İslam'dan uzak bir yaşantının adıdır cahiliye

Yusuf Ziya Paşa Camii cemaati, geçtiğimiz günlerde Prof. Dr. Zülfikar Durmuş'u ağırladı. Sabah namazını da kıldıran Zülfikar hoca, 'Peygamberi Anlamak' konulu bir sohbet verdi. Şakir Gönülce sohbetten notlarını aktarıyor..

İslam'dan uzak bir yaşantının adıdır cahiliye

Bilmem harcında kimlerin teri var, bilmen duvarlarında kimlerin emeği. Belli ki birileri yürekten dua etmiş sana, nice güzel insanları ağırlayasın diye. Yüzyıllardır kimleri ağırladın, kimbilir daha kimleri ağırlayacaksın...

Yine bir pazar sabahı, yine Yusuf Ziya Paşa Camii... Bu küçük ama şirin cami Malatya'nın en eski camilerinden. Şimdiye kadar kimleri ağırladı bilinmez ama bu pazar sabahı Nevşehir Üniversitesi İlahiyat Fakültesi dekanı Prof. Dr. Zülfikar Durmuş'u ağırladı. Sabah namazını da kıldıran Zülfikar hoca, “Peygamberi Anlamak” konulu fevkalade bir sohbet verdi.

Fevkalade diyorum çünkü, öyle bir cümle ile başladı ki sohbete, dikkat kesilmemek elde değil, etkilenmemek mümkün değil. Kısa bir duadan sonra Zülfikar hoca aynen şunları söylüyordu: “Bir müslümanın kendine sorması gereken ilk soru: Peygamber benim neyim olur? Peygamberin benim için anlamı nedir?”

Komşunun, akrabanın dertleriyle dertlenebilmek

Zülfikar hoca, “ 'Peygamber benim neyim olur? Peygamberin benim için anlamı nedir?' sorularını kendimize sorar ve zihinlerimizi bu noktaya odaklayabilirsek eğer, işte o zaman Yüce yaratıcıyı ve Hz. Peygamberi anlamaya başlıyoruz demektir” diyerek sözlerini sürdürdü: “Zihnimizde bu tür sorulara yer veremiyor, kalbimizde hissedemiyorsak eğer Peygamberi anladığımızdan söz etmemiz pek de mümkün değildir. Hepimiz Peygamberi sevdiğinden bahsediyor, 'canım kurbandır yoluna' diyoruz ama maalesef ne kendi yaşantımızda, ne de aile hayatımızda Peygamberî bir hayat görebiliyoruz. Sadece dil ile söylenen sevginin bir anlamı olabilir mi? Gerçek Peygamber sevgisi onu teneffüs edebilmek, onu içselleştirebilmek ve onun ahlakıyla ahlaklanabilmektir.”

Hz. Peygamber neden gönderildi? Öncelikle o dönemden bir örnek vererek konuya açıklık getirdi Zülfikar hoca. Habeşistan'a hicret eden Cafer bin ebu Talip, kralın önünde tarihe adeta not düşüyordu o an: “Bizler cahiliye zihniyetine sahiptik. Ölü hayvan eti yer, kızlarımızı diri diri toprağa gömerdik. Her türlü ahlaksızlığı, her türlü fuhşu yapardık. Komşularımızla ve akrabalarımızla ilişkilerimiz sıcak değildi. İçimizde varlıklı olanlar güçsüzleri ezer, insan olarak onlara değer vermezdi. İşte biz böyle bir ortamı yaşarken Allah bize Hz. Muhammed'i gönderdi. O bize doğruluğu, dürüstlüğü, samimiyeti, komşuluk ilişkilerimizi düzeltmeyi öğrettti. Komşumuzun, akrabamızın dertleriyle dertlenmeyi öğretti. Kötü alışkanlıklarımızdan kurtulduk, ahlaksızlığı ve fuhşu da terk ettik.”

Zülfikar hoca, “Bugün biz müslümanlar olarak yaşantılarımıza baktığımızda cahiliye döneminden izler taşıdığını görüyoruz. Maalesef cahiliye zihniyeti hâlâ içimizde, maalesef cahiliye zihniyeti her tarafta kol geziyor. Cahiliye bir şeyi bilmemek değil, İslam'dan uzak bir yaşantının adıdır cahiliye. İşte bu noktada yeniden Kur'an'ı anlamamız, yeniden Peygamberi anlamamız gerekiyor. Peygamberi yeniden anlamak bir müslümanın hiç bir zaman gündeminden düşmemelidir” diye devam etti.

Peygamberi kimler örnek alır?

Peki peygamberi kimler örnek alır? İşte bu sorunun cevabını Kur'an, Ahzap suresi 21. ayette vermektedir: “Andolsun, Allah’ın Resûlünde sizin için; Allah’a ve ahiret gününe kavuşmayı uman, Allah’ı çok zikreden kimseler için güzel bir örnek vardır.” İşte böyle bir imana sahip olanlar ancak Hz. Peygamberi rehber edinebilirler. Peki peygamberi örnek almak ne demek, Peygamber gibi bir ahlaka sahip olmak ne demek? “Günümüzde sıkça duyulan 'biz kim peygamber kim, nerde onun gibi olacağız' gibi cümleler bir müslümanın ağzına yakışmayan sözlerdir” diye ekledi Zülfikar hoca. Peygamber bizim örneğimiz olamayacak da kim olacak? Peygamber bizim gündemimizde olmayacak da kim olacak? Elbette ki onun gibi olamayız ama onun gibi olmaya çalışmak ve onun ahlakıyla ahlaklanmak zorundayız.

Yüce Peygamberin elbetteki çok önemli özellikleri vardı ama bir tanesi var ki daha peygamber olmadan edindiği “el-emin” sıfatıydı. Peygamber olmadan emindi, karşısındakine güven verirdi. Hiç kimse ondan şüphe duymazdı. Elinden dilinden hiç kimse zarar görmemişti, hiç kimse yalan söylediğine şahit olmamıştı. Zülfikar hoca, “ 'Bunlar bilinen şeyler, o zaman neden anlatıyorsunuz' diyebilirsiniz. Bütün bunlar biliniyor da, Peygamberi gerektiği gibi seviyoruz da neden hâlâ sıkışınca yalan söylüyoruz? Neden karşımızdakine güven telkin edemiyoruz? Yalanları pembe diye, beyaz diye sınıflandırdık ve maalesef ağzımızı yalana alıştırdık. O zaman nerede Muhammedi bir ahlak?” diye sözlerine devam etti.

Zülfikar hoca, “Bugün İslam toplumu olduğumuz halde huzurumuz yok. Müslüman coğrafyada her türlü zulüm var, kan var, göz yaşı var. Eğer bugün bu coğrafyada huzurumuz yok ise Peygamberi ne kadar sevip sevmediğimize bakmamız gerekir. Allah'ın bizden istediği bir hayatı mı yaşıyoruz, birilerinin bize dayattığı bir hayatı mı, yoksa nefsimizin istediği bir hayatı mı yaşıyoruz? İşte bugün Hz. Peygamberi her zamankinden daha çok anlamaya ihtiyacımız var” diyerek bu fevkalede sohbeti noktaladı.

Sohbetin ardından güzel bir dua etti Zülfikar hoca. Sohbetin etkisinden mi, yoksa duanın etkisinden mi bilinmez ama öyle bir “Amiinn” sesleri yükseliyordu ki caminin içinden, her nidasında aşk vardı, her nidasında şevk...

Her pazar olduğu gibi ruhumuzu doyurduktan sonra artık gelenek haline gelmiş çay ve simit ikramını caminin bahçesinde kabul ediyoruz. Sabahın ilk ışıklarıyla birlikte çaylarımızı yudumlarken emeği geçenlere de Allah razı olsun demeyi ihmal etmiyoruz...

 

Şakir Gönülce haber verdi

Güncelleme Tarihi: 02 Mayıs 2014, 14:02
banner25
YORUM EKLE

banner19

banner13

banner26