banner17

İslam Toplumunu Bir Arada Tutan Değerler Bugün Hedef Tahtasında

Bursa'da 'İslam Hukuku ve Değişim' konulu bir konferans veren Abdullah Kahraman, kavramlar üzerinden yola çıkarak bize doğru belletilen yanlışlara, yanlış belletilen doğrulara değindi sohbeti boyunca. Ahmet Serin etkinlikten notlarını aktarıyor.

İslam Toplumunu Bir Arada Tutan Değerler Bugün Hedef Tahtasında

Değişim kavramı üzerine inşa ettiği sohbetinde söylediği “İslam’ın hedefi birliktir ama bu birlik aynı tabela altında bir birlik anlamına gelmez. Olması gereken birlik, istikametin ve gönüllerin bir olmasıdır. Düşmanlar tabela birliğini aşar ama gönül birliğini aşamaz. O yüzden de durmadan gönül birliğine saldırıyorlar.” cümleleriyle aslında yaşadığımız sorunu özetledi Prof. Dr. Abdullah Kahraman.

Kavuştuğumuzda dünyayı tekrar yönetecek kadar güçlenmemizi sağlayacak olan bu birlik, düşmanın da durmadan saldırdığı bir harç aslında.

Değişim her zaman gerekli ve iyi olmayabilir

Birlik Vakfı Bursa Şubesi’nin 20 Nisan Cuma gecesi düzenlediği Cuma Meclisi’ne katılarak “İslam Hukuku ve Değişim” konulu bir konferans veren Abdullah Kahraman, kavramlar üzerinden yola çıkarak bize doğru belletilen yanlışlara, yanlış belletilen doğrulara değindi sohbeti boyunca.

Sohbetinde özellikle “Değişim” sözcüğünün sihirli bir sözcük gibi bizleri esir aldığını belirten Abdullah Kahraman, değişim dendiği zaman mutlaka uyulması gereken bir zorunluluk söz konusuymuş şeklinde bir algıya sahip olduğumuzu söyledi. İnsanların ise düzen ve istikrara ihtiyaç duyan varlıklar olduğunu söyleyen Kahraman, değişimin her zaman gerekli ve her zaman iyi olmayabileceğini ifade etti.

İslam’ın değişmezleri vardır

Abdullah Kahraman, insan soyunun değişime karşı yaklaşımını şu sözlerle özetledi: “İslam’ın koyduğu kuralların temel çerçevesi kıyamete kadar değişmeyecektir. Bunu akıldan çıkarmamalıyız. Öte yandan insanoğlu düzen ve istikrarı sever, sürprizlerden ise genellikle hoşlanmaz. Ekonomide olsun, hukukta olsun mutlaka istikrar arar insan, bu yüzden toplum olarak talebimiz olmayan değişimleri sevmeyiz, onlara direniriz ve sabırla onları reddederiz. Meşru ve haklı olmayan değişime direnir İslam.

‘Günümüz ekonomisinin gereği budur, faize bir fetva bulunmalıdır’ talebini elbette reddeder İslam ve reddetmelidir de. Değişim isteyen insan da böyle bir talepte bulunmamalı, bulunursa da İslam’la ilişkisini gözden geçirmelidir. Böyle bir değişim talebi haklı ve meşru değildir. Bu konuda İslam, değişim talebine kapalıdır. Değişim, yaşanan çağın sorunlarına İslam’ın çizdiği çerçevede ve talep halinde çözüm ölçüsünde olmalıdır. İslam fıkhının değişim anlayışı budur. Bunu bilmeli ve her ‘değişim’ sözünün büyüsüne kapılmamalıyız.”

Moda bir söz: Değişim

“Günümüzde ‘değişim’ bir slogandır, bir modadır. Ama bilinmeli ki her değişim gerekli değildir. Her değişim iyi de değildir. Hele rüzgâra göre yapılan değişim hiç iyi değildir. Değişim, toplumun talebi olduğu sürece gerekli ve anlamlıdır. Bu anlamda İslam fıkhı da değişime açıktır ve bunu gerekli de görmektedir. Burada önemli olan, İslam’ın çerçevesini korumaktır. İslam’ın insanlar için koyduğu ilahi kuralların değişmeyeceğini bilmeli ama insanların değişen zamanlara göre ortaya çıkan sorunlarına cevap da vermeli fıkıh.” diyerek İslam fıkhının değişim taleplerine karşı duruşunu belirleyen Abdullah Kahraman, İslam fıkhının bu özelliğinin ise İslam’ın dinamik yüzü olduğunu “Fıkhın bu duruşu, İslam’ın değişime açık olduğunu da gösterir. Böyle de olmalıdır çünkü fıkıh, İslam toplumunu çağın gereklerine göre düzenleme görevini de üstlenmiştir.” sözleriyle açıkladı.

Fıkıh olmasaydı sadece nakil olacaktı

İslam toplumunu çağın gereklerine uygun olarak düzenlemenin yanında İslam’ın dinamik yüzünü de simgeleyen fıkhın zayıflatılması çabalarının bilinçli çabalar olduğuna da şu sözlerle değindi konuşmacı: “Fıkıh olmasa sadece nakil olacaktı. Kendi zamanının ihtiyaçlarına cevap verebilen naklin, ilerleyen zamanların yeni sorunlarına cevap veremeyeceği bellidir. Fıkıh olmadan nakil, İslam’ın statik kalmasına yol açacaktı. Nakillerin bir başka sorunu da her naklin her kişiye ve her çağa göre farklı okumaları olması riskidir. Bu farklı okumalar birliği değil çatışmayı getirecektir kaçınılmaz olarak. Şu haliyle fıkıh, nakle bakmadan karar vermiyor zaten. ‘Kur’an İslam’ı’ laflarına biraz da fıkhın ve dolayısıyla İslam’ın bu özelliğinden bakmak gerek. Çünkü ‘Kur’an İslam’ı’ gibi laflar fıkhı ortadan kaldırmayı amaçlıyor bir yönüyle. Oysa fıkıh denen şey İslam hukukudur bir anlamda ve hukuk olmazsa düzen de olmaz.”

Kur’an İslam’ı nedir sahi?

Son zamanların en çok konuşulan ve kabul etmeli ki kafaları da epey karıştıran Kur’an İslam’ı konusundaki düşüncelerini şöyle açıkladı Abdullah Kahraman: “İslam’ı dondurup zayıflatmak isteyenler bir de Kur’an İslam’ı diye bir şey diyorlar. Bununla herkesin her şeyi Kur’an’dan anlayabileceğini söylüyorlar. Bunu derken de Arapça yazılmış tefsirleri, sünneti, mezhepleri, tasavvufu ve toplumu bir arada tutan sahih geleneği bir kenara atıyorlar aslında. Sünnet olmaksızın İslam nasıl anlaşılacak, nasıl yaşanacak, bunu bilen ve söyleyen yok. Oysa sünnet, bizzat Allah’ın insanların hayatlarını değiştirsin diye gönderdiği Peygamberin (as) uygulamalarıdır. Dolayısıyla sünnet, İslam’ın olmazsa olmazıdır. Sünnetin uzaklaştırıldığı bir İslam, kim tarafından ve nasıl anlaşılacaktır, varın düşünün bunu. İşte bunu yapmaya çalışıyorlar. Bunu elbette yine değişim adına yaptıklarını söylüyorlar. Oysa bu değişim falan değil, İslam’ı statik hale getirme, hayattan koparma girişimidir.”

Deizm konusu

Prof. Dr. Abdullah Kahraman, son zamanların gündem konusu olan deizme de şu sözlerle değinerek sohbetini bitirdi: “Toplumun deizme kaydığı söyleniyor. Bunu gözlemlemedim ben. Toplum deizme kaymıyor, sadece değerlerinden uzaklaştırılıyor. İşin aslı, deizmin ne olduğunu bilen bile pek yok. Bu kaymanın arkasında da yine İslam’ı değersizleştirme çabaları var. Kur’an İslam’ı diyerek; toplumu bir arada tutan sünnet, mezhep, nakiller, hadisler, sahabenin hayatı ve sahabe sevgisi gibi hususlar göz ardı ediliyor. Oysa bunlar İslam toplumunu bir arada tutan değerlerdir. Bu değerler olmadığı zaman toplum kendisini açıklayamaz, bir yere ait hissedemez. Şimdi yaşanan da işte budur. Toplumu bir arada tutan bu harçlara saldırıyorlar. Bunda bir ölçüde başarılı da oldular. İnsanlar, kimliklerini hangi değerler üzerinden inşa edeceğini bilemez hale getirildi. Bundan ötürü de kendilerini değerli bulabilecekleri bir yer arayışına giriyorlar. Olan biten budur. Kayış deizme değil, değer arayışınadır. Bize düşen bu değerleri yeniden inşa edip hayata dahil etmektir.”

 

Ahmet Serin

Güncelleme Tarihi: 23 Nisan 2018, 14:01
banner12
YORUM EKLE
banner8

banner19

banner20