İstanbul'un altı üstünden daha enteresan!

Kültür tarihimizi kitaplarında, sohbetlerinde, derslerinde aklımıza nakış nakış işleyen Dursun Gürlek, Beyazıt Kitap Fuarı’nda Osmanlı’nın Ramazan kültüründen bahsetti.

İstanbul'un altı üstünden daha enteresan!

 

Ramazan boyunca Beyazıt Kitap Fuarı’nda Kadir gecesine kadar sürecek olan Beyazıt Ramazan Sohbetleri’nin Pazar günkü konuğu bu toprakların en büyük kültür tarihçilerinden biri olan Dursun Gürlek’ti. Kültür tarihimizi kitaplarında, sohbetlerinde, derslerinde aklımıza nakış nakış işleyen Dursun Gürlek, Osmanlı’nın Ramazan kültüründen bahsetti.

Osmanlı’da Üsküdar’daki Ayazma Camii’ni, Kadıköy’deki İskele Camii’ni yaptıran Sultan 3. Mustafa döneminden itibaren padişahların da katıldığı “Huzur Sohbetleri” yapılırmış. Huzur Sohbetleri için Dursun Gürlek şunları anlattı: “Bu sohbetler padişahın denetiminde yapıldığı için Huzur Sohbetleri adını almıştı. Dersi yapan hocaefendiye mukarrir deniliyordu, yani eseri ikrar eden, okuyan kişi. Dersi dinleyenlere de muhataplar deniliyordu. Bu sohbetlerde sadece dinleme yapılmazdı, karşılıklı sorular sorarak hararetli ortamlar oluşturuluyordu. Hatta Sultan 2. Mahmud ortamı karıştırmak için muhataplarına sorular sorardı. Padişah 2. Mahmud Huzur Sohbetleri’ne karşı çok meraklıydı. Ramazan günlerinde öğle namazının ardından başlar, iftara kadar sürerdi.”

Tiryakilikler o dönemde de insanların peşini bırakmıyormuş. Aynı dönemlerde enfiye tiryakisi bir hocaefendi varmış. Onun dersi başlamadan evvel diğer hoca efendiler muhatapları uyarır, o hoca efendiye çok fazla soru sormalarını, bu şekilde oruç boyunca onun enfüsi tiryakiliğini bir nebze de olsa unutabileceğini söylemişler. Hatta dönemin padişahı da sürekli sorular sormuş. Sorulan her soruya karşı hoca efendi; “Beni mazur görün, sorularınıza iftardan sonra cevap vereyim.” diyormuş. Muhatapları bunu kabul etmemişler ve soru sormaya devam etmişler. Hoca efendi de en sonunda dayanamamış ve cebinden enfiyesini çıkarıp; “Ben 61 güne razıyım, şimdi ne soruyorsanız sorun.” demiş.

Kültür tarihçiliğinin en belirgin özelliklerinden biri olan dile hakimiyet Dursun Gürlek’te de belirgin ölçüde görünüyor. Enfiye tiryakiliğinden söz açılınca enfiye kelimesinin derinliklerine inen Dursun Gürlek, enf kelimesinin burun anlamına geldiğini ve Osmanlı’da “padişah burnu” tabirinin ayıp sayılmadığı için kullanılmadığını, ifade için “enf-i şahane” söyleminin kullanıldığını anlattı.

İstanbul’un yer altı, yer üstünden daha enteresandır

Sohbetin Beyazıt’ta yapılmasından mütevellit, Dursun Gürlek Beyazıt hakkında da güzel malumatlar verdi bize: “40 yıldır Bayezid-i Veli’yi ziyaret ederim. O’nu ziyaret etme işini sadece Ramazan ayına has diye düşünmeyin, İstanbul’un ortasını sık sık ziyaret edin. Bayezid’in velisi, delisi ve kedisi eksik olmaz. Peki, burası neden İstanbul’un ortası dersiniz? İstanbul’un ortası sur içidir. Nefs-i İstanbul. Bu sur içinin tam ortası Bayezid’dir. Evliya Çelebi Seyahatname’sine de yazmış burayı. Şehzade Camii’nin Vefa Lisesi’ne doğru olan yönündeki çeşme, İstanbul’un ortasıdır. Fatih Sultan Mehmed İstanbul’u fethetmeden önce de burası İstanbul’un ortasıydı. O dönemdeki ismi Forum Taori’ydi. Konstantiniyye döneminde bu yerde demirden bir boğa heykeli vardı. İçi boş bir demirden boğa heykeli. Suçlular bunun içine koyulup, altında ateş yakılmak suretiyle cezalandırılırdı. Bir işkence aletiydi yani. Osmanlı buraları fethedince, buralar bir ilim yuvası haline dönüştü.” Dursun Gürlek ayrıca Beyazıt kelimesinin yanlış olduğunu, asıl doğru olanın Bayezid olduğunu da söyledi.

Hocamızın söylediğine göre İstanbul’un yer altı, yer üstünden daha enteresandır. Zeytinburnu’nda Balıklı Rum Ortodoks Kilisesi ve onun sağ tarafında da gizli bir geçit varmış. O geçitten girince Ayasofya’dan çıkılıyormuş. O nedenle İstanbul’un altı, üstünden çok daha zenginmiş. Fatih Sultan Mehmed İstanbul’u fethettikten sonra Fatih’in, Akşemseddin’in, Molla Gürani’nin, Molla Lütfi’nin himmetleriyle burası Mekke gibi bir şehir haline gelmiş. Tüm bunlara sebep olarak diyor ki Dursun Gürlek; “Çünkü burada Eyüp Sultan Hazretleri var.”

Cemil Meriç de, Peyami Safa da, Attila İlhan da hep aynı şeyi söylüyorlardı

Kültür tarihimize dair dipnotlarla devam etti sohbetimiz: “Üç tane padişahın kabri tek başına durur. Fatih Sultan Mehmed, Bayezid-i Veli ve Yavuz Sultan Selim. Yani Sultan Mehmed, oğlu Bayezid ve torunu Selim. Bunun sebebi olarak birkaç şey söylenebilir, çünkü padişahlar sırlı insanlardır. Hatta o dönemin halkı dermiş ki padişahlarda yedi evliya kudreti vardır. Bu yalnızlığı da padişahlık vakarına halel gelmemesine bağlıyorlar.”

Gençlerin okumalarına da büyük önem veren Dursun Gürlek bizler için bir okuma listesinden bahsetti. Osmanlı Tarihi ile ilgili bilgi sahibi olmak isteyenler için şu eserleri önerdi: Yılmaz Öztuna, Osmanlı Tarihi; Ziyanur Aksun, 6 ciltlik Osmanlı Tarihi; Ord. Prof. İsmail Hakkı Uzunçarşı, Osmanlı Tarihi; İsmail Hami Danişmend, Osmanlı Tarihi Kronolojisi…

Tarih okumak isteyen herkesin bu eserleri mutlaka okuması ve kütüphanesinde bulundurması gerektiğini söyledi. Bu listenin dışında Münevver Ayaşlı’nın Bildiklerim, Gördüklerim, Duyduklarım adlı eseri ve Nurettin Topçu’nun Yarınki Türkiye adlı eserini mutlaka okumamız gerektiğini söyledi.

Osmanlıca dersleri de veren Dursun Gürlek, gençleri Osmanlıca okumaya davet etti. Neden bu denli ısrarcı olduğunu da şu şekilde anlattı: “Şu an arkanızda bulunan İstanbul Üniversitesi’nin kütüphanesinde 10.000 tane matbu ve yazma eser mevcut. Çok büyük bir kültür yatıyor orada. Onları okumak da Osmanlıca bilmekten geçiyor. Cemil Meriç de, Peyami Safa da, Attila İlhan da hep aynı şeyi söylüyorlardı: ‘Osmanlıca bilmeyen aydın değildir.’ O nedenle Osmanlıca okuyabilmek şart. Ben Cemil Meriç’in dizinin dibinde 10 senemi geçirdim. İlim kitaplardan değil, canlı kitaplardan öğrenilir, satırlarla değil, sadırlarla öğrenilir. O nedenle ilim sahibi insanlarla hemhal olmak da çok önemli.”

Kültür tarihçiliği ilmiyle yaptığı bu sohbetle ağzımıza bir parmak bal çaldı Dursun Gürlek. Anlattıklarından yola çıkarak evvela Osmanlıca ilmine vakıf olup, söylediği kitapları bir bir okumak bu sohbetten sonra üzerimizde bir hak nisbetinde…

 

Hatice Sarı haber verdi

Güncelleme Tarihi: 17 Temmuz 2013, 12:44
banner25
YORUM EKLE

banner19

banner13