banner17

İsmet Özel her şeyin nasıl olduğunu biliyor

İbrahim Tüzer, 7. Edebiyat Mevsimi'nde İsmet Özel ve dergiciliği üzerine konuştu ve Halkın Dostları dergisinden bahsetti. Sadullah Yıldız etkinlikten notlarını aktarıyor.

İsmet Özel her şeyin nasıl olduğunu biliyor

Türkiye Yazar Birliği İstanbul Şubesince, 7. Edebiyat Mevsimi etkinlikleri kapsamında düzenlenen “İsmet Özel ve Dergiciliği” oturumunda Yağız Gönüler’in sunumu ve ara katkılarıyla Prof. İbrahim Tüzer’i dinledik.

Sözü uzun tutmadı Gönüler. “Malum” dedi, “asap bozucu günlerden geçiyoruz ülke olarak.” Sonra da şiirin ve şiirden söz etmenin bu sıkıcı zamanlarda bize bir alan açabileceğini söyledi. Bir başka anlamlı oluşu şu sebepten: İsmet Özel, “benim şiirlerimden ‘ben’ kelimesini çıkartıp yerine Türkiye’yi koyduğunuzda ne demek istediğimi daha iyi anlayabileceksiniz.” dermiş.

Her şey ben yaşarken oldu, bunu bilsin insanlar.” Şairin bu sözünün, onu anlamak için en kilit cümlelerden biri olduğunu ifade etti Tüzer. Her şeyin nasıl olduğuna tanıklık eden birisi var karşımızda ve bu gerçekten ciddi bir iddia. Aslında bu oturumun dinamik olmasının gerekliliğini vurguladı İbrahim hoca, “çünkü bizzat İsmet Özel dinamizmden yanadır. Hayatın içerisinde olmak, onu dokunulur kılmak ve sahici bir tarzda algılayabilmek, belki de İsmet Özel’in birinci ve en nitelikli başlangıç noktası.”

Her şey ben yaşarken oldu”

İbrahim Tüzer, edebiyatçılar olarak teoriler alt dalıyla da ilgilendiklerini, bu incelemeler dâhilinde karşılaştıkları gerçeğin, “şairin hayatının bir yere kadar önemliliği” olduğunu söyledi. Şair söz konusu edildiğinde, şiiri üzerine bir şey söylenecekse imge dünyasının hayatının biraz daha önünde geleceği şeklinde bir teorik yaklaşımın varlığını anımsattı Tüzer ve ekledi: “Ancak söz konusu İsmet Özel olduğunda şairin hayatı, kesinlikle şiire dâhildir. İsmet Özel hangi evrelerden geçmişse bunların tamamı evvela şiirsel metin ve sonra da şiir kitabı olarak önümüzde duruyor.” Çünkü “İsmet Özel, hayatı dokunulur kılmak adına ‘her şey ben yaşarken oldu’ diye bir iddiada bulunuyor.”

İster fikrî derinlik taşıyan metinleri oluşturan süreçler ister dergicilik-yayıncılık aşamaları olsun, İsmet Özel incelenirken mutlak manada hayatının neresine tekabül ettiği göz ardı edilmeyerek bakılmalı bunlara. Şair, hayatı boyunca ne yaptıysa inanarak ve dokunulur kılarak yapmaya çalışmış. Halkın Dostları dergisinin çıkış macerasını “Genç Bir Şairden Genç Bir Şaire Mektuplar”da izlemek mümkün; bu derginin doğuşunun en az bir buçuk yıllık bir zihinsel geri planın ürünü olduğunu belirtti İbrahim Tüzer. Zihinsel geri plan deyişi de boşuna değil; ona göre İsmet Özel ne yaptıysa onu evvela zihinsel geri planında oluşturarak ortaya koymuştur. Hatta bu plan süreci, şair için sıradan ve formalite icabı yerine getirilen bir şey olmaktan çok daha ileri ve mecburidir.

Hayatımı verdim, şiirimi aldım”

Buna dair enteresan bir anekdot zikretti İbrahim hoca. Askerlik dönemindeki bir hatırasıyla İsmet Özel’in hem tavrını hem sahicilik arayışını, hem de ne yapıyorsa bilgece ve inanarak yaptığını örneklemek mümkün. Bu anekdot için hesaba katılacak bilgi kırıntılarından biri de Ataol Behramoğlu’nun, sadece Halkın Dostları’nı çıkardıkları zaman İsmet Özel’in bir dostu olmaması. Öncesinde de iyi bir arkadaş, iyi bir mektup arkadaşıymış bu iki şair.

Ataol Behramoğlu’nun yedek subay olarak askerlik yaptığı zamanlardır. Bir komutana karşı geldiği için ceza alan Behramoğlu sürgün edilir ve ortak bir dostları vasıtasıyla, aynı tarihlerde Muş’ta askerliğini yapan Özel’e “Yıkılma Sakın” adlı şiirini gönderir: “Şairlik bu ya, şiire şiirle karşılık vermek gerekir. Ve çarşı izninde, sonradan onun da adının ‘Yıkılma Sakın’ olacağı şiirini kaleme almaya başlar. Fakat bitmez. Çürük olan dişini çektirene iki gün istirahat izni verildiğini bildiği için revire çıkar ve dişini çektirerek istirahate çekilir. Ancak bu da yetmez.” Daha fazla vakte ihtiyacı olduğunu gören Özel, tedavi edilerek kurtarılabilecek bir dişini daha çektirerek yeni bir istirahatle şiirini tamamlamış ve arkadaşına yollamış.

Ama burası belki daha önemli, diyerek dinleyicinin şoke olmuş dikkatinin kopmasını önledi Tüzer ve devam etti: “Bu anlattığım anekdottan Ataol Behramoğlu yıllar sonra, 1998 ya da 99’daki bir televizyon programında, İsmet Özel’le birlikte çıktığı bir programda haberdar olmuştur. Bundan çıkartılabilecek çok ciddi, nitelikli ve sahici bir tavır vardır.”

Aslında şairin, şiir için feda ettiği şey yalnızca dişi değil, diyor İbrahim Tüzer. Şair bu durumu “hayatımı verdim, şiirimi aldım” diye ifade etmiş. Siyasal bilgiler fakültesinden mezun edilmediğinde de belki birçok genç için yıkıcı olabilecek bu sarsıntıyla vakur bir yüzleşme gerçekleştirmiş İsmet Özel. Evet, fakülteyi bırakıyorum ama, demiş, dayanacak neyim var? Cevap yine kendisinden: “Şiirlerim bana yeter.” Onun hayatı algılayış biçimi ve şiire verdiği yeri bu şekliyle anlamak gerek. Tüzer, tam da bu sebepten dolayı Özel hakkında yazdığı esere “Şiire Damıtılmış Hayat” adını vermiş. Burada ‘hayata damıtılan bir şiir’den bahsetmiyoruz; şiirin aralarına konan bir hayattan, bir yaşama biçiminden, bir algı seviyesinden söz ediyoruz.

Bu sahicilik damarıymış yine Halkın Dostları çıkacağı zaman nükseden. “Madem biz bir devrimci duyarlılığa sahibiz” demiş şair, “o zaman bunu bir iş hâline getirmemiz lazım.”

Evet -şimdi- isyan

İbrahim Tüzer’e göre 1969, İsmet Özel biyografisi için önemli bir yıl. Yakın dostlarından ve çalışma arkadaşlarından olan Ataol Behramoğlu ve Özkan Mert’in de birer şiir kitabı çıkmıştır bu tarihte; İsmet Özel gibi. Behramoğlu’nun kitabının adı “Bir Gün Mutlaka”, Mert’inkinin adı “Kuracağız Her Şeyi Yeniden”dir ama Tüzer’e göre İsmet Özel’in kitabına koyduğu isim diğerlerinden daha farklı ve başka bir perspektif ve vizyona ait olduğunu haykırır niteliktedir: Evet İsyan. “Yani bir şey olacaksa hemen olmalı. Bir günü beklemeye, ümit etmeye filan gerek yok. Neyi eleştiriyorsak şimdi yıkmalıyız, şimdi kurmalıyız.” Bu ‘şimdi’nin İsmet Özel’de uzun zaman değişmemiş bir plan ve amaç hâlinde olduğunu ekledi Gönüler: “Tanıştığımızda ‘nasıl olacak, nerden başlayalım’ diye bir soru sormuştum İsmet Özel’e. O, 25 yıl önce de ona bu soruyu soranlara verdiği cevabın aynısını bana söylediğini belirtip şöyle demişti: Olduğun yerden başla.”

Tüzer, İsmet Özel’in ve onun şahsında Halkın Dostları’nın en önemli meselesinin, gerçek modernist atılımı 1954-59 yılları arasında yapmış olan İkinci Yeni’nin bu atılımı devam ettiremediklerini eleştirerek buna karşı bir tavırla ortaya çıkmaları olduğunu söyledi: “Ancak bir açıklama yapmakta da fayda var: Halkın Dostları’yla ilgili -hem eleştirel hem de derginin nasıl bir hareket olduğuna dair- net, sarih bilgiye aslında daha sonradan ulaşıyoruz. Yani 1985’lerde, İsmet Bey'in ‘Haziran Gibi Ölmek’ ve ‘Şiir Neye Yarar’ başlıklı yazılarıyla.”

İsmet Özel’in, bu yazılarında mühim hususlara temas ettiğini söyledi İbrahim hoca. Halkın Dostları olarak, onlardan önceki modernist şairlerin (İkinci Yeni) ortaya koyduğu bakış açısını eleştirdiklerini (İsmet Özel bir yazısında “İkinci Yeni şairleri küçük şairlerdir” demiş: “Mevlana’nın yaşadığı ülkede toplumun atardamarı, vicdanı olamamışlardır.”) fakat yaptıkları eleştirinin kimin tarafından anlaşılacağının bir problem olarak önlerinde durduğunu belirtmiş Özel. Şair, eleştirilerinin yine en fazla onlar tarafından dikkate alınacağını umduklarını söylemiş. “Bu önemli bir bakış açısı” dedi İbrahim Tüzer: “Yani şiir üzerine, sanat üzerine, insanı nitelikli bir alan üzerinde yeniden oluşturan bir faaliyet alanı üzerine ne söylemeye çalıştığımız, eleştirsek bile yine şairler tarafından anlaşılabilir idi. Böyle bir algımız vardı.”

Tüzer, bunun şimdi de sanat camiasında ciddi bir eksiklik olarak görülmesi gerektiğini ifadeyle, sanat üzerine konuşup şiire eleştiriler getirdiklerini ancak herkesin sanki bir kör dövüşü içinde olduğunu söyledi. Kimsenin -şairler dâhil- “yahu burda bir şey mi söyleniyor” şeklindeki bir hususa kulak kabartmadığını da ekledi.

Halkın Dostları’nın kapanmasının da buna benzer bir durumdan kaynaklandığını açıkladı Tüzer. Aslında henüz ilk gençliğini yaşayan dergi için, 12. sayı, İsmet Özel’in ayrılık vakti gelmiş daha çok. “İlk çıktıkları noktada olmadıkları” eleştirisini Ataol Behramoğlu’na yazdığı bir mektupla açıklayan şair, “artık kişisel ihtiraslar ve beğenilerin idare mekanizmasında öne çıkmaya ve dergiyi güdümüne almaya başladığı”nı ve Halkın Dostları’nın işlevini artık tamamladığını söylemiş.

 

Sadullah Yıldız dinledi

Güncelleme Tarihi: 23 Ekim 2015, 10:40
YORUM EKLE

banner19

banner13

banner20