişim yönündeki kitaplar, yine her zamanki gibi alana ve havaya hâkimdi. Kayserili yazarların kendilerini okuyucuya açmaları noktasında iyi oldu esasen fuar. Halkın ilgisine de diyecek yoktu. Tabi bu, biz ziyaretçiler tarafından yapılan bir değerlendirme. Bir de stand sahiplerinin nabzını yoklamak gerek. Onları dinledikten sonra sahih sonuçlara varabiliriz galiba.

Ali Özkanlı büyük bir aşkla anlatıyordu

Profil Yayınları standının sorumlularından Murat Bey ile yaptığımız hasbıhalde, ziyaretçilerin genellikle sergilenen kitapları seyri tercih ettiklerinin bilgisini alıyoruz. Yine de elini cebine atanların öyle ya da böyle olması, morallerine düzeltmiştir diye düşünüyoruz. Standda Munip Engin Noyan’ın, Tarık Tufan’ın, İbrahim Paşalı’nın, İbrahim Tenekeci’nin eserleri ön plana çıkıyordu. Biz de uğramışken boş geçmeyelim ve desteğimiz olsun için buradan İbrahim Paşalı’nın Entelektüellerin Hurafeleri kitabını almış olduk.

Hemen girişte, özellikle çocuk okuyucuları ilgilendiren yayınlarla tanıdığımız Nar Yayınları bizi kendine çekti. Ziyaret eden kişi, yanında çocuklarla geldiğinde Nar standına uğramadan edemiyor nedense. Okul çağına henüz gelmemiş küçük kızlarım için boyama ve yapıştırma türü kitaplar alırken, bu yıl 5. sınıf sıralarında imam hatipli olarak yerini alan kızıma da ilgisine yönelik gözüne kestirdiği bir kitap aldık. Daha sonraki gelişlerimizde 3-5 sınıf arkadaşını da yanına aldığında, yine ilk uğrak yerimiz burası, yani Nar standı olacaktı. Yusuf Dursun’un ve Kayserili Vedat Sağlam Hoca’nın kitapları –özellikle de Son Direnişçi- “buradayım” diyorlardı arayanlarına. Önceki uğrayışlarımızda göremediğimiz yayınevi sahibi Kayserili Tayfur Esen Bey'i son gün olan 25 Ekim Pazar günü dostlarıyla stand başında fotoğraf çekilirken gördük. Kendi memleketinde organize edilen bir kitap fuarında yüzünü görmemiş olsaydık, olmazdı elbette.

Adım adım ilerlerken Bülent Akyürek’i kitaplarının başında hazır ve nazır olarak buluyoruz. İçinizdeki Öküze Oha Deyin kitabının kocaman afişi, hemen herkese göz kırpmıştır fikrindeyiz. Dikkat çekmek, buna denir işte. Sonra zengin kitap portföyü ile Timaş Yayınları gözümüze çarpıyor. Bir uğrayışımızda Mustafa Armağan’ın imza ve konferans vaktiydi. Lakin bizim görmeye ve dinlemeye vaktimiz olmamıştı. Şule Yayınları'nın kitaplarını ve özellikle de A. Ali Ural’ın çalışmalarını gördüğümüz bir standda, ayrıca çoktandır orijinal halini almak istediğim, öncülüğünü ezgi sanatçısı genç kardeşimiz Ammar Acarlıoğlu’nın yaptığı “İkinci 40 Yıl” ezgi albümüyle karşılaştım. Hiç düşünmeden alıverdim ve stand görevlisi kardeşe teşekkür ettim; çoktandır arayıp da bulamadığım bir albümü almama vesile olduğu için. Burada, Hüseyin Su’nun Şule’den yeni baskıları yapılan kitapları da içeriğine bakmadan geçilmeyecek haldeydiler.

C Kitap standında Ali Özkanlı Hoca, Kayserili olmasının da verdiği güce ve yetkiye dayanarak azımsanmayacak derecede standa (bu ifadeyi söz konusu kitap olunca sevmesem de başka kelime aklıma gelmiyor) müşteri çekiyordu. Özkanlı Hoca’ya verdiğimiz bir selam, beraberinde hem kendi kitapları hem de standda yer edinen yazarların kitapları hakkında geniş malumat sahibi olmamızı getiriyordu. Büyük bir aşkla her yeni ziyaretçiye enerji kaybı yaşamadan anlatmaya, tanıtmaya çalışıyordu tezgâhında yer edinenleri. Kanaatimce her standa ya da nam-ı diğer ve diğer olmanın yanında nam-ı çok güzel “tezgâh”a Özkanlı Hoca gibi bir çekici ve muhabbetli şahıs gerekirdi. Hoca, yalnızca orada bulunmakla kalmayıp, Kayseri’nin yerel gazetelerinden Kayseri Gündem’de fuarla ilgili yazılar yazıyor, haberdar olamayacağını düşündüğü dostlarına telefonlar açıyor. Bunca şeyden sonra neden her “standa gerekli” dediğimize hak verirsiniz sanırım.

Oradan fazla uzaklaşmadan, yakın zaman önce Kayseri’nin kaybettiği Emir Kalkan’ın kitaplarının yayıncısı olan Ötüken’in standına varıyoruz. Görevli arkadaşla rahmetli üzerine ayaküstü kısa muhabbetten sonra “Acaba hangisini alsak?” diye içimizden geçirdiğimiz Emir Kalkan kitaplarından, reyimizi Gül Ayinleri yönünde yapıyoruz. Görevli arkadaşın, “Geçen yıl Emir Bey de standda bulunmuştu, çok hoş sohbet birisiydi. Allah rahmet eylesin.” meyanındaki sözleri duygulanmamıza sebep oldu. Duygulanılsa da emrin Büyük Yer’den gelmiş olması, uzak yakın herkese boyun bükmeyi gerektiriyordu.

Kitap fuarında ezgi albümü sergilemek

Ufukta Dua ve hemen bitişiğinde Mektup Yayınları'nı seziyoruz. Dua’daki gençleri, diğer standlarda pek rastgelmediğimiz bir tavır içerisinde bulduk; ellerinde, sergiledikleri kitaplar vardı ve oturmuş okuyorlardı. Bu, garip ama üzerinde durulmayı zorunlu kılan bir tavırdı. Kitap fuarında herhangi bir yayınevinin standında görevli olarak bulunmak, yalnızca tezgâha serilen kitapları tanıtıp satmak anlamına gelmemeli. Bundan daha ötede bir farkla ve anlamla, o kitapları aynı zamanda okumayı da, vakti en güzeliyle değerlendirmeyi de içinde vermelidir. Ne kadar ilginç değil mi? Belki o standlarda görev alan pek çok arkadaş, önlerindeki kitapların içeriğinden habersiz olarak ziyaretçilere satış yapıyorlar. Böyle olmadığını, bu ihtimalin çok zayıf olacağını düşünerek hüsn-i zannımızı yapmış olalım.

Dua standında biraz fazla vakit geçirmemizin en yalın sebebi, hem Mehmed Göktaş Hoca’nın kitaplarının da sergilenmiş olması hem de buradaki gençleri tanıyor oluşumuzdan kaynaklanıyordu. Göktaş Hoca’nın İslamî Hareketlerde Takva Sorunu isimli yeni kitabı dikkatleri kendine çekiyordu usul usul. Gençlerle ayaküstü muhabbetimizde kulaklarım onların sözlerinde iken, gözlerim “ne var ne yok” arayışının ayarında idi. Derken İnzar vb. dergilerin sergilendiği bölümde, dergilerin yanına sıkıştırılmış cd albümlerine takılıyor gözlerim. Bir de ne göreyim; “Şehitler Kervanı 10” isimli bir ezgi albümü cd’si. Matbaa kokusu henüz üzerinde olan bu albümün çıktığından haberim yoktu. Fuar vesilesiyle hem öğrenmiş hem de almış olacaktım demek ki! Kitap fuarında ezgi albümü sergilemek de fena fikir değilmiş şu halde. Buradan, ayrıca çocuklara, her sayfasına bir hadis ve o hadisle ilgili bir hikâye ile resim konmuş olan “Kırk Hadis Kırk Hikâye” adındaki güzel bir kitap çalışması aldık. Onun yanında bir de İslamî içerikte olan bir hikâye kitabını da almadan edemedik çocukların ısrarı ve bizim de gönül rızamız üzerine.

Emine Şenlikoğlu, hemen yan tarafta kitaplarının ve okuyucularının başında. Yıllar geçmiş olmasına rağmen, ne yazmaktan ne de bunları paylaşmaktan bıkan Emine Şenlikoğlu... Rabbimiz gayretlerini kabul eylesin. Dur durak demeden yeni çalışmalar sunuyor okurlarına. Fuar alanında belli yerlere asılan afişlerde, onu “dört neslin yazarı” olarak tanıtıyorlardı. Seksenlerin başından beri yazdığını dikkate alarak bir hesap yaptığımızda, 40 yıla yaklaşan bir yazarlık serüvenini bulmuş oluruz bakiyede. Bu hesap, yazara yakıştırılan nitelikle uyum sağlıyor aşağı yukarı. Standda, Patricia adını verdiği yeni eseri öne çıkıyor diğerlerinin arasından. Genç okurları, başını yalnız bırakmıyordu gözlemlediğimiz kadarıyla.

İslami kaynak eserler neredeyse yoktu fuarda

Bunlar ve daha fazlasıyla karşılaştığımız 2. Kayseri Kitap Fuarı’nda, elbette ki eksik olarak gördüğümüz, elbette ki “Şu da olsaydı iyi olurdu.” dediğimiz mevzular mevcuttu. Belki deşsek çok mevzu çıkacak, ama biz bir iki tanesini dillendirelim kendi zaviyemizden gerekli gördüğümüz. Öncelikle İslamî kaynak eserlerin –Diyanet Vakfı Yayınları'nı saymazsak- neredeyse hiç sergilenmemesi büyük eksiklikti. Bu duruma, dikkatli her bir ziyaretçinin de şahit olduğunu düşünüyoruz. Bir dünya insanın, kitaplarla tanışmak için, kitaplara bir anlamda doymak için yol aldığı koca bir kitap fuarında kaynak eserlerimiz yok! Bunun bir kenara yazılmasını şimdiden büyük bir ciddiyetle rica etmiş olalım. Bir de kitap fiyatlarına hoşnut edici indirim uygulanmıyor. Kitap fuarı denince, insanların aklına indirimli kitap gelir. Normal vaziyette birçok standda % 50 ibaresini görmek isterdik. Ya da görmemiz gerekirdi. Zira alışılmış olan budur esasen. Yine normal zamanlarda yapılan indirimle fuarda yapılan aynı olduktan ve hatta daha düşük olduktan sonra neyleyelim fuarı! Okurları kitap fuarlarına doğru çeken en büyük etken, kitaplara uygulanan yüz ve cep sevindirici indirim uygulamasıdır. Yani en azından yaklaşık yirmi yıldır kitaplarla haşır neşir olan birisi olarak ben böyle biliyorum. Bunca yıl, yalnızca kitaplarla muhabbet kurmakla yetinmeyip yazar ve okurlarla da irtibat kurmuşuzdur tabi ki tahmin edileceği üzere. Böylece buradaki fuar yaklaşımımızda yalnız olmadığımızı biliyoruz sözün kısası.

Her şeye rağmen güzel bir organizasyondur kitap fuarları. En azından şehir insanının gündemini kitaba, kültüre, ilme çekmek başlı başına yeterli gelen kazanç olarak alınmalı. Her sene düzenli ve daha donanımlı olarak böylesi faaliyetlerin gerçekleştirilmesini isteriz. Kitaba, kültüre, ilme yapılan yatırım hiçbir zaman zarar yüzü görmeyecektir inancındayız.

 

Fatih Pala yazdı

Güncelleme Tarihi: 29 Ekim 2015, 10:58
banner12
YORUM EKLE

banner19

banner13