banner17

İslamcılık denildiğinde ne anlaşılıyor?

İsmail Kara geçtiğimiz günlerde verdiği bir konferansta İslamcılık düşüncesinin Türkiye’deki yansımalarından ve nasıl ele alındığından bahsetti. Mahmud Sami Mertoğlu notlarını aktarıyor.

İslamcılık denildiğinde ne anlaşılıyor?

24 Aralık Perşembe günü İstanbul Şehir Üniversitesi'nde “Türkiye’de İslamcılık Düşüncesi” başlıklı bir konferans gerçekleştirildi. Üniversitenin Davet Kulübü tarafından düzenlenen konuşma “İslamcılık Tartışmaları” konferans serisinin ikincisiydi. Prof. Dr. İsmail Kara hoca, yaptığı konuşmada genel hatlarıyla kaynaklarının 18. yüzyılın son çeyreğine uzanan İslamcılık düşüncesinin Türkiye’deki yansımalarından ve nasıl ele alındığından bahsetti.

Bizim bugün İslamcılık olarak adlandırdığımız düşünce ve hareket aslında sadece bu şekilde adlandırılmış değildir. Örneğin “İttihad-ı İslam” bunlardan sadece biridir. Bizim “İslam birliği”, Batılıların ise “Panİslamizm” olarak adlandırması da İslamcılığın bir adlandırmasıdır. İsmail Kara hocanın tespit ettiği kadarıyla İslamcılık 1913 yılında tedavüle girmiştir. Aynı yıllarda “İslamcılık” kavramının yanında “İslamlaşmak” da kullanılmaya başlanmıştır. Ayrıca Said Halim Paşa’nın da bir risalesi bu başlık altında Mehmet Akif tarafından Türkçeye tercüme edilmiştir. Yine aynı yıllarda Ziya Gökalp’ın “Türkleşmek, Muasırlaşmak, İslamlaşmak” kitabındaki başlık da 'İslamlaşmak'tır. Yeni, çağdaş, modern, modernist İslam düşüncesi gibi adlandırmaların hepsinin ideolojik olması veya bazı alanlara vurgu yapmasıyla beraber aslında bu adlandırmaların hepsi bize bugün İslamcılık dediğimiz süreci, hareketi ve fikriyatı ifade etmektedir. Psikolojik tarafının da olduğunu belirten İsmail Kara, bu kelimeyi hangi taraf kullanıyorsa buna çok olumlu veya olumsuz bir anlam veya değer yükleyebildiklerini vurguladı.

İslamcılık denildiğinde ne anlaşılıyor?

İslamcılık hareketini hem ülkemizde hem de diğer İslam ülkelerinde İslam tarihi içerisindeki “tevhid”, “ihya” ve “ıslah” hareketlerinin beklenebilir bir uzantısı olarak yorumlayan akımlar ve kişiler bulunmaktadır. Türkiye’de de İslamcılık hareketinin bir modern dönem hareketi olmasının aksine, zaman olarak modern dönem içinde de olsa aslında İslam tarihi içerisinde köklü bir geleneği olan, “İslam'ın kendi dinamikleriyle kendisini yenilemesi veya içinde bulunduğu şartları olabildiğince İslam'ın ana kaynaklarına doğru yeniden yorumlaması” olarak değerlendiren ilim adamları, İslamcılar vardır. Bunun yanında İslamcılık hareketini aslında İslam dünyasındaki modernleşme hareketlerinin bir uzantısı olarak değerlendiren ilim adamları bulunmaktadır.

İsmail Kara hocanın belirttiği üzere, hiç şüphesiz İslamcılık hareketi bunlardan biri öne alınarak ele alınıp değerlendirilebilir, fakat diğeri ihmal edilerek İslamcılık hareketi ele alınmamaktadır. Bunun sıhhat işareti olarak da “modernist damarı” görmek şartı olması gerekmektedir. Eğer bu damar ihmal edilirse, büyük olasılıkla İslamcılık hareketi ya ideolojik bir şekilde ele alınır ya da bir tarafa göz kapanır. Hoca, bu durumun ilimle, fikirle uğraşanların yapmaması gereken bir usül hatası olduğunu da belirtti.

İslamcılık hareketini İslam tarihi içerisindeki İslamlaşmayla veya selefi hareketlerle eşitlemek, eksikleri fazla olan bir düşüncedir. İslamcılık denildiğinde büyük ölçüde 19. ve 20. yüzyılda ortaya çıkan, bütünlüğü olan yeni bir İslam yorumundan bahsetmekteyiz. Dolayısıyla, İslamcılık düşüncesi ve hareketiyle bir zaman tayin etmekteyiz. İslamcılık düşüncesi özellikle Batılı araştırmacılarda ve Türkiye’de, İslam dünyasında olmakla beraber Batılı gibi düşünen müslüman aydınlar arasında siyasi bir hareket olarak adlandırılmaktadır. Bunun körlükten başka hiçbir işe yaramayan bir yaklaşım olduğunu belirten İsmail Kara, İslamcılığı siyasi bir harekete indirgemenin İslamcılık hareketinin anlaşılmaması olduğunu belirtti. Hiç şüphesiz İslamcılık hareketinin siyasi yönü önemlidir ve ciddiyetle ele alınır. Fakat bu, hareketin siyasete indirgenmesine cevaz vermemektedir.

Öte yandan yeni İslam yorumundan bahsedilirken “yeni” kelimesi felsefi manada modern ve hatta modernist bir İslam yorumuna tekabül etmektedir. Tüm bunlar, bütünlüğü olan yeni bir İslam yorumu olduğu gerçeği göz önüne alınarak farklı bakış açılarının vardığı farklı neticeler olabilmektedir.

İslamcılık aynı zamanda bir uyum hareketidir

İkinci işaret edilmesi gereken genel husus ise İslamcılık hareketinin ve düşüncesinin bir muhalefet hareketi olduğu kadar bir uyum hareketi olduğudur. Her ne kadar İslamcılık düşüncesinde Batıya karşı alınan eleştirel çerçeve karşısında muhalif bir damarın varlığı yadsınamayacak derecede olsa da, aynı zamanda İslam tarihi içerisinde oluşmuş olan din anlayışlarının, dini yorumların, İslami ilimlerin yorum biçimine de muhalif olmaya karşıdır. Bunun dışında “Emevi İslam'ı” adlandırmasının Osmanlı tarihi tasviriyle bağlantısı olduğunu belirten hoca, aslında Emevi İslam'ının, İslamcılık hareketinin İslam tarih tecrübesini büyük ölçüde paranteze alma, yeniden yorumlanma istikametindeki adlandırmalarından birisi olduğuna da dikkat çekti. İdeolojik açıdan önemli olduğu noktasını vurgulayan İsmail Kara hoca, Emevi İslam'ının daha köklü bir şekilde Türkiye’ye yerleşmesinin Ali Şeriati tercümeleriyle olduğunu belirtti.

Uyum damarı”na baktığımızda ise bunun en az muhalif damar kadar etkili olduğunu belirten hoca, belki de hareketin modern ve modernist taraflarının burada ortaya çıkacağını söyledi. Bu hareket aynı zamanda, örneğin Batılılaşmanın yeni bir yorumunu yaparak, modern Batıda ortaya çıkmış olan düşüncelerin, yaşama üsluplarını İslam'a mal edrek, İslam'a ait olduğunu söyleyerek uyum öngöröcektir. İslamcılık hareketinde aktüel iniş çıkışlar bulunmaktadır. Bazı zamanlarda muhalif damar etkisini gösterirken, bazı zamanlarda ise uyum damarı etkisini göstermektedir. Muhalefet ve uyumun sadece dış unsurlara, dışarıya karşı değil, aynı zamanda yaşamsal, kurumsal, kültürel olarak içeriye karşılığı da söz konusudur.

Türkiye’deki İslamcılık düşüncesi ve hareketi 3 Mart 1924 tarihine kadar İslam dünyasındaki İslamcılık'la iç içedir, hatta hocanın deyimi ile onların motorudur. Merkez ise İstanbul’dur. Belirli hareketlerle oryantalistler Türkiye’yi İslam dünyasının merkezinden çıkarmak istemektedirler. Fakat işin enteresan tarafı ise Türk akademik çevrelerinin, ilahiyat camiası da dahil olmak üzere, oryantalistlerin bu politikasını benimsemeleridir. Sol kesimin İslam tartışmalarını bir kenara atmak istemesi üzerine oryantalistlerin bu politikasını benimsediklerini belirten İsmail Kara, ilahiyat kesiminin de bu politikayı benimsemesinde milliyetçilik etkisinin olduğunu belirtti. Milliyetçilik ve ümmetçilik problemi Türkiye’deki İslam meselesini muğlaklaştıran unsurlardan biridir.

İslamcılık düşüncesinin problemlerini en çok takip edebileceğimiz dönem

3 Mart 1924 tarihinden sonra ise Türkiye, İslam'ı paranteze alarak kendisini paranteze almıştır. Böylece bu tarihten itibaren İslamcılık hareketi ve düşüncesi de artık başka kademelerden geçecek ve başkalaşacaktır. Bu tarihe kadar iki önemli dönemden bahsedebiliriz. Bunlardan biri “İttihad-ı İslam” başlığı altında toplayabileceğimiz dönemdir. Hatta tarihi 1908’e kadar çekmemiz mümkündür. Çünkü 1908 yılına kadar İttihad-ı İslam merkezli bir İslamcılık düşüncesi vardır. Bu dönemde İttihad-ı İslam, Vahdet-i İslamiyye, Tevhid-i İslam fikri gibi söylemler İslamcılık yerine kullanılmıştır. İttihad-ı İslam, Panİslamizm dediğimizde siyaset öncelikli bir kavramsal çerçeve olarak ele alınması yeterli değildir. Çünkü İttihad-ı İslam mezheplerin yakınlaştırılması, birleştirilmesi fikrini gündeme getirmektedir. Bunun dışında Sultan Abdülhamid de bu konuda önemli bir figürdür. Kendisi İttihad-ı İslam politikalarını takip etmiş, büyük ölçüde İslamcılık fikriyatını benimsemiştir ve modern mekteplerde takip ettiği dil eğitimi politikaları modern İslam düşüncesiyle uyumludur. Fakat İslamcıların siyasi görüşlerine ve meşrutiyet taleplerine karşıdır. Bu yüzden İttihad-ı İslam politikaları dönemi önemli bir İslamcılık dönemidir. Abdülhamid ile İslamcılar arasındaki gerilim alanı siyasi talepleriyle alakalıdır. Öte yandan Abdülhamid, din anlayışı itibariyle tipik bir modern İslam yorumuna sahiptir.

II. Meşrutiyet sonrası, İslamcılığın siyasi görüşler dahil olmak üzere bir bütün olarak ortaya konulduğu, tartışıldığı ve savunulduğu bir dönemdir. İslamcılık fikriyatının bütününün savunulması açısından yanlış olmayan bir yaklaşımdır. 1908 ile başlayan ve neredeyse 3 Mart 1924'e kadar uzatabileceğimiz dönem, Türkiye’de İslamcılık düşüncesinin ve hareketinin en verimli, etkili ve bugüne büyük bir miras ve birikim aktarmak açısından da en başarılı dönemi olarak kabul edilmektedir. Dolayısıyla İslamcılık düşüncesinin problemlerini en çok takip edebileceğimiz dönem de bu dönemdir. 3 Mart 1924 sonrası İslamcılık düşüncesi ve diğer düşünceler suskunluğa itilen, devredışı bırakılan, yasaklanan düşüncelerdir.

Konuşma sonunda akla takılan soruları cevaplandırarak muğlaklıkları ortadan kaldıran değerli hocamız İsmail Kara’ya teşekkürlerimi iletiyorum. Üniversite öğrencilerine hitaben yapılan konuşmada İslamcılık düşüncesinin ve hareketinin nereden, nasıl ve hangi etkiler vasıtasıyla geldiğini ve ne çeşit aşamalardan geçtiğini öğrenmiş olarak konuşma sonlanmış oldu.

 

Mahmud Sami Mertoğlu notlarını aktardı

Güncelleme Tarihi: 29 Aralık 2015, 11:25
banner12
YORUM EKLE

banner19

banner13

banner20