İ.Süreyya Sırma Birlik Vakfı'ndaydı

Endülüs’te Raks’ı yazan Yahya Kemal, Endülüs Müslümanları için hangi şiiri yazdı? İhsan Süreyya Sırma Hoca bu sorunun cevabını verdi…

İ.Süreyya Sırma Birlik Vakfı'ndaydı

 

 

İnsan her şeyi kitaplardan öğrenmiyor. Üstadlarla aynı havayı teneffüs etmek de insana birçok şeyi öğretiyor. Hatta diyebilirim ki bu tür öğrenme çok tesirli de bir öğrenme oluyor. Geçtiğimiz günlerde Birlik Vakfı’na İhsan Süreyya Sırma Hoca’yı dinlemeye gittiğimde Hocanın anlattıkları bir tarafa, onun tavırlarından da çok güzel dersler aldım.

Onun kızması başkasının iltifatından iyi

Söyleşiye henüz yeni başlamışken salona girip kürsünün üzerine kayıt cihazını koyunca önce güzel bir azar işitmiş oldum. “Bu nedir” dedi. Ben de “kayıt cihazı” dedim. Bunun üzerine ön sıradaki İsmail Kahraman Bey’e; “İzin almadan kaydediyorlar” dedi. Sonra da: “Ben Necip Fazıl’ın talebesiyim, o derdi ki: ‘Ben yazamayacağım şeyi söylemem, söyleyemeyeceğim şeyi yazmam.’ Bizim de kimseden çekincemiz yok Allah’a şükür.”

On sene önce olsaydı bu azarı işittikten sonra iki üç gün kendime gelemezdim. Ancak o gün bu azar kaymaklı kadayıf gibi bana tatlı geldi. Tasavvufta şeyhin teveccüh etmesi diye bir şey vardır. İşte bu azarı Hocanın bana teveccühü olarak algıladım. Çünkü bugünkü kafa yapıma göre İhsan Süreyya Sırma Hoca gibi bir üstadın azarı, orta halli bir yazarın iltifatından bana çok daha sevimliydi. Zaten talebelik de bu demek değil midir? Talebe, hocasının kızmasının arkasındaki sevgiyi görebilirse o zaman ondan istifade etmeye başlar. Bugünün talebeleri bu meseleyi anlayamadıkları için maalesef bu sarp yokuşu da geçemiyorlar ve hocalarının kıymetini bilmiyorlar.İhsan Süreyya Sırma

İhsan Süreyya Sırma Hocamızın yazdıklarını biliyoruz, söylediklerini biliyoruz, İslam’ın derdini kendine dert edinişini biliyoruz. İstikametini, net duruşunu, davasına sadakatini biliyoruz. Öyleyken, böyle âlim bir zatın azarı insana nasıl tatlı gelmesin? Hocamız başımızın tacıdır.

Yuvarlak laflar etmedi

Demiştik ki insan bazı şeyleri şahitlik ederek öğrenir. O gün Üstad İhsan Süreyya Sırma Hocamızın dinleyici profiline hiç bakmadan bildiklerini söylemesi, bizim için güzel bir dersti. Demek Üstad olmak böyle bir şeydi. Tek başına hak bildiği yolun savunucusu olmak… Kimin ne dediğine bakmadan, hiçbir hesap kitap yapmadan bunu yapmak…

Milliyetçi abilerimizin de dinleyici olduğu bu mekânda Üstad, çağımızın en büyük hastalığının milliyetçilik olduğunu söyledi. Hocanın bu tavrı, üzerinde durulması gereken bir tavırdır. Üstad, burada birilerinin hoşuna gitmez diye yuvarlak laflar etmedi. Bildiği ne ise, ne düşünüyorsa bunu açıkça ifade etti. İnşallah yeni gelen nesil de bu net tavrı sergilemeyi başarır.

Milliyetçilik bir hastalık

İmam-ı Gazzali hazretleri İhya’da bildiğini gizleyen âlimlerin derekesini çok güzel anlatır. Âlim olmanın şerefi bu mesele ile doğrudan ilgilidir. İhsan Süreyya Hoca da bildiğini asla gizlemeyen bir âlim olarak milliyetçilikle ilgili düşüncelerini şöyle ifade etti:

“Bugün memleketimizin hatta Müslüman ülkelerin en büyük meselesi bu milliyetçilik meselesidir. Bunu biz halletmezsek ne İslam’ı anlarız, ne Resulullah’ı anlarız, ne de problemlerimiz biter. Resulullah aleyhis selatü ves selam yanında birilerini boşuna bulundurmamıştır. Bir gün elini Selman bin Farisi’nin başına koydu ve ‘Selman min ehli beytiy’ dedi. Selman İranlıydı ve ona Resulullah; ‘Ehl-i beytimdendir’ diye iltifat etti. Bilal, Habeşli bir köleydi. Süheyb, Bizanslıydı yani Rum’du. Aralarında bir fark yoktu. Fakat her şeyi aldığımız Avrupa 1789’dan sonra milliyetçiliği dünyaya getirdi. 19. ve 20. yy’da Avrupalılar anlayınca bunun tehlikesini bu sefer de dediler ki bunu Müslümanlara verelim. Bizimkiler başladı, Türkçü, Kürtçü, Arapçı olmaya… Ben bunu Abdulhamid kitabımda uzun uzun anlattım. Bu Cemil Topuzluakımları savunanların çoğu da Müslüman değil… Şeyhülislam Cemaleddin Efendi’nin damadı Cemil Topuzlu vardır; İstanbul’un ilk belediye başkanıydı. Seksen Yıllık Hatıralarım diye bir kitap yazmış, orada diyor ki; ‘Biz Jön Türkler Pera’da toplanırdık (Haliç’in öbür tarafı, Müslümanlar oraya gitmezdi eskiden) orada Türkçülük yapardık, Abdulhamid’in aleyhinde çalışırdık. Aramızda bir tek Müslüman Türk vardı, o da bendim.’”

Yahya Kemal’i kınadım

İhsan Süreyya Sırma Hoca, her Müslümanın olması gerektiği gibi her meseleye Müslümanca bakan bir büyüğümüz olarak yaptığı konuşmada, Yahya Kemal’in şairliğine bir şey söylemedi ama onu bir konuda kınadı. Şöyle dedi: “Endülüs üzerine geçen hafta bir kitabım çıktı. Orada da bahsettim; biliyorsunuz Yahya Kemal orada iki sene büyükelçilik yaptı. O, İspanyol dansöz kadınları için şiir yazıyor, flamingo için şiir yazıyor. Bir tek kelime Endülüs Müslümanları için şiir yazmamış. Ben onun için kitabımın önsözünde onu kınadım. Yine de Allah rahmet eylesin diyelim…”

Bunu Yûnus Emre’ye söyletiyorlar ki kimse sesini çıkarmasın

İhsan Süreyya Sırma Hoca konuşmasının bir yerinde; “Bir şey söyleyeceğim ama buradakilerin hoşuna gitmeyecek” diyerek Yûnus Emre’ye atfedilen “Dövene elsiz gerek, /Sövene dilsiz gerek” dizelerini eleştirdi. Çok sevdiği Yûnus Emre’nin böyle bir şeyi söylemediğine inandığını ama eğer söylemişse de bunun hatalı bir düşünce olduğunu söyledi. İhsan Süreyya Sırma Hoca bu konudaki görüşünü şöyle ifade etti: “Bir iki dakikalığına Yûnus Emre’yi unutun. Ben size diyorum ki Fransız şairi Victor Hugo şöyle demiş: ‘Vurana elsiz gerek/ Sövene dilsiz gerek’ Allah aşkına Yunus’u tanımasanız ne dersiniz? Biri size vuracak siz ses etmeyeceksiniz. Böyle bir şey olur mu? Bunu Yûnus’a söyletiyorlar ki kimse sesini çıkartmasın. Tamam, bizde sövmek yoktur ama biri vurduğunda da bir misliyle karşılık vermek vardır. Bu söz Müslümanları pısırık yapmak için söylenmiş. Seksenli yıllarda bir Kültür Bakanı vardı, sanki Yûnus’u çok seviyor gibi Yûnus serisi bastırmıştı. Böyle suya sabuna dokunmayan ne kadar şey varsa, Yûnus’un da demediği şeyleri ona mal ettiler ki bizi uyutsunlar. Yûnus bunu söylemiş de olsa hatalı bir sözdür. Bu sözü Yûnus değil başka bir âlim veya bir sahabe bile söylese yanlıştır. Yûnus Emre de bir insandır, onu kutsamayalım. Bu sözü kim derse desin yanlıştır. Müslümanlar için belki bir derece doğru olabilir ama umum için yanlıştır…”İhsan Süreyya Sırma

Dinler arası diyalog safsata

Keşke hepimiz bir sözü söylerken falanca insanlar ne der diye değil de “Allah bu sözümden hoşlanır mı” diye düşünerek söylesek. Maalesef söz söylerken siyasilerin kurnazlıklarına benzer kurnazlıklar yapıyoruz. Oysa söz söylemenin bir vebali vardır. Hakikatin hakkı teslim edilmeyecekse ne okumaya, ne yazmaya ne de söylemeye girişilmemelidir. Eğer bir bilensek ve bildiğimizi net şekilde söylemiyorsak, Allah katında mesulüzdür. Sanıyorum İhsan Süreyya Sırma Hocamız bu bilinçle dinler arası diyalog konusunda da net konuştu. Bu konuda şunları söyledi: “Bugün Müslümanlar gâvura sarılmış, Müslümanı bırakıyorlar. Ayet-i kerimeyi hatırlayalım: ‘Kâfirlere karşı sert, kendilerine merhametli…’ (Feth, 29) Bir de diyorlar ki Yahudi ve Hıristiyan cennete gidecek. Eğer öyleyse biz niye namaz kılıyoruz, niye zahmete giriyoruz? Peygamberimize inanmayan kâfir olur. Bu kesinlikle Kur’an’da var. Bir de Dinler Arası Diyalog diye bir safsata var. Birkaç sene önce Almanya’ya gittim. Protestanlarda kadın da papaz olabiliyor. Bir kadın papaz geldi bana dedi ki; ‘Dinler arası diyalog var katılır mısın?’ Dedim ki; ‘Bir Müslüman olarak gelip kendi peygamberimi anlatmaya söz veriyorum. Siz de kendi peygamberinizi anlatırsınız.’ Yıllar geçti hâlâ ses seda yok. Niye? Çünkü bu iş Yahudilerin tekelinde... Tutturmuşlar İbrahimî dinler diye. Ne demek İbrahimî dinler? Öyle bir şey yok.” Bu arada bu konuya Hocanın bir soru üzerine girdiğini de hatırlatmış olalım.

Hocanın bir de Çağrı filmi ile ilgili çok ilginç bir tespiti oldu. Şöyle dedi Hoca: “Müslüman dünyasının ilgiyle izlediği Çağrı filmine dikkat ettiniz mi? Efendimiz, Kaynuka Yahudileri, Nadir Yahudileri, Kurayza Yahudileri ile savaştı, bunların hiçbirisi bu filmde yok.”

“Kur’an bize yeter” diyenler

İhsan Süreyya Sırma Hoca bir kısım oryantalistlerin etkisiyle bazı kimselerin Kur’an Müslümanlığı diye bir şey çıkarttıklarını ifade ederek bu konudaki bir tehlikeye şöyle işaret etti: “Bazı hoca geçinenler çıkıyor ortaya; diyorlar ki; ‘Kur’an bize yeter.’ Ben yirmi otuz senedir oryantalistlerleyim. Kur’an aleyhinde yazmıyorlar, peygamber aleyhinde yazıyorlar. Neden? Çünkü Peygamberi çürütürsek getirdiği mesajı da çürütmüş oluruz diye düşünüyorlar. Memleketimizde bir cereyan var, Resulullah’ı adeta kıskanıyorlar ve devreden çıkartıyorlar...”

İhsan Süreyya Hoca bu konuda ayrıca şöyle bir hatırasını anlattı: “Yirmi sene hocalık yaptığım Erzurum’a bir konferansa gittim. Konferanstan sonra benim ayrıldığım fakültede profesör olmuş birisi ‘Ya hocam Buhari de kim?’ dedi. Adam Arapça bir ibareyi okuyamıyor, bir ayete doğru düzgün mana veremiyor, şunun bunun görüşünü nakletmiş onu profesör yapmışlar, utanmadan Buhari aleyhinde konuşuyor. Bu bir akımdır, buna karşı uyanık olalım, müteyakkız olalım.”

Erkek hakları da var

İslam’da kadın ve erkek haklarından bir arada bahsedildiğini söyleyen İhsan Süreyya Sırma Hoca bu konuda şunları söyledi: “Zamanımızda tutturmuşlar kadın hakları diye… Hiç erkek haklarından bahseden yok. Hiç duydunuz mu erkek hakları diye bir makale veya konferans… Onların bakışı böyle… Oysa İslam meseleye her ikisinin hakkını da zikrederek yaklaşıyor. Veda Hutbesindeki şu ifade bunun en güzel örneğidir: Ey insanlar, sizin kadınlarınızın üzerinde, kadınlarınızın da sizin üzerinizde hakları vardır.”

Sen Celal Bayar’ın anıtını gördün mü?

İhsan Süreyya Sırma Hoca’nın konuşmasının en ilgi çeken yerlerinden birisi de insanların zamanla nasıl putlaştırıldıklarının anlatıldığı bölümdü. Perdeye yansıtılan fotoğraflar eşliğinde anlatılan bu bölümde İhsan Süreyya Sırma Hoca Hz Âdem’in vefatından bir müddet sonra insanların tevhidi bırakarak putlara taptıklarını söyledi. Gücün sembolü olarak önce aslan heykelleri yaptıklarını, sonra bunu insan başlı aslan heykellerinin takip ettiğini ifade etti.

Celal Bayar anıtıMısır’da gördüğü Firavun heykelinin fotoğrafını gösteren İhsan Süreyya Hoca, heykelin yanında sarayın sütunlarının minicik kaldığını söyleyerek o heykellerin büyüklüğüne dikkat çekti. Mısır piramitlerini de gezdiğini söyleyen Hoca bu konuda şunları söyledi: “Mısır piramitlerine gitmeden önce orayı küçük bir türbe sanıyordum; meğer iki saatte çıkılamayan bir dağ gibiymiş. Yirmi senede yapılmış ve bir milyondan fazla köle ezilmiş. Üsteki taşlar bir buçuk ton, alttaki taşlar üç ton ağırlığında… Üç bin sene önce bu taşlar buraya nasıl konuldu? Bu hâlâ çözülememiş… Bunu Anadolu’da anlatınca birisi inanmadı. ‘Bir kişi için bu kadar büyük yer yapılır mı’ dedi. Ben de ona; ‘Bursa’ya Umurbey diye bir köy var, o köyün tepesinde bir anıt yapmışlar Celal Bayar için, yapıldığı zaman bir trilyona mal oldu, sen onu gördün mü?’ dedim.”

Karun, Haman, Belam

İhsan Süreyya Hoca firavunların kurduğu sistemi şöyle özetledi: “Firavun sistemlerinde şu aktörler var. Haman yani idareciler, bakanlar, askerler… Karun yani para babaları…. Bir de Belam var. Bunlar da tırnak içinde hocalar. Nedir bunların görevi? Firavunun sistemini meşru gösterecek biz insanlara ki biz de itaat edelim.” İhsan Süreyya Hoca’nın bir tablo ile sistematik bir şekilde anlattığı bu meseleyi duyunca günümüzle irtibat kurup, zorba ideolojinin nasıl bir yol takip ettiğini daha iyi anlamış olduk.

 

Aydın Başar haber verdi

Güncelleme Tarihi: 29 Nisan 2012, 00:57
banner25
YORUM EKLE

banner19

banner13