İslamcılar neyi sormalı, nelere kafa yormalı?

Sosyolog yazar Abdurrahman Arslan, Bursa Büyükşehir Belediyesi Kültür AŞ'nin konuğu oldu. Ayşegül Sena Kara yazdı.

İslamcılar neyi sormalı, nelere kafa yormalı?

 

 

Bursa Büyükşehir Belediyesi Kültür AŞ’nin İbrahim Paşa Kültür Merkezi’nde düzenlediği konferansta, bu ay sosyolog yazar Abdurrahman Arslan konuşmacıydı. Arslan, “Türkiye’de İslamcılık Tartışmaları” adıyla her ayın üçüncü çarşambası düzenlenen program çerçevesinde Bursalılara hitap etti.

İslamcılık bitti diyenler, tarihin sonuna geldik diyenlerle aynıdır

Abdurrahman Arslan, geçmişten bugüne İslamcılığın macerasını anlattığı konuşmasına, kimi çevrelerin, “Müslümanlar rahata, konfora erdi ve İslamcılık bitti!” sözlerine karşı çıkarak başladı. İslamcılığın çok ilgilendiği bir konu olmadığını, ne zaman ki, “İslamcılık bitti!” dediklerinde, bu konuyu düşünmeye başladığını söyledi. Yazar, bu naraların, “Tarihin sonuna geldik, bu liberalizmin zaferidir!” diyenlere ait olduğunu belirterek, liberal düşünceyi kabul etmediğimizi, dolayısıyla bizim kabul etmediğimiz bir paradigma ile “İslamcılık bitti!” diyenlerin iddiasının geçerli olmayacağını söyledi.

İslamcılığın kendini restore etmesi gerektiğini vurgulayan Abdurrahman Arslan, konuşmasında şunlara dikkat çekti: “21. yüzyılın şartları içinde İslamcılık kendini yeniden inşa etmelidir. Yeryüzünün mazlumları için bile, İslamcılık bir yere gitmemelidir. Zulüm kokan 21. asra kim hayır diyecek? Diyen var da biz mi duymuyoruz? 20. asrın devamı gibi görünse de, 21. asır farklıdır. 20. asır, pozitivizme inanıyordu. 21. asırda ise izafiyet var, herkes kafasına göre takılabilir. Bu temel bir ayrım noktasıdır. Her şey izafileştiğinde ortada hakikat namına bir şey kalmaz. Bu kültür, ne yazık ki Müslümanlara da sirayet etmektedir.”

Yazar konuşmasında, masum gibi görünen fakat bizim düşüncemizle taban tabana zıt olan kimi sözlere dikkatimizi yöneltti. “Ayrımcılığa karşıyız!” cümlesi bunlardan biri. İslam’ın adaleti üzerinden konuşmanın başka bir şey olduğunu, eşitlik üzerinden konuşmanın ise bambaşka olduğunu; adaletin mümin kul tarafından tanımlanan bir şey olmadığını ifade eden Arslan, “Bu ikilik, zihnimizde çok karışmış bir vaziyettedir” diyerek, dinleyicileri “adalet ve eşitlik” kavramlarını düşünmeye davet etti.

İslamcılık; ortaya çıkan duruma uyum meselesi midir, nefsi müdafaa mıdır?

Abdurrahman Arslan’a göre, İslamcılığın bir yüzü İslam’a dönüktür; bir yüzü de, onun varlığını tehdit eden dünyaya dönüktür. İslamcılığın kendisi üzerinden düşünmesi, “Nereden geldim; nereye gidiyorum”, “Başlangıçtaki amaçlar neydi; şimdikiler ne?” sorularını sorması gerektiğini anlatan yazar, şu sözlerle konuşmasına devam etti: “2 asırdır Müslümanlarla Batı arasında ciddi bir gerilim var. İslam’la Hıristiyanlık arasında gerilim olarak gösteriliyor. Hâlbuki İslam’la modernlik arasında bir gerilim var. Hıristiyanlıkla da modernlik arasında gerilim var. Bütün kadim gelenekler, dinler bu ‘modern’ denilen şeyle çatışma içerisinde. Hiç bir düşüncede, dinde tevhid inancı yok. Tevhid, bizim kul olarak Allah ile ilişkimizi de düzenler. Modernlik, tevhide karşı olarak doğmuştur. Çünkü bu düşünce, Tanrı’yı, insanı dinlerin tanımladığı yerden aşağıya indirmiştir. Modernlikle uyuşmamız mümkün değildir. Modernlik; Tanrı’nın, insanın yerini, konumunu, görevini değiştirmiştir. İslamcılığın görevi modernlikle hesaplaşma mücadelesidir."

İslam, kendi paradigmasına karşı olan tüm değişimlere karşıdır

Her değişimin, bizim görüşümüzde meşru olmayacağını söyleyen Abdurrahman Arslan, öznesi olmayan emperyalizmle karşı karşıya olduğumuzu, modernliğin taklit ve tüketim ilişkisi içinde küreyi değiştirdiğini anlattı ve şu ilginç örneği verdi: “Batı, 6 aylığına innovasyon yapmaktan vazgeçse tüm dünya krize girer. Özellikle Çinliler her şeyi taklit ettiği için, en büyük krize onlar girer. Batı’dan gelen bu uygarlık, bütün dünyayı sardı. Yazılı tarih içinde benzeri yok bunun. Olumlu da baksanız olumsuz da, tarihsel biricikliği olma özelliğini değiştiremezsiniz.”

İslamcılığın 21. asrı anlayamadığını, tatmin edici tahlillerde bulunamadığını ifade eden Arslan, sorunlardan birisinin bu olduğunu söyledi. Düşmanın silahlarını alarak nefsi müdafaa oluşturmak istediğini, fakat bu silahların kendisini dönüştüreceğini hesap edemediğini ve dolayısıyla karşı çıktığı muhalifin dünyayı anlamlandırma, düşünce, yaşama biçimi gibi birçok konuda kopyası olduğunu dile getirdi. Yazar, onlar gibi olmak istediğimizi şu örnek üzerinden anlattı: “Afrikalı, İngilizce konuştuğu zaman kızıyoruz; ama Türkçe konuşunca zevkten dört köşe oluyoruz.”

Yazara göre Müslüman’ca dünyaya bakabilseydik, dünyayı daha iyi tahlil ederdik ve yalnız bizim için değil, diğerleri için de bir ışık olurdu bu. “Boşanan ve evlenen çiftlerin sayısı eşit ise, bu mesele İslamcılığın kafa yorduğu bir mesele olmalıdır; eğitimde sıkıntılar varsa, İslamcılık bunu düşünmek durumundadır” diyen yazar İslamcının; hariçten gelen müdahale karşısında düşünen, tepki veren insan olduğunun altını çizdi.

İslam’a ait kavramları modern akılla yorumluyoruz

İslam’dan çok modernliğin ideallerine sahip olduğumuzdan yakınan Abdurrahman Arslan, “Müslüman zihninin kıblesi kaymış durumda…” dedi. Araçların ve amaçların gözden geçirilmesi gerektiğini anlatan yazar, “İslam, nasıl bir sosyal dünya kurmak istiyor? İslam, bizim geleceğimizi nasıl kurmamızı istiyor?” soruları üzerinde düşündürdü. “Uzun emeller yapmayın!” hadis-i şerifini hatırlatan Arslan, bu durumda iktisadi kalkınma, ilerleme vs. gibi devlet hedeflerini nasıl yorumlayacağımızı sorguladı. Dinleyicilerin yoğun ilgiyle takip ettiği program, sorular ile devam etti.

 

Ayşegül Sena Kara dinledi

 

Güncelleme Tarihi: 21 Aralık 2013, 23:21
banner25
YORUM EKLE

banner19

banner13