Kalbimde bir hayâli kalıp kaybolan şehir

Geçtiğimiz günlerde Ramazan Bakkal'ın sunumu ile 'Yahya Kemal’e Yolculuk' başlıklı bir söyleşi-dinleti gerçekleştirildi. Özge Sena Bigeç etkinlikten notlarını aktarıyor.

Kalbimde bir hayâli kalıp kaybolan şehir

Türk Edebiyatı Vakfı, 4 Kasım 2015 Çarşamba günü Ramazan Bakkal Bey’in sunumu ve Hande Aydınlık Hanım’ın solistliğinde “Yahya Kemal’e Yolculuk” başlıklı bir söyleşi-dinleti gerçekleştirdi. Yahya Kemal Bey’in şimdiye dek anıldığı 757. konferans olan programa, Ramazan Bey, “İnşaallah 1000.si de olur” temennisiyle başladı. “Öbür tarafta Allah bana ne yaptın derse, bir defa Yahya Kemal’i andım derim” diyerek de Yahya Kemal Bey’in anılmasının güzelliğine vurgu yaptı.

Ramazan Bey, Yahya Kemal'in yetiştiği çevre hakkında bazı bilgiler verdi ilkin söyleşide. Yahya Kemal Bey’in annesi Nâkiye Hanım, bir Rumeli kızıdır. Sağlığında oğluna yapmış olduğu vasiyette, “Oğlum dünyada iki kişiyi sev. Biri Peygamberimiz, diğeri Sultan Murad” demektedir. Sultan Murad Rumeli’yi fetheden sultandır. Nâkiye Hanım’ın Sultan Murad derken bu sevginin devleti temsil etmekte olduğunun altını çizdi Ramazan Bey.

Annesinin ve Rumeli'nin kaybı şairi derinden etkiledi

Söz Rumeli’den açılmışken Yahya Kemal Bey’in Makedonya’nın başkenti Üsküp hakkında yazdığı mısralar dan söz açıldı: “Üsküp bir müslüman şehirdi / Binbir türbesiyle müştehirdi / Vardar’sa önünde bir nehirdi/ Her an tekbirlerle çağlar.” Ramazan Bey, bu şiirlerin yalnızca Rumelilerin değil, Rumeli’ye ayak dahi basmamış olan Diyarbekirli bir gencin de hasretini dile getirdiğini ifade etti.

Yahya Kemal Bey, bir gün annesini rüyasında görür, annesi rüyasında vefat ediyordur. Gün ışıldar ve rüyanın ayniyle annesini öte âleme uğurlar. Sessiz bir gemi kalkar içinden. Belki yüzdüğü suyu, gözyaşı denizinden: “Artık demir almak günü gelmişse zamandan,/ Meçhule giden bir gemi kalkar bu limandan./ Hiç yolcusu yokmuş gibi sessizce alır yol;/ Sallanmaz o kalkışta ne mendil ne de bir kol./ Rıhtımda kalanlar bu seyahatten elemli,/ Günlerce siyah ufka bakar gözleri nemli.

Muhterem annesinin kendisinde bıraktığı hüsn-i hatıralarla ve fakat bir başka ana olan Rumeli’nin de Osmanlı'dan kopmasıyla, “Rumeli” ve “acı” kavramları birçok şiirinin örüntüsü olacaktır. İki annesini de birden toprağa gömmenin hazin sadasıdır Yahya Kemal Bey’in içinde haykıran, mısralarına yansıyan: “Ben girmeden hayâtı şafaklandıran çağ /Bir son baharda annemi gömdük o toprağa/ İsâ Bey’in fetihle açılmış mezarlığı/ Hulyâma âhiret gibi nakşetti varlığı/ Vaktiyle öz vatanda bizimken, bugün niçin/ Üsküp bizim değil? Bunu duydum, için için./ Kalbimde bir hayâli kalıp kaybolan şehir!// Ayrılmanın bıraktığı hicran derindedir!/ Çok sürse ayrılık, aradan geçse çok sene/ Biz sende olmasak bile, sen bizdesin gene

Sevgili annesinin vefatından sonra İstanbul’da Sarıyer’e, akrabalarının yanına yerleştirilir Yahya Kemal. Bir süre sonra Paris’e gider. Paris şiir birikimi açısından kendisini besleyen bir şehirdir. Orada kendine has bir dünya kurar, bu dünyanın içinde diploma gibi kağıt üzerinde bir başarı yoktur. Ancak kağıdı aşan bir derinlik vardır. Öyle ki yıllar sonra İstanbul’a döndüğünde, aralarında Fuat Köprülü Bey’in de yer aldığı dostları Yahya Kemal Bey’in mısra ve hal derinliği karşısında saygıyla ceketlerini ilikleyeceklerdir.

Kağıt kalem kullanmayan şair

Yahya Kemal Bey, hayat yolunda derin ve incelikli adımlarla ilerlerken, kitap çıkarmayı, şiirlerini toplamayı gündemine almaz. Hatta şiirlerini kağıt kalemle dahi yazmaz. İçinden gelen bu doğuş sesinden süzülür halka ve havaya. Dostlar mecliste işittikleri bu şiirleri, kağıdın alnına yazar, çeşitli notlar alırlar. Bugün bize bu şiirleri ulaştırmak hususunda hassasiyet gösteren başta Nihat Sami Banarlı Bey olmak üzere adını sanını bilmediğimiz daha onlarca yüreğe belki ayrı ayrı teşekkür etmek gerekir.

Şiirlerinin manası, ahengi ve ezgisi Yahya Kemal Bey için büyük önem arz etmektedir. Öyle ki, bir kelimesini bulamadığı için 14 yıl kimseyle paylaşmadığı şiiri dahi vardır. Selvilerin yanına hangi kelimeyi koysa tamamlanmış hissedemez, ta ki 14. yılda “serin” kelimesi selvilerin yanına ilişene dek: “Ölüm asude bahar ülkesidir bir rinde;/ Gönlü her yerde buhurdan gibi yıllarca tüter./ Ve serin serviler altında kalan kabrinde/ Her seher bir gül açar; her gece bir bülbül öter.

Yahya Kemal Bey, Fransa’da en iyi Fransızcayı kapıcıların konuştuğunu müşahede ederken, “beyaz lisan” diye ifade ettiği kendi dilinin de İstanbul’da, İstanbul hanımefendileri tarafından konuşulduğunu öğrenir. Dil hususundaki hassasiyeti, kelimelerimize olan bağlılığı her daim canlı kalacaktır.

Yahya Kemal'in beğendiği şiirler

Şiirlerini etkiler diye evlilik yapmayan şair, ilerleyen yıllarda bunun ızdırabını yaşar. “Yalnızlığımın karanlığında boğulmaktan korkuyorum” diyerek dostlarına arz-ı hal eyler.

Divan edebiyatından Fuzuli’nin “Ne yanar kimse bana âteş-i dilden özge/ Ne açar kimse kapım bâd-ı sabâdan gayrı.”, Şeyhülislâm Yahyâ’nın “Cihânda âşık-ı mehcûr sanma râhat olur,/ Neler çeker bu gönül söylesem şikâyet olur”, Nedim’in “Ayağın sakınarak basma aman sultânım/ Dökülen mey kırılan şîşe-i rindân olsun” mısraları, “mısra haysiyetimdir” diyen şairimizin beğendiği mısralar arasındadır.

Kendimi bazen 300 yaşında, bazen 3000 yaşında hissediyorum” diyen Yahya Kemal Bey, tarihin üzerindeki ağırlığını ifade eder adeta.

Yahya Kemal Beyatlı’ya rikkatli ve dikkatli yolculuk yapmamıza vesile olan Türk Edebiyatı Vakfı’ndaki “Yahya Kemal’e Yolculuk” konferansı, Hande Aydınlık Hanım’ın da sesinden bestelenmiş Yahya Kemal şiirleri ile son buldu.

 

Özge Sena Bigeç andı

Güncelleme Tarihi: 05 Kasım 2015, 16:39
banner12
YORUM EKLE

banner19