İslam'a bakışı Nurettin Topçu'yu özgün kılar

Türkiye Yazarlar Birliği’nin bu yıl beşincisini düzenlediği “Ustalara Saygı” konulu edebiyat festivalinin ikinci gününde Nurettin Topçu konuşuldu. Programın notlarını, Sıbgatullah Bostancı aktarıyor.

İslam'a bakışı Nurettin Topçu'yu özgün kılar

 

Türkiye Yazarlar Birliği’nin bu yıl beşincisini düzenlediği “Ustalara Saygı” konulu edebiyat festivalinin ikinci gününde Nurettin Topçu konuşuldu. Nurettin Topçu’da ahlak anlayışı, Topçu’nun idealleri ve moderniteye eleştirileri hakkında tebliğlerin yapıldığı programda, Doç. Dr. Rıdvan Canım, Dr. Mehmet Sılay, Sosyolog Ergün Yıldırım ve Yazar Mehmet Doğan söz aldı.

Festivale Atatürk Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’nden katılan Doç. Dr. Rıdvan Canım, konuşmasının başında, Nurettin Topçu’nun İsyan Ahlakı adlı doktora tezinden bahsetti. “İsyan ve ahlak mefhumları yan yana gelmesi zor mefhumlar gibi gözükse de, Nurettin Topçu bunları bir arada kullanmaktan çekinmemiş; bunları kullanırken sloganlaştırma amacı da gütmemiş, yaptığı sentezin hakkını fazlasıyla vermiştir” dedi.

Kim okuyacak ki…

İsyan Ahlakı adlı tezin tercüme çalışmalarına da değinen Canım şunları söyledi: “Eserin orijinal adı “Conformisme et Revolte”dur ve aslı Fransızcadır. Türkçeye tercüme edilmesi için üstadın yanına gidildiğinde, “kim okuyacak ki” diyerek Türk halkının bu konulara ilgisizliğinden duyduğu kaygısını dile getirmiştir. Bunlara dayanarak söyleyebiliriz ki, Nurettin Topçu ahlâklı ve asil bir asidir.”

Konuşmasını Cumhuriyet dönemi mebuslarından Erzurumlu Hüseyin Avni ve onun çalışmaları muvacehesinde genişleten Canım, Hüseyin Avni’nin halkın içinden birisi olduğunu söyledi.

Ben köylüyüm ve bütün ilhamımı da köylüden alırım

Hüseyin Avni’nin Erzurum Kongresi’nin düzenlenebilmesi için verdiği uğraşlardan ve mebusluğu dönemindeki meclis konuşmalarından da bahseden Canım, Hüseyin Avni’nin meclisteki bir konuşmasında kürsüden, “Ben köylüyüm ve bütün ilhamımı da köylüden alırım!” diye haykırışını hatırlattı. Nurettin Topçu’nun Hüseyin Avni için, “Atatürk o meclisin aklı ise, Hüseyin Avni de aşk ve heyecanıdır; Atatürk meclise otoritesiyle hükmeder, Hüseyin Avni ise insanların kalbine hükmeder!” dediğini söyledi.

Hüseyin Avni ile ilgili bir hikâyecik daha aktaran Canım, “Meclis çalışmalarını ve mebusları eleştiren bir gazetenin kapatılması gündeme geldiğinde Hüseyin Avni kürsüye koşar ve bu zihniyetle demokrasinin asla yerleşemeyeceğini haykırır. Topçu bundan dolayı Hüseyin Avni’yi demokrasi aşığı olarak niteler ve ona taparcasına âşıktı der” dedi.

Rıdvan Canım’dan sonra “Nurettin Topçu’nun İdeali” başlıklı sunum için söz sırası Mehmet Sılay’da idi.

İstanbul’da kaç tane hoca var ki?

Konuşmasına N. Topçu ile tanıştığı günü anlatarak başlayan Sılay “Nureddin Topçu ile Emin Işık Ağabey vesilesiyle tanışmıştım. Bir gün Emin Ağabey, ‘Gel seninle hocayı ziyarete gidelim,’ dedi. Ben de, ‘Hangi hoca yahu?’ diye sorunca Emin Ağabey de, ‘İstanbul’da kaç tane hoca var ki?’ dedi ve o zaman beni alıp üstad’ın yanına götürdü. Topçu ile bu vesileyle tanışmış oldum” dedi.

Beklemeyin, kalemi elinize alın ve yola düşün

Nurettin Topçu ile bulundukları fikir meclislerinden de bahseden Sılay şunları söyledi: “Ezel Erverdi, Kayserili Mehmet Doğan ve Ebubekir Erdem’in çabalarıyla Anadolu Fikir Derneği kurulmuştu. üstad, bazen oraya gelirdi ve fikir sohbetleri yapılırdı. Topçu bize, ‘Sayıca çok olmayı ve uzmanlaşmayı beklemeyin; kalemi elinize alın ve yola düşün!’ derdi ve bunun için bize bir yol da çizerdi. ‘İlk aşamada on okuyun bir yazın, sonra on yazın bir yayınlayın, daha sonra da on yazar on yayınlarsınız!’ derdi. O zamanlar ofset matbaalar yoktu, tipo vardı. Ben de, tabiri caizse, ayak işlerine bakar; üstadın yazılarını matbaaya götürüp getirirdim. Bu işi büyük bir iştahla yapardım. Yeni yazıları heyecanla bekler, üstadın yazılarını kurtarıcı olarak görür ve bir an önce yayınlanması için koştururdum. Hemen yayınlansın da ülke bir an önce kurtulsun diye düşünürdüm.”

Topçu, Said Nursi ile nasıl tanışır?

Galatasaray Lisesi’nde muallim iken yaşadığı bir olay yüzünden İzmir’e sürgün edilmişti. Kendisi Hareket Dergisi’nin ilk sayısını da burada çıkarmıştır. Dergideki yazılarından ötürü soruşturma geçirir ve acilen başka bir ile tayini istenir. Bu defa Denizli’ye sürgün gider. Takdir-i İlahidir ki bu vesileyle Denizli’de Said Nursi ile tanışır. Denizli’de, şehir otelinde görüştükleri bir akşam Said Nursi Topçu’ya “Denizlili muallimlere kızgınım, altmış iki medrese vardı, hepsi kapatıldı!” diyerek medreselerin kapatılmasından duyduğu büyük üzüntüyü dile getirir.

Konuşacaklarımız bunlardan ibaret

Üstadın kendisine özgü bir tarzının olduğunu, bazı konularda onu ikna edebilmek için çok uğraş verdiklerini de söyleyen Sılay, üstad ile yaşadığı bir hatırasını aktardı: “Nurettin Topçu’yu, Mehmet Akif ile ilgili bir konferansa davet etmişlerdi. Ben de dinleyici olarak salonda hazır bulunuyordum. Konferans vakti geldi, üstad kürsüye elinde Safahat kitabıyla çıktı. Kitabın arasında birkaç yere kâğıt yerleştirmişti. Sırasıyla o bölümleri açıp okudu. Bitirince de bu günlük konuşacaklarımız bundan ibaret dedi, selam verip salondan ayrıldı.”

Mektepler açıldıkça medreseler gidecekti

Programda, Nurettin Topçu’nun moderniteye bakışını ve muhalif tavrını anlatmak üzere söz alan Prof. Dr. Ergün Yıldırım konuşmasına, moderniteyi tanımlayarak başladı. Modernitenin, sadece Frankfurt Okulu’nun tartıştığı gibi ya da sadece postmodernitenin tartıştığı gibi yabancılaşmayı, egoizmi getiren bir şey olmadığına dikkat çeken Yıldırım, “Modernite bizim tarihsel varlığımızı, kültürümüzü, coğrafyamızı silen onu görmezlikten gelen, ona tahakküm etmeye çalışan akımdır. Nitekim mektepler açıldıkça medreseler gidecek, dergâh ve tekkelerimiz kapanacaktır. Reddi miras da, tarihin yok sayılması da, altı yüz yıllık Osmanlı’nın reddedilerek Orta Asya’ya gidilmesi de modernite ile gelen sorunlarımızdır” dedi.

Niçin sorusunu sormak insanı yalnızlaştırır

Topçu’nun moderniteye bakışı ve ona dair sorgulamalarıyla özgün bir konum teşkil ettiğini belirten Yıldırım şunları söyledi: “Kimi aydınlar çözümü Batı’nın ilminde ararlar. Batı’nın ahlakıyla ilmini tefrik yoluna giderler ve ilmine talip olurlar. Kimileri Batı’yı bütünüyle kabullenirler. Topçu ise bu ayrımdan önce moderniteyi anlamayı ister ve onu sorgular. Sorunlara bakışı, niçin sorusunu sorabilmesi; sorunlara topyekûn çözüm arayışında olması ve bununla birlikte İslam’a bakışı Nurettin Topçu’yu özgün kılar. Niçin sorusunu sorabilmek zordur ve insanı yalnızlaştırır. Topçu da zaten mistik bir kişiliğe sahiptir.”

Türkiye’de modernizm ve yabancılaşmaya yöneltilmiş diğer eleştirilere de değinen Yıldırım, “Modernitenin özellikle eleştirel bakış açısıyla gündeme gelmesi 1970’lerin sonlarına doğrudur. Çünkü Frankfurt Okulu’nun ve 68 kuşağının etkisi bu tarihlerde Türkiye’ye yansır. İslam ve modernite tartışmasına İsmet Özel’in ‘Üç Mesele: Teknik, Medeniyet, Yabancılaşma’ kitabında yer verildiğini görüyoruz. Yabancılaşma ve teknik Frankfurt Okulu’nun en çok tartıştığı ve eleştirdiği modernite temalarıdır. Yine doksanlı yıllarda Ali Bulaç, ‘Din ve Modernizm’, ‘Nuh’un Gemisine Binmek’ gibi kitaplarda eleştirel bir tutumla İslam ve modernite ilişkilerini tartışır. Ama büyük ölçüde yine postmodern paradigmadan etkilenir. Nurettin Topçu ne Frankfurt Okulu'ndan ne de postmoderniteden etkilenmiştir. Bu coğrafyanın merkezinden, tarihinden bakarak moderniteyi eleştirir. Bunun için Mevlana der, İbn-i Arabî der, Yunus Emre der” dedi.

Sosyoloji modernite misyoneridir

Topçu’nun modernitenin toplum tasarımına ve inkılâpçı tavrına ciddi eleştiriler getirdiğini de belirten Yıldırım, üstadın sosyolojiyi klasik dönemde bir modernite misyoneri olarak tanımladığını söyledi. Durkheim’in bu tanıma uyan en önemli aktörlerden birisi olduğuna değinen Yıldırım, “Topçu, sosyolojiyle ilgili çalışmalarında Durkheim’i ciddi şekilde eleştirir, sosyolojinin insanı İslam’ın cemaat anlayışına muarız bir şekilde bireyselliğe sürüklediğini söyler. Modernitenin inkılâpçı tavrını da eleştirir ve aydınları bu noktada ikiye ayırır. Falih Rıfkı’yı, Ali Kılıç’ı inkılâpçı aydınlar olarak nitelerken, Ali Şükrü’yü, M. Akif Ersoy ve Hüseyin Avni Ulaş’ı bunların karşısına koyar. Yine modernitenin taklitçiliğini eleştirir ve bilim bile cemiyetimizin ilim ve irfan anlayışından uzak bir şekilde antika eşya gibi alındı der” dedi.

Hayata uymak yerine hayatını Hakka uydurmak

Panelde son olarak TYB Şeref Başkanı Mehmet Doğan söz aldı. Nurettin Topçu’yu, “hayata uymak yerine hayatını Hakka uydurmaya çalışan adam” olarak tanıtan Doğan, Topçu için, “Cumhuriyet döneminin belki tek fikir adamıdır. Bizim aydınlarımız fikir ve edebiyatı, şiiri genelde birlikte yürütmüşlerdir ancak Nurettin Topçu gerçek bir düşünce adamıdır; bununla birlikte fikirlerini edebi bir şekilde ifade etmesini de bilmiştir” dedi. Topçu’nun kişisel özelliklerinden ve prensiplerinden de bahseden Doğan, üstadın siyaset ve aktüalite ile iç içelik istemediğini, etrafına kalabalıklar toplamak ve kitleleri peşinden sürüklemek arzusu içinde olmadığını belirtti. “Onun tarzı hiçbir zaman bu olmamıştır, yalnızlığı tercih etmiştir ve sade bir hayat yaşamıştır. Siyaset ve aktüalite ile iç içe olmak istememiştir” dedi.

İsyan, Allah’a yaklaştırır

Yazılarında zamanın cilalanmış bütün mefhumlarına, muhalif tavır sergilediğini anlatan Doğan, Topçu’nun dergisinde yayınladığı ilk makalesinde ilmin Batı’nın siyasi hegemonyası altında olduğunu ve Batı’nın Rönesans gücünün kalmadığını açıkça söylediğini belirtti. Topçu’nun eserlerinde yer verdiği isyan, sosyalizm ve sonsuzluk mefhumlarına da açıklık getiren Doğan, “İsyan kelimesi bizde, biraz da dini hassasiyetler sebebiyle yanlış anlaşılmaktadır. Nurettin Topçu’ya göre isyan Allah’a yaklaştırır. Onun isyanı tevhidi iradenin dışındaki iradeleredir ve başka iradelere isyan da insanı Allah’a yaklaştırır. Yine üstadın sosyalizm ve isyan söylemleri zamanında sağ camiada hoş karşılanmadı. Ancak 28 Şubat sonrası dönemde hocanın bu söylemleri sahiplenilmişti ve kitaplarına teveccüh artmıştı” dedi. Sonrasında Topçu’nun eserlerinden bazı bölümleri dinleyicilere aktardı.

Kurtulmak için kurtarıcı olmaktan başka yol yoktur

“Büyük adam adı büyük irade taliplerine verilir. Ahlaki davranışların hedefi sonsuzluk olmalıdır. Bütün büyükler, büyük olan isteklerini sonsuzluktan istemişlerdir. Sonsuzluğu istemeyi bilmeyen nesiller yetişiyor, bugün gençlerimizin yüzlerinden silinip kaybolan irade sonsuzluk iradesidir.”

“Kurtulmak için kurtarıcı olmaktan başka yol yoktur. Ya başkaları için yaşayacaksınız ya da başkalarını kendi yaşayışınız uğrunda kullanacaksınız. Birinci yolu seçmek için, insana kalp lazımdır. İkinci yol, hayatı koruma içgüdüsünün yarattığı, kalbe düşman zekânın yoludur.”

 

Sıbgatullah Bostancı yazdı.

Güncelleme Tarihi: 21 Kasım 2013, 13:50
banner25
YORUM EKLE

banner19

banner13