Kalpleri diri kalmış insanlar orda!

İclal Birtek, Orduluların sanata düşkün yanlarını hatıralarından süzerek anlatıyor bize.

Kalpleri diri kalmış insanlar orda!

“Ordunun dereleri aksa yukarı aksa / Vermem seni ellere ordu üstüme kalksa sürmelim amman” diye başlarken dizeler dökülüverdi hatıralarımdan, Ordu ve Ordu’lularla geçirdiğim günler... Yetişen ağaçlarına arkadaşlık etmeye calışırken boyları uzun kalmış, aşağı akan derelerini dert edinirken kalpleri diri kalmış insanlar topluluğu.

Nasibime düşerek tanıştığım Orduluların neredeyse hepsi sanatçı yönleri baskın insanlar. Sanatsa ince ruhlu bireylerin işlediği bir cevher değil miydi? Peki ince ruhu diri tutan ne idi acaba?

Ordu'ya hoşgeldiniz

Çocuktum, derdi bize aslımızı, ülkemizi tanıtmak olan annem ve babam, o yaz çıktığımız Doğu turundan dönüşte Karadeniz üzerinden geze geze dönerken bir kaç gece Ünye’de konaklatmıştı bizi. Bu kalışı fırsat bilip çıktığımız muhteşem yaylalar, upuzun yemyeşil ağaçlarla donanmiş cennetten bir sahneydi sanki. Uzanırken yukarılara, susadığımızı hissettiğimiz anda ağaçların içinden akan sularla rızıklandırılmış bulduk kendimizi. İleride cok mütevazı iki-üç ev çarparken gözümüze, ormanda yanlız olmadığımız hissi mutlu etmişti kalplerimizi. Bakınca oturulan evlere, fakir olmalı burada oturanlar, diye geçirmiştim içimden. Bahçesinde oynayan küçük erkek çocuğundan ilham alır almaz heyecanla eve doğru yürüyüp “selamün aleyküm” demiştim. İçeriden beyaz tülbentli, eli hamurlu bir teyze görünmüştü hemen. Ömrü beton şehirlerinin karaltısı içerisinde geçmiş annemin bu zarif mekanda yaşayan bir hanımefendinin gönlünün nice olacağı merakı O’na konuşmak için daha da cok şevk vermişti. Hiç tereddüt etmeyen imanla gülen gözleriyle “hoşgeldiniz” demişti teyze. Annem iş başında olan bir hanımefendiyi rahatsız etmenin mahcupluğuyla özür dilerken “yok canım, ne rahatsızlığı, ekmek yapıyorum” diyerek hayatının sıradan faaliyetleriyle ilgili bilgi bile vermiş bulunmaktaydı.

28239Bir sünneti öğrenmek

Hoş bir tanışmanın hemen akabinde uzaktan bizi çağıran babama doğru yollanacağımız vakit “durun” dedi, içeride ocakbaşında ekmeklerin pişimini kontrol eden diğer oğluna “yavrum ekmek getir” diye seslendi. Onlu yaşlardaki diğer evladı kendi bedeninin yarısından fazlasını kapsayacak büyüklükte bir sürü taptaze, sıcacık ekmeği yoldan geçen bu Tanrı misafirlerine getirmişti. Oğlum, hani peyniri derken elleriyle yaptığı peynirlerden de yolluk hazırlatmıştı bize. Fevkalade mahcup duruma düşen biz için o gün yaşadığımız tecrübe benim hayatımda unutulmaz bir verme kulturu ve Ordu sevgisi olarak nakşoldu. Cok sonraki seneler New York’da bir tefsir dersi esnasında sahabelerin evlerine gelen diğer bir sahabeye ikram etmek için miktarı çok az olan yemeği misafirine göstermeyip, rahat yiyebilmesi için ortamı karanlıklaştırıp da aç uyuyan, Hz. Peygamber'in takdirini alan o ev sahibi hanım ve beyi öğrendiğimde kendi büyüklerimle beraber o teyzeyi de yâd etmiştim. O sünneti bilinçsiz bir şekilde de olsa bu güzel Müslüman insanlarla bana öğreten Allah’a hamd etmiştim. O teyze ise belki diri, belki mefta bugün halen benden dua almaktadır.

Mesela sonraki yıllarda yine Ordulu bir ağabey nasip etmişti Allah bana. Benim derdimle dertlenen, sevincimle şenlenen ‘yiğit’ kelimesini çok iyi ifade eden, sanat ruhlu kalbiyle Allah’ı sanki çok daha iyi idrak etmiş bir ağabeydi.

Yurdal Tokcan başkaydı

Ev hanımları, avukatlar, sanatçılar, doktorlar, öğretmenler, çocuklar tanıdım ben akan dereleriyle kalpleri yıkanmış Ordulu, güzel ve güzide insanlar. Her birinin hayatında sanat var, ama profesyonel ama amatör. Bilim adamı dersiniz, akşam kahvesini içerken çalmadan duramaz sazını, ev hanımı dersiniz donattığı sofralardadır sanatı, bir diğeri türküleriyle anlamlandırırken gecenizi, diğeri mütevazı orguyla giderir sanata olan hasretini. Üniversite yıllarımda İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin halk kültür merkezinde tanıştığım çok değerli hocam Yurdal Tokcan, imkan verilse profesyonel Orduluların sanatta ve ilimde ne kadar da ileri gidebileceğinin profesyonel bir göstergesiydi. Yurdal Hoca ile vakit geçirme şansı bulursanız şayet en çok da çirkinleştirilmiş İstanbul’un altında yatan ‘inceliği’ tecrübe etme sansını bulabilir, o manayı idrak edebilmek icin de bizlere göre Allah’ı daha iyi idrak etmiş, sanatı bilen Müslüman atalarımızdan kalma mekanlarda nefes almaya çalışırken bulursunuz kendinizi.

Sanata küskün şehirler ve insanlar çekilir bir hal bırakmıyor hayatta. Gücüm olsaydı Ordululara özel bir fon ayırıp onların sanatlarında ilerlemelerini sağlardım. Tanımış olduğum bu güzel insanlar bana gurbet elde ne zaman ülkem insanları aleyhine yorum yapılmış olsa hep hatırıma gelir, insanımı daha da gururla savunmama vesile olur.

Ordu’dan eğitim ve yaşam şartları gibi sebeplerle ayrılmış bulunan güzide insanların çocukları da umarım tecrube ederler Ordu’nun kalp güzelleştiren derelerini. Ebeveynlerinin bizde bıraktıkları bu güzel iç ısındıran hissiyatları yine tecrübe ettirirler güzidelikleriyle.

 

İclal Birtek yazdı

Yayın Tarihi: 23 Ağustos 2011 Salı 17:59 Güncelleme Tarihi: 24 Ağustos 2011, 01:52
banner25
YORUM EKLE
YORUMLAR
Nazan Özen
Nazan Özen - 10 yıl Önce

Bir Ordu'lu olarak yazara teşekkür etmeliyim.Memleketimi böyle güzel hatırladığı için.İnsanımızın Sanatçı ruhu taşıdığı doğru.Babaannem okuma yazma bilmediği halde çok iyi bir hikaye anlatıcısıydı.O anlatırken dedem Hekimoğlu türküsü mırıldanırdı.Ahşap evler serpilmiş tepeleri ve illa ki dereleri...
Ve şimdi her yer fındık kokuyordur Ordu'da.

Abdulkadir Bozdemir
Abdulkadir Bozdemir - 10 yıl Önce

O kadar güzel.. Ve bir o kadar büyük yürekli ki insanlarımız.. Latiflik, incelik, tebessüm ve alçak gönüllük.
İşte, bizim insanımızda.

banner26