Karadavi'nin etkili olmasındaki sebepler neler?

Eyyüp Said Kaya, geçtiğimiz günlerde 'Çağdaş İslam Düşüncesi' üst başlıklı seminerlerde Yusuf el Karadavi hakkında konuştu. Mahmut Sami Mertoğlu etkinlikten notlarını aktarıyor.

Karadavi'nin etkili olmasındaki sebepler neler?

14 Kasım 2015 Cumartesi günü Bilim ve Sanat Vakfı’nda devam etmekte olan “Çağdaş İslam Düşüncesi” başlıklı seminer programına Eyyüp Said Kaya katıldı. Bu oturumun konusu Yusuf el-Karadavi’ydi. Ülkemizde adı çağdaş İslam düşünürleri arasında pek anılmayan Kardavi’nin bu çerçevede değerlendirilmesi başlı başına dikkate değerdi. Biz de Kardavi’nin hayatından ve görüşlerinden bahsedilen oturumdan notlarımızı aktarıyoruz.

1926 yılında Mısır'da bir çifçi ailenin çocuğu olarak dünyaya gelen Karadavi, ilköğreniminin ardından meşhur el-Ezher Üniversitesi'e bağlı bir liseye kaydolur ve orada ilk kez Hasan el-Benna ismini duyar. Çoğu Mısırlı gibi Şafii bir aileden gelen Karadavi, el-Ezher’in kendi bünyesinde dört mezhebin de eğitimini vermesinden dolayı açılan sınıflar arasında bir hocasının ricasıyla Hanefi şubesine kaydolur. el-Ezher yıllarında İhvan hareketini yaymaya yönelik çalışmaları, onu tanınmış “daiye”lerden biri haline getirir. “Davetçi, dava adamı, İslamcı ideallerin propogandisti” gibi karşılıklarla çevirebileceğimiz bu kelime, klasik dönemin “âlim, şeyh, mürşit, vaiz” kavramlarının hiçbirine tekabül etmemektedir. İlk tutuklanması esnasında da Muhammed el-Gazali ve Seyyid Sabık ile tanışmış ve bu tanışıklığı üzerinde derin etkiler bırakmıştır.

Mısır'dan Körfez ülkelerine kültür ihracı

Hapishaneden çıktıktan sonra el-Ezher’in Usul-u Din fakültesine giren Karadavi, İhvan ile olan çalışmalarına da devam etmiştir. Mısır’da Cemal Abdül Nasır yönetimi altında daha rahat bir hareket ortamına kavuşan İhvan hareketi, Yusuf el-Karadavi’yi Eyyüp Said hocanın deyimiyle biraz gizlice biraz açıktan Filistin’e göndermiştir. İlk defa daha sonradan “Hamas” adını alacak olan örgütün temellerinin atılmasında emeği olan Karadavi. Filistin’den Şam’a kadar olan bölgede, İhvan-ı Müslimin’in örgütlenmesine yardım etmiştir. Genel olarak hapis dönemlerinde İhvan üyeleriyle olan ilişkilerini kuvvetlendiren Karadavi ismi etkili bir biçimde duyulmaya başlamıştır.

1950’lilerin sonu-60’ların başından itibaren Mısır’da meşhur Körfez furyası başlamıştır. O yıllarda bir tarafta petrol zengini olan Arap ülkeleri, öte yanda da kültür zengini fakat ekonomik gelirleri çok sınırlı Mısırlılar olduğunu belirten Eyyüp Said hoca, her alandan Mısırlı profesörler kültürlerini yaymak amacıyla Körfez bölgelerine dağıldığı bir dönemde Karadavi’nin de Katar’da İslami bir lisenin müdürlüğünü yapmak üzere Katar’a gittiğini belirtti. Kısa bir süre sonra aldığı Katar pasaportu Karadavi’ye Mısır müdahalesinden uzak bir şekilde İslam dünyasını dolaşma imkanı vermiştir.

Karadavi’nin Batılı medyada meşhur olması

1970’li yılların ortasında İslam ekonomisinin artık banka kurması gerektiğini düşünen Karadavi ilk İslami bankacılık denemelerinde çok önemli katkıları bulunan bir kişidir. İslam dünyasındaki ilk iki finans kurumunun kuruculuğunu, danışmanlığını, müfettişliğini yapmıştır. Sürekli yaptığı seyahatlerle adını sıkça duyurmaya başlayan Karadavi, Ortadoğu'da İslami hareketin önder simaları arasında anılmaya başlamıştır. Örneğin 1979 yılında vefat eden Mevdudi’nin cenaze namazını kendisi kıldırması, onun şöhretinin henüz 80’lere gelmeden bile ne kadar yaygın olduğunu göstermektedir.

1980’lerin sonlarına doğru Karadavi, Batı medyasının dikkatini özellikle istişhad eylemlerine, yani “intihar bombacılığına” işgal altındaki Filistin bölgelerinde cevaz vermesiyle çekmiştir. İsrail ve arkasındaki güçler tarafından “fundamentalizmin müftüsü”, “sünni ayetullah” gibi sıfatlarla anılan Karadavi, 1990’lı yılların ikinci yarısından itibaren yeni bir sıfatla tanınmaya başlar. Katar sermayesiyle “Cezire” kanalı kurulmuştur. On küsur yıl devam edecek olan ve yaklaşık altmış milyon izleyici kitlesine sahip “eş-Şeria ve’l-Hayat” adlı programda düzenli konuşan Karadavi sadece Ortadoğu'da değil, Arap diyasporalarından Malay dünyasına kadar İslam toplumlarının fetvasına en çok itibar ettiği birkaç kişiden biri konumuna yükselir.

Eyyüp Said hoca, Karadavi’ye dair çalışmaların Batılı akademide bu kadar çok olmasının sebebinin özellikle Batılıların papa ya da ayetullahın mütekabili olacak bir Sünni İslam önderi arayışında olmasından kaynaklandığını belirtti. Karadavi’nin İhvan liderliğini hiçbir zaman kabul etmediğini belirten Eyyüp Said hoca, bunun sebebinin kendisinin siyasi cepheden uzak durmak istemesi ve kendi işlerine engel teşkil edeceğini düşünmesi olduğunu belirtti.

Karadavi’nin merkezi bir şahsiyet olabilmesini sağlayan bazı sebepler vardır. Öncelikle Arap sosyalizminin fiyaskoyla sonuçlanmasına dikkat çeken Eyyüp Said hoca, bu fiyaskonun sebebinin Arap ulus devletlerinin İsrail’le karşı üstüste utanç verici mağlubiyetleri olduğunu belirtti. Dolayısıyla birinci sebep Arap milliyetçiliğinin bir anda halkın gözünden düşmesidir. İkincisi, 1970’lerin sonu-80’lerin başında da İslami uyanış patlaması olması ve buna bağlı olarak Ortadoğu'da giderek Selefiliğin yaygınlaşması ve zamanla bu selefi yaklaşımın müslümanlar için pozitif yönünün aslında hiç de beklendiği kadar olmadığı, yani selefiliğin İslamcıları hayal kırıklığına uğratması bir sebeptir. Bu tarihsel çizginin sonucunda “Peki sonra?” sorusu sorulduğunda karşıya çıkan isimlerden bir tanesi de Karadavi’dir.

İlk İslami finans kurumları, ilk kez Müslüman edebiyatçılar birliği, ilk Avrupa fetva merkezi, internet çıktıktan sonra “islamonline.net” adlı İslami internet sitelerden biri vb. birçok İslami kuruluşun kurulmasında etkili olan Karadavi, Eyyüp Said hocanın belirttiği üzere bunları yaparken bölgesel cemaatlerle sürtüşmemeye özen göstermiştir. Öte yandan Karadavi yeni dönem İslamcılığına bir müfredat getirmiştir. Bütün konuşmalarıyla, kişinin sadece bir takım siyasi ideolojik metinlerle sınırlı kalmayıp, İslami kaynaklarla belirli bir seviyeye kadar nasıl ilişki içerisine girmesi gerektiğine, bu ilişkiyi nasıl sahih bir şekilde sürdüreceğine dair cevap niteliğinde tavsiyelerde bulunmuştur.

Karadavi: Vasatiyye, Maslahat ve Zaruret

Karadavi’nin yaklaşımında maslahat ve zaruret kavramlarının kritik önemine dikkat çeken hoca, vasatiyye kelimesinin orta yol, adil tutum gibi anlamlarının ötesinde, “klasik fıkıh birikimi ile modern İslamcı öncüller arasında bir denge arayışını” temsil ettiğini özellikle vurgulamaya çalıştı. Buna örnek olarak Karadavi’nin İslami bankacılığın olmadığı ülkelerde faizli mortage ile ev sahibi olmaya verdiği cevaz fetvasını ele alan Eyyüp Said hoca, klasik fıkıh literatürüne bakıldığında böyle bir fetva vermenin mümkün olmadığını hatırlattı. Karadavi ise "ev sahibi olmak, Batıda yaşayan bir aile için önemli bir hayat standartıdır. Eğer bu hayat standardını elde edemezse her zaman ikinci, üçüncü sınıf koşullarda yaşamak zorundadır. Müslüman toplulukların Batı’da onurlu ve yeterli iktisadi şartlar altında hayat sürdürmeleri bir zarurettir ve ümmetin maslahatınadır, dolayısıyla finans kurumlarının bulunmadığı Batılı ülkelerde faizli mortage’lar caizdir” şeklinde bir akıl yürütmeyi takip etmektedir.

Hoca’nın verdiği diğer bir örnek ise Amerikan ordusundaki Müslüman askerlerle alakalıydı. Karadavi müslüman askerlerin 2001 Afganistan harekatına katılıp katılabileceğine cevaz verirken, 2003 Irak harekatına katılmasına cevaz vermemiştir. Çünkü 11 Eylül saldırısına bir cevap olan 2001 harekatının –sonuçları bir çok haksızlığa sebep olmuşsa da- Batılı sivil toplum açısından haklı sebepleri vardı. ABD ordusundaki müslüman askerler bu harekata katılmayı reddettiklerinde hem toplum hem bürokrasi hem siyaset tarafından hain kabul edilecek ve ABD’deki müslüman diyasporası güvenilmez bir topluluk olarak görülecekti. Halbuki 2003 harekatında Amerikan kamuoyunda 11 Eylül’deki gibi bir ortak ruh oluşmamış, birçok demokrat ve entelektüel bu harekatı eleştirmişti. Dolayısıyla müslüman askerlerin geri hizmetler talep etmeleri ne kendileri ne de Amerikalı müslüman toplumu için ciddi bir risk oluşturmayacaktı.

Eyyüp Said Hoca, Kardavi’nin geç dönem İhvan ve Ortadoğu İslamcılığı üzerinden teknolojinin ve siyasi-sosyal konjonktürün etkisiyle yeni bir aşamayı temsil ettiğini vurgulayan cümlelerle konuşmasını sonlandırdı. Karadavi’nin bazı eserleri Türkçe’ye tercüme edilmesine rağmen, onun temsil ettiği ağırlığın Türkiye’de hissedilmediği, özellikle kritik bazı metinlerinin tercüme edilmesi gerektiği anlaşılıyor. Bu seminer vesilesiyle anladık ki, tanıdığımızı zannettiğimiz bölgeler, kişiler ve çevreler hakkında bile Türkiye müslümanları olarak çok sınırlı bilgiye sahibiz. Karadavi, üzerinde daha çok konuşulmayı, tartışılmayı hak eden bir isim.

 

Mahmut Sami Mertoğlu aktardı

Güncelleme Tarihi: 18 Kasım 2015, 13:50
banner12
YORUM EKLE

banner19