İslamcılık bir macera değil bir mecradır

Bursa'da bir konferans veren yazar Ramazan Kayan, Türkiye'de İslamcılık tartışmaları bağlamında İslamcılığın dününü ve bugününü anlattı. Ayşegül Sena Kara etkinlikten notlarını aktarıyor..

İslamcılık bir macera değil bir mecradır

 

 

Bursa Büyükşehir Belediyesi Kültür A.Ş. tarafından aylık periyotlar halinde İbrahim Paşa Kültür Merkezi’nde düzenlenen ve kamuoyu tarafından ilgiyle izlenen “Türkiye’de İslamcılık Tartışmaları” programına bu ay yazar Ramazan Kayan konuk oldu.

İslamcılığın geçmişini ve bugününü, İslamcıyı, İslamcılığı bekleyen tehlikeleri anlatan, geniş çerçeveli bir sunum yapan Ramazan Kayan sözlerine İslamcılık kavramına neden ihtiyaç duyulduğunu sorgulayarak başladı. Kendisinin de ilk olarak kavrama tereddütle yaklaştığını fakat "Galat-ı meşhur lisan-ı fasihten evladır" sözü gereğince bu sıfata ne anlam yüklediğimizin önemli olduğunu, maksadımızın bağcıyı dövmek değil, üzüm yemek olduğunu ifade etti. Kayan, "Kur'an'da Müslim, mümin, muttaki, mücahid gibi kavramlar kullanılıyor, Müslim hepsini içeriyor fakat diğer sıfatlar da farklı yönleri tamamlıyor. İslamcılık dendiğinde ise toplumdaki yozlaşmalar karşısında İslami duruşu, bilinci, direnci netleştiren gayretler kastedilir" diyerek konuya açıklık getirdi.

İslamcılık bir macera değil bir mecradır

"İslamcılığın alanı nedir?" sorusu ile konuşmasına devam eden Ramazan Kayan, İslamcılığın, Müslümanların İslam'la kopan ilişkilerini tekrar İslam'la temellendirmek için bir bakış, bir oluşun ismi olduğunu, ilk etapta siyasi, politik çağrışım yaptığını fakat sadece siyasi alanla ilgilenmediğini dile getirdi.

Özellikle 150 yıldır Müslüman zihindeki kırılma, algıdaki değişim yüzünden İslamcılığın daha ön planda olması gerektiğine dikkat çeken Kayan şunları kaydetti: "Bu mecraya Müslüman’ım diyen herkesin katkıda bulunması lazım. Ümmetin gelecekteki umudu, bu perspektif üzerinde gelişir. Kendi dünyamıza, özümüze, realitimize dönmenin adıdır İslamcılık. Batının İslami hareketleri sıfırlama, sonlandırma için başlattığı saldırılar bitmiyor. Soğuk Savaş sonrası İslam’ı hedefe koyan Batı, özellikle 11 Eylül saldırılarından sonra İslam’ın etkisizleştirilmesi, nesneleştirilmesi için faaliyetlerde bulunuyor."

İslamcılık kaç evrede incelenir?

Ramazan Kayan, İslamcılık tarihine baktığımızda üç evrede ele alabileceğimizi ifade etti ve bu evreleri anlattı. Birinci evre “Kriz dönemi”, 18. yy. sonları ile 19. yy. başları, Osmanlı’nın son yıllarını karşılıyor. Ümmet bütünlüğünü, devletini yitim noktasına girerken arayışların da olduğunu, Afgani, Abduh, Said Halim Paşa, Mehmet Akif gibi isimlerin, "Ortada devlet var; devleti nasıl kurtarabiliriz" sorusu üzerine kafa yorduğunu anlatan Kayan, bir tarafta Tanzimat’la başlayan Batılılaşma hareketleri, bir tarafta Türkçülük olduğu halde çözülmenin nasıl önüne geçilebilir konusunda gayret verdiklerini söyledi.

“Baskı dönemi” olarak adlandırılan ikinci evre, Osmanlı sonrası Cumhuriyet dönemidir. Sadece bizde değil tüm Müslüman dünyada ulusçu dikta rejimleri kurulduğunu, o baskılara direnen, bedeller ödeyen İslamcılığın, devlet kurma girişimleri de olduğunu anlatan Ramazan Kayan şunları nakletti: "Bu dönemde Pakistan'da Muhammed Ali Cinnah ve Muhammed İkbal'in çabalarını görürüz. Pakistan İslam Cumhuriyeti kuruldu fakat tüm ümmet için kucaklayıcı olmadı; ulus devlet formatında oldu, uzun ömürlü olmadı. Afganistan ise Sovyetlere karşı onurlu bir direniş gösterdi fakat sonra iktidar Müslümanlara geçince sınavı veremediler. Hizipçi, mezhepçi kalıba büründüler, var olan gücü birbirlerine karşı kullandılar, sonuç hayal kırıklığı oldu. İran'a baktığımızda, göz kamaştırıcı bir devrimden sonra içine kapan ve yüzünü tamamen Şia'ya dönen, Şia ile kendini sınırlayan bir devlet görürüz. Sudan örneğinde ise, oradaki İslamcılar da kendini sünnilik ile sınırlamıştır."

Ramazan Kayan'a göre üçüncü evre “Yeni dönem” olarak adlandırılır; bu dönemde göze çarpan anlayış, "Devlet kurmaya gücümüz yetmiyor o halde devleti, statükoyu değiştirelim; sistem içi mücadele edelim" anlayışıdır. Kayan, maalesef ümmet için örnek olacak sınav verdiğimizi söyleyemediğimizi, Türkiye’de bazen “Misak-ı Milli”ci anlayışlar yüzünden tüm coğrafyayı kucaklayamadığımızı, sıkıntıların, zorlukların, çelişkilerin olduğunu dile getirdi.

Yakın dönemde Arap dünyasında yaşanan halk hareketlerine değinen Ramazan Kayan, bu hareketleri saf İslamcı hareket olarak niteleyemediğini, ancak süreç içinde bayrağı İslamcıların ele aldığını; hareket Müslümanların lehine renk alınca, Batı dünyasının bunu etkisizleştirmek için, Mısır örneğinde olduğu gibi, her yola başvurduğunu anlattı. Kayan, Batı’da “cihad” kavramının terörle özdeşleştirildiğini, kimi zaman bu anlayışa koz verdiğimizi, Suriye'de İslam adına, silahlarını diğer İslami gruplara çevirenlerin varlığının, olaya nereden bakmamız gerektiğini zorlaştırdığına dikkatleri çekti.

Kalbi mümin, aklı seküler

İslamcılığın ne olup ne olmadığına değinen Ramazan Kayan şunları anlattı: "İslamcılık dönemsel değil, bir dünya görüşüdür. Tüm dünya için kurtuluştur. Modernizme bir cevaptır. Diğer ideolojilerden en büyük farkı aşkınlığıdır. İslamcılığı bekleyen tehlike aşırı siyasallaşma, politize olmadır. Biz dünya ahiret felahı için yola çıkıyoruz. Bunu kaybedersek seküler oluruz. Hayatında, siyasetinde, sanatında, sermayesinde ahiret olmalı İslamcının."

İslamcılığın arındırıcı (ahlaki) boyutuna vurgu yapmamız gerektiğini söyleyen Ramazan Kayan ilgi uyandıran sorularıyla konuşmasına devam etti: "Kur'an ıslah, irşad inzar, ihya, tecdid üzerinde durur. 'Sizler insanlık için çıkarılmış hayırlı bir ümmetsiniz. İyiliği emreder kötülükten alıkoyarsınız!' buyurur ayet. Peki, bizim insanlığa yönelik bir projemiz, bir derdimiz var mı? İslamcı, kendi için yaşamayan, yaşatmak için yaşayandır. Bizzat hayatın içerisinde hayatı yeniden kurmalıdır. Abdullah olmanın gereği bu, vahyin gereği budur."

İhtiyacımız olan unsurları anlatan Ramazan Kayan, sadece bilgi yüklü olmayan, muttaki aydınlara, ilimle kendini sınırlamamış mücahid âlimlere, doğruyu yanlışı gören feraset sahibi basiretli kadrolara, her türlü aşırılıktan, iftrat ve tefritten uzak mutedil bir kitleye ihtiyacımız olduğunu, bu şekilde İslamcıların başını çektiği dirilişin mümkün olacağına vurgu yaptı.

İslamcılığı bekleyen tehlikeler başlığında Ramazan Kayan'ın anlattıklarından aldığım notlar şöyle:

1) Marjinalleşme: Tekfirci, itici, kendi grubu dışında kimseye hayat hakkı tanımayan yapı.

2) Ilımlılaşma: Ilımlı, omurgasız, kemiksiz, tepkisiz, muhalif damarı sökülmüş bir İslam. Mevlana, Yunus Emre üzerinden dünyaya pazarlanıyor.

3) Sekülerleşme: İslam'ın sonsuz hayata bakan yönü es geçiliyor. Hâlbuki Kur'an-ı Kerim'de iki kavram öne çıkar: tevhid ve kıyamet. Tarihi incelediğimizde Yahudiliği, Hıristiyanlığı, devletleri bozan en önemli faktör dünyevileşmedir.

4) Popülerleşme: Halkın beğenisini kazanmak, rakamlar, puanlar değerlerin önüne geçiyor.

Son olarak “İslamcıyı bekleyen tehlikeleri” maddeleştiren Ramazan Kayan bu konuda şunlara dikkat çekti:

1) Dinde laubalilik: İslam'la ilk tanıştığımız günlerdeki heyecanımızın ve hassasiyetimizin zaman içinde kaybolduğunu görüyoruz. Dini yorumlamada laubaliyiz; yani dinle ilgili bir konu olunca herkes yorum yapar, dindarlığını tartışmaya cevap verme oranında ispatlayacaktır çünkü. Fıkhı yorumlamada laubaliyiz, google’dan bile istediğimiz fetvayı bulabiliriz. Ameli hayatta laubaliyiz; esnaf namazı denen bir namaz var, vakit namazını diğer vakit girmeye ramak kala kılmak. Haram helal noktasında laubaliyiz; eskiden günah bizi düşündürürdü, şimdi günahta cesaret kazandık; artık günah kavramı bizi korkutmuyor. Kadın erkek ilişkilerinde laubaliyiz; kadınlaşan erkekler, erkekleşen kadınlar var. Kadın aktif olacak ve afif kalacak. Bu çağda gömleği arkadan yırtılanlardan olursak Allah, Mısır'ın hazinelerini Hz. Yusuf'a verdiği gibi bir gün gelir bu ülkenin iktidarını da bize teslim eder.

2) Dinde görünürlülük: Gösteriş, göze girmek, gövde gösterisi, riya, reyting piyasanın en çok kabul gören kavramları.

3) Dinde şekilcilik: İçerik gidiyor, kalıp kalıyor. Kalıp bizi kurtarmayacak. Sakalın tesettürün altında nasıl bir kalp var, ihlâs var ona bakacak Allah.

4) Dinde dünyevileşme: İslamcı’nın en büyük handikapı. Neden davanın ağırlığını omuzlarımızda daha fazla hissetmiyoruz? 80’li ve 90’lı yıllarda engellenen konumundayken şimdi erteleyen olduk. Fatura sadece bize çıkartılabilir.

5) Dinde bireyselleşme: Cemaat ruhu, kardeşlik ruhu zayıflıyor; liberalizm üzerinden gelen bireycilik bizi vuruyor.

6) Dinde aşırılık: Vasat, mutedil bir ümmet olmalıyız. İslam ibadette bile aşırılığa izin vermiyor.

7) Dinde donukluk: “İctihad kapısı kapalı!” anlayışı yüzünden kafa yormamak, kaç asır öncesinde kalıp bugüne gelememek. Fakat buradan herkesin müctehid kesilmesi kastedilmiyor.

8) Dinde derinliksizlik: Bir şey ileri sürüyorsak bunu temellendirmemiz lazım, bu Allah'ın dini. İslam'ı tebliğ ederken ağzımızdan çıkan her sözün bilincinde olmalıyız.

9) Dinde taklitçilik: Dini idrak noktasında çaba sarfetmeli, tefekkürden uzak kalmamalıyız.

Oldukça verimli geçen, dinleyicilerin yoğun ilgisinin olduğu programın sonunda Ramazan Kayan, Türkiye Müslümanlarının bu tehlikeleri aşacak birikime, enerjiye, zemine sahip olduğunu söyledi. Bu birikimlerimizi, geldiğimiz noktayı bir mektebe dönüştürmeliyiz ki bizden sonraki nesiller de bizim kaldığımız yerden inşa sürecini tamamlamalılar diyerek sözlerine son verdi.

 

Ayşegül Sena Kara dinledi

Yayın Tarihi: 24 Mart 2014 Pazartesi 11:44 Güncelleme Tarihi: 24 Mart 2014, 17:21
banner25
YORUM EKLE
YORUMLAR
Rumeysa
Rumeysa - 7 yıl Önce

Bizlere günümüzdeki popüler tartışmalara, özelde İslamcılık mı İslamlılık mı tartışmalarına karşı ne şekilde bir tutum sergilememiz gerektiğini açıkladı. Bizlerle paylaşan Ayşegül kardeşim başarılar dilerim. Çok güzel bir yazı olmuş.