İslam Üniversitesi olur mu?

Batı'nın ortaya çıkardığı kavram ve kurumlar kendi temelinde Batı felsefesini taşımaktadır.

İslam Üniversitesi olur mu?

Bilgi iktidardır

Bilgi ile iktidar arasındaki muhkem ve kadim ilişkiye dikkat çeken Michel Foucault ‘Bilgi iktidardır.’ demişti. Gerçekten de kendini görünür kılmak isteyen tüm iktidar formları, sosyal-fiziki gerçeklikten önce felsefi zeminde kendini tahkim eder. Epistemolojinin imkânı paradigmaya güç verir ve bu güç nispetinde ontolojik sağlamlık inşa edilir.

25413Akademisyenler: Modernitenin ruhbanları

Müslümanların Batı dünyasıyla olan ilk entelektüel karşılaşmalarının ardından güçlü çıkanlar Müslümanlar olmuştu. Bunun nedeni Müslümanların Batıdan aldıkları bilgiyi dönüştürerek ona kendi kimliklerini verebilmeleriydi. Fakat bu cümlenin çok kışkırtıcı ve bir o kadar da zor olduğunu söylemeliyim. Zira Müslümanların Batı dünyasıyla olan ikinci karşılaşmalarının ilkiyle aynı şekilde sonuçlanmadığını bilmemize rağmen hala birçok Müslümanın, modern paradigmaya ait araçların/aygıtların başına İslamî ekini getirerek onları meşrulaştırdığına –en azından meşrulaştırmaya çalıştıklarına- şahit olmaktayız. Bunun böyle olmadığını, aslında bizim paradigmamıza ait olmayan araçları iç rahatlığıyla kullanamayacağımızı bilmemiz gerekir. Çünkü her aracı içeriklendiren, ona anlam veren hiç kuşkusuz ona sahip olan paradigmadır. Modernitenin ruhban sınıfı da diyebileceğimiz akademisyenler ile akademisyenlerin bilgiyi hâsıl ettikleri mekân olan ‘Üniversite’ bu konuda çok güzel örnekler olarak önümüzde duruyor.

25414Üniversite kilisedir!

Her şeyden önce ‘Üniversite’nin ‘Medrese’den farklı olduğu söylememiz gerekiyor. Hoş, bunu herkes söylüyor da çoğu kimse bu farkın nereden kaynaklandığını, hangi bilginin hangi yöntemle nasıl hâsıl edildiği üzerinde durmuyor.

Modern üniversitelerin kökeni, Avrupa’nın her yanından gelen öğrencilerin okuyabildiği studium generale (genel eğitim kurumu) adlı ortaçağ okullarına dayanır. İlk studiumlar, kilise görevlileri ve keşişlere, katedral ve manastırdan daha ileri bir eğitim verme çabalarının ürünü olarak ortaya çıktı. Bu okulları öbür öğretim kurumlarından ayıran başlıca fark, yabancı ülkelerden getirilen bilim adamlarının da ders vermesiydi. Zaman içerisinde gelişerek, 13. yüzyılda bazı studiumların birleşmesiyle, yönetim işlevleri belirlenmiş universitas studium adlı kuruluşlar ortaya çıktı. Bu kurumlarda çalışan akademisyenlerin ruhban sınıfıyla aynı sosyal-siyasi haklara sahip olduğu yani aynı sınıfta bulunduğu tarihin aktardığı gerçekler arasında. Ardından bu kurumlar, hem erken dönem modernleşmesiyle hem de sanayi kapitalizmi ile beraber yerini modern üniversiteye bıraktı. Modern dönem öncesinde kilisenin himayesinde olan üniversite, pozitivizmin kilise iktidarını sarsması ve yerini alması neticesinde kilisenin bıraktığı kurumsal boşluğu doldurdu.

Bilginin kaynağı: Vahiy değil rasyonel akıl

Üniversite için bilginin kaynağı rasyonel akıldır. Pozitif bilimin, varlığın meşruiyeti için öne sürdüğü laboratuvara sokma koşulu, aklın almadığı/alamadığı şeylerin varlığını düşünmeyi akılsızlık saymak anlamını taşıyor. Hakikati fizik gerçekliğe indirgeyen ya da hapseden üniversite, bu gerçekliğe de kendi metodolojisi ile ulaşır. Bu metodolojinin ideolojik bir boyuta sahip olduğunu akılda tutarak şu soruyu sormak gerekiyor: Acaba üniversitenin hâsıl ettiği bilgi meşru mudur ya da bu bilginin meşruiyeti nedir?

25416Bilimsel bir gerçek olarak ‘gayb’ yoktur

İslam daha yolun başında ‘gayb’a imanı şart koşuyor. Yani insanın göremediği, iradesini kullanarak varlığını fizik gerçeklikle ispat edemediği şeylere imanı… Melek ve Şeytan’ı laboratuvara sokamayan pozitif bilim, varlığını ispat edemediği için ‘bilimsel bir gerçek’ olarak onları yok sayar. Böylece bilginin sorumluluğu da ortadan kalkar. Zira melek ve şeytan, Allah’ın varlığına ve ahiretin mutlaklığına işarettir. Allah yokmuş gibi düşünen pozitif/bilimsel akıl, ‘asıl’ itibariyle inkâr halindedir. Usul’ün ‘asıl’a tekabül ettiği hatırlanacak olursa bilimsel yöntemin ya da üniversite metodolojisinin meşruiyetini sanırım anlamak çok zor olmayacaktır. Tabii onun ürettiği bilginin de…

Avrupa-merkezciliğin meşruiyet yeri: Üniversite

Kimilerinin adından dolayı “evrenkent” olarak Türkçeleştirmeye çalıştığı üniversite, verdiği epistemoloji olarak tamamen Avrupalıdır. Tüm dünyadan, her kültürden insanı barındırdığı için kendisine bu isim yakıştırılıyor. Fakat bu sadece üniversiteye katılım süreci için geçerli bir durum. Yoksa modern Batı medeniyetinden olmayan diğer medeniyetlerin üniversiteye araştırma konusu/nesnesi olma dışında herhangi bir katılımı söz konusu değil. Mühendislik dışında, özellikle Felsefe, Tarih, Siyaset vb. sosyal bilimlerde (hadi beşeri ilimlerde diyelim!) insanlığın birikimi olarak öğretilen sadece modern Batının tarihidir. Ne Müslümanlardan ne de Hintli, Çinli, ya da kadim İranlı filozoflardan bahsedilir. Felsefede birkaç isim numune olarak zikredilse de bu isimlerin gündem edilmesinin altında bir şekilde Batıyla ilişki kurmuş olmaları yatar.

Hakikati tefekkür etme yeri: Medrese

İslam’da bilgi kaynağı ‘vahiy’ iken, bu bilginin İslam’a has usullerle kendisiyle amel edilmek üzere hâsıl edildiği yer medresedir. Hal böyleyken, tarih kitaplarının çapsız yalanlarından, modern uygarlığın göz kamaştırıcı ve ayartıcı gücünün etkisinden kurtulamayan birçok Müslüman bunun farkında değil. Medrese dendiğinde kendini tekrarlayan, toplumsal gerçeklerden uzak yaşayan bir sosyal dünya anlaşılıyor.

Müslümanlar cihetinden üniversitenin düşünsel olarak zihin kodlarına uymadığı gerçeği daha çok İlahiyat/teolog çevresinde kendini gösteriyor. Modern dönemde Âlim’in yerine ikame edilmeye çalışılan teolog akademisyenler (tüm ilahiyat çevresini kastetmek haksızlık olur, sahih usule tabi olanları tenzihen söylüyoruz), her konuşmalarında bilimselliğin sihirli meşrulaştırıcı (!) gücüne yaslanıyor. Verdikleri hükmün can alıcı kısmında belirleyici olan her daim bilimsel olan oluyor, adeta bilimsel eki olmayan cümlelere inanılmaz gözüyle bakılıyor. Klasik usulün yetersizliğinden dem vuran zevat, yetersizliğin hangi konularda olduğunu ya da hangi saiklerle yetersiz kabul edildiğini sorgulayanlara ise pozitif bilimin çaresiz kaldığı konuları öne çıkararak cevap veriyor: ‘Yahu yüzyıllarca bize öğretilen bu hurafeler yüzünden geri kaldık zaten. Bilimin de gösterdiği gibi akıldışı olan bu yaklaşımlar Müslümanları geri bırakmaktan, miskinleştirmekten öte bir şeye sebep olmadı. Hem bunları aklımız almıyorken insanlara tebliğ ve davette nasıl anlatalım, onları nasıl inandıralım vs. vs.’ Bundan dolayı Kur’an’da bildirilen peygamber kıssalarına ‘ilim adamı kimliğiyle inanmadığını ama Müslüman kimliğiyle inanması gerektiğini saçmalayan akademisyenler zuhur etti. Oysa aynı bilim ne Allah’ın varlığını, ne ahiretin varlığını ne de vahyi, yani gaybın varlığını ispat edemez. Buna ne denir bilinmez. Kaldı ki postmodernitenin getirdiği eleştirilere cevap veremeyen bilimsel yöntemin taraflı olduğu görüşü artık Batı’da da kabul görüyor.

MedreseMüslüman zihnin meşru mekânı medresedir

Başta dediğimizi sonda tekrarlayalım. Her bilgi bir iktidar iddiasındadır. Kendini sosyal-fiziki gerçeklikle ifade eder. Farklı hayat algılarına, farklı hayat tarzlarına sahip olan Modern Batı paradigması ile İslam, tabii ki farklı bilgi biçimlerine ve iktidar formlarına sahiptir. Modern Batı için bilginin rasyonel akılla üretildiği mekân üniversiteyken İslam için sahih İslamî usulle bilginin amel edilmek üzere hâsıl edildiği yer medresedir. Ulus-devlete toplumu daha iyi yönetebilmesi için dün sosyoloji ve antropolojiyle, bugün bunlara bilişim teknolojisini de ekleyerek bilgi üreten Üniversitede Müslümanların İslam’ı daha iyi anlamalarına ve yaşamalarına yönelik herhangi bir zihinsel faaliyet, üniversitenin kimliği dolayısıyla gerçekleştirilemez. Çünkü bu eşyanın tabiatına aykırıdır. Hal böyleyken İslam Üniversitesinden bahsetmek ‘Müslümanların da kilisesi olur’ demekten daha mantıklı değildir. Çünkü Müslüman zihnin meşru mekânı medresedir.

Not: Dünyaya şu anda gelmiş bir insanın göreceği şey yaşanılan tek bir uygarlık olduğudur. Her ne kadar ton farkı olsa da görünen hayat tarzı olarak baskın olanın bir tek modern Batı uygarlığı olduğu aşikârdır. Fakat bu durum kıyamete dek sürmeyecektir hiç kuşkusuz. Abdurrahman Arslan’ın dediği gibi bu uygarlık çöküş halindedir. Bunun farkında ve gittiğimiz yerin yani üniversitenin nihai mekânımız olmadığının bilincinde olarak üniversitede bulunmak şuan makul görülebilir ama nihai olarak değil…

 

 

Erdal Kurgan, üniversitede aklına mukayyet olmaya çalışıyor

Yayın Tarihi: 06 Nisan 2011 Çarşamba 14:50 Güncelleme Tarihi: 16 Nisan 2011, 19:00
banner25
YORUM EKLE
YORUMLAR
Melih Koşucu
Melih Koşucu - 10 yıl Önce

Erdal Kurgan ağabey yine çok güzel yazmış. Fakat üniversite sanki "tarafsız" bir kurummuş gibi görünüyor şu an. Görüneni eşeleyip hakikati bulmaya çalışanlara selam olsun!
Not: Üniversitedeki anfi ve sınıflardaki sıralar, esasında kilise sıralarıdır. Rektör kelimesi de başpapaz anlamına gelmektedir.

Elif KÖSE
Elif KÖSE - 10 yıl Önce

Lâkin kiliselerde sıralar aynı seviyede,üniversitede ise stadyum gibi merkezden dışarı yükselen bir sıra düzeni var.Sanki masa düzenlerinde bile bir sınıflandırma var.Bilinçaltında olan bir sınıflandırma hezeyanları var.Bizim İslam Medeniyetimizde medresede ise rahle sistemi.tedrisata daha müsait bir şekil arzetmektedir.Medrese girerkende kapının alçak bir giriş olması talibin başını eğerek ,mütevazi ve bütün benliğini bırakarak girmesi.Medresenin güzelliklerinden..Çok mühim konuya değinmişsiniz

h.yener
h.yener - 10 yıl Önce

ben de ünide aklıma mukayyet olmaya çalıştım. başaramayacağımı anlayınca bıraktım. orası ilmin adresi değildir. hiç olmamıştır. kimseye yol olamaz. teşekkürler erdal bey.

Tuba Nur
Tuba Nur - 10 yıl Önce

İşte onun için "Medresetüzzehra".
Said Nursî'nin bu projesi hayata geçseymiş kimbilir neler olurmuş neler.. Çok önemli bir hedef olarak belirlemiş bunu, temellerini de atmış/attırmış, ancak savaş başlamış da cepheye koşmuş talebeleriyle. yarımkalmış. ve kalmış öylece...

Yasin Aslan
Yasin Aslan - 10 yıl Önce

Üniversitelerin dini olur mu? dini eğitim (ilahiyat) veren üniversiteler olur,o da zaten ayrıdır. İslam üniversitesi(veya musevi,farketmez) nde biyoloji okumak saçma değil mi? Üstelik o dersin içeriğini dinler reddederken. (editöryal not: değerli okur, alın size sığ ulusalcı türk yorumu)

banner26