İslam pasif bir din değildir, pasifliği kaldırmaz

Dokuz Eylül Üniversitesi İlahiyat Fakültesi hocalarından Prof. Dr. Mustafa Özel, Filistinli, Kazakistanlı, Azerbeycanlı, Somalili, Etiyopyalı, Bosnalı ve daha bir çok farklı ülkeden olan gençlerle İzmir'de sıcak bir sohbet gerçekleştirdi. Metin Erol, sohbetten notlarını aktarıyor..

İslam pasif bir din değildir, pasifliği kaldırmaz

T.C Başbakanlık Yurtdışı Türkler ve Akraba Toplulukları Başkanlığı ile Türkiye Yazarlar Birliği’nin ortaklaşa yürüttüğü Uluslararası Öğrenci Akademisi programının İzmir ayağında her hafta gerçekleşen sanat, kültür, edebiyat, akademik minvalli programlar soluksuz devam ediyor. Yüzün üzerinde yabancı uyruklu öğrencinin yer aldığı programa, bu sayının yüzde onu kadar da Türk öğrenci katılıyor. YTB ve TYB’nin ortaklaşa gerçekleştirdiği program, sarahaten söyleyecek olursak, İzmir’de yıl boyu gerçekleştirilen en iyi akademik ve sanatsal etkinlikler içindedir tartışmasız.

Edebiyat, sanat ve akademik içerikli programların yanında Türk- İslam kültürü minvalinde de gerçekleşen programlar, etkinliğe ayrı bir tat katıyor. Bu kapsamda Nisan ayı içinde gerçekleşen bir programın konuğu Dokuz Eylül Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Tefsir Ana Bilim Dalı’ndan Prof. Dr. Mustafa Özel oldu. Filistinli, Kazakistanlı, Azerbeycanlı, Somalili, Etiyopyalı, Bosnalı ve daha bir çok farklı ülkeden olan gençler, Mustafa Özel Hoca ile sıcak bir sohbet gerçekleştirdi.

Siz bizim misafirimizsiniz, biz de dünyanın misafiriyiz”

Mustafa Özel Hoca konuşmasına ‘Din ve Toplum’ başlığını seçmişti. Ancak gerek öğrencilerin merakı, gerekse Mustafa Hoca’nın akademisyen kibrinden uzak, baba - oğul yaklaşımı, konuşmayı hemen hemen her yöne çekti. Konuşmaya başlamadan tüm herkese kendi numarasını veren Mustafa Hoca, yurtdışından Türkiye’ye okumak için gelen gençlere; “ne vakit isterseniz arayınız, siz bizim misafirmizsiniz, biz de dünyada misafiriz. Onun için birbirimize sahip çıkmalıyız.” telkinini yaptı.

Yeryüzünde insanların koşturmalarının onların başarıya ulaşmaları için olduğunu vurgulayan Mustafa Özel Hoca, bu başarının ise üç şey ile ancak kolaylaştırılabileceğine işaret etti: “Kafa rahatlığı, psikolojik rahatlık ve gönül rahatlığı.” Psikolojik rahatlığımız biz insanların iç dünyasıyla alakalıdır ve nihai olarak bakıldığında kafa ve gönül rahatlığımız da aynı şekilde. Özel Hoca kişi bazında düşünmekten çıkıp toplum bazlı düşünecek olduğumuzda şu tespitin yapılacağını belirtti: “Görülür ki yeryüzünde dinsiz kişi vardır ancak dinsiz toplum yoktur. Kişi olarak dinsizlik olur ancak toplum olarak dinsizlik olmaz çünkü din hem sosyolojik hem de psikolojik bir ihtiyaçtır. Psikoloji bizlerin iç dünyasını düzenleyen bir bilimdir, sosyoloji ise dış dünyamızı düzenler; din ise hem iç hem dış dünyamızı düzenler.”

Nihayetinde iç dünyası kendisiyle barışık insan dış dünyayla da barışıktır. İç huzur dış huzura yansır çünkü. Bizler Müslüman olarak şuna inanırız, ilk insan ilk peygamberdir. Bu nedenden ötürü insanlık ile dinin başlama yeri de birdir. Bu sebeple din ile insanı yahut din ile toplumları birbirinden ayıramayız.

Dindarlık zenginlik yahut fakirlik ile ilgili değildir

Mustafa Özel Hoca dindar olmanın zenginlik ve fakirlikle bir bağlantısının olmadığını belirtti: “Bugün dünyanın en dindar yeri neresidir diye bir düşünün. Zengin olmak, güçlü olmak, teknoloji ve bilimde ileri düzeyde olmak, yani bizim ülkemizde vurgulandığı gibi çağdaş olmak asla dini bir kenara koymayı gerektirmez çünkü dünyanın en dindar ülkelerinden biri bugün Amerika’dır, diğer bir ülkesi ise Nepal'dir. Şimdi ikisini de karşılıklı düşünelim. Zenginlik yahut fakirlik din için kısıtlayıcılık içermez.”

Ancak Mustafa Özel Hoca’nın özellikle üzerinde durduğu husus zenginlik ve fakirlik konusunda Müslümanın daima aktif olduğu hususuydu. Mustafa Hoca bilhassa İslam dininin niçin diğer dinlerden ayrıldığı üzerine derinlemesine konuştu. Çünkü bu sorunun cevabı her Müslümanın hafızasında sabit yer etmeli ve yeryüzündeki seyrini bu sorunun cevabı doğrultusunda Müslümanlık üzere diri tutmalıdır. Mustafa Özel devamında şunları söyledi: “Evvela bilmeliyiz ki İslam etkin bir dindir. Kendisine tâbi olanların da etkin olmasını ister. İslam kat’i surette pasif bir din değildir ve pasifliği kaldırmaz. Bir yerde bir yanlış görürse ona uygun şekilde müdahale eder. Güzeli teşrif ve tebrik eder. İslam üzere olan insan yani Müslüman, hadiselere, mekana ve zamana duyarsız kalamaz. İslam’ın diğer dinlerden en büyük farkı budur.”

Bilmek, İslam üzere olmanın en büyük şartlarındandır

Birey olarak insan yeryüzünde Müslümanlık üzere yaşamayı kendine seçtiyse, o birey Müslüman olmak ile ne gibi nitelikler kazanır? Bu soru üzerine Mustafa Özel Hoca şunları söyledi: “Kişinin İslam’ı seçmekle pasifliği dışlamış olduğunu akılda tutmak gerekir. Böylece yol alacak olursak İslam’ın evvela kişilerden bilgi sahibi olmalarını istediğini görürüz. Namaz kılmak, abdest almak hep bilmeyi gerektirir. Abdest alacaksın. Su kullanman gerek. Ancak suyun dahi abdeste uygun olup olmadığının bilgisine sahip olman gerek. Buradan tutun da insanoğlunun yeryüzünde karşı karşıya kaldığı nice durumları bir düşünün. Bilmek İslam üzere olmanın en büyük şartlarındandır. Bir diğer husus ise İslam coğrafyasında üzerinde en çok durulan konulardan olan matematik ve astronomidir. İbadetlerimiz ayın hareketleriyle bağlantılıdır. Kısacası bu dini yaşayabilmek için bilgi sahibi olman şarttır. İbn-i Sina’yı bir düşünelim. Sağlıklı olmak ibadet etmen için yegane şartlardan biridir. Müslüman adamın sağlıklı olması gerekir. Efendimizin hususi olarak sağlık hakkında söylediği hadisleri düşünelim.

Diğer bir husus ise toplumsal ve bireysel dayanışmadır. Dayanışma, birlikte hareket etmektir. Bu hususta İslam’ın üzerinde durduğu en kilit husus komşuluk ilişkileridir. Efendimiz’in hadisi var malum: 'Cebrail bana komşuluk hakkıyla ilgili o kadar çok tavsiyede bulundu ki, komşunun komşuya varis olacağını sandım.' Bu bize çevremizdeki insanlara sahip çıkmayı öğretir. Bunu biz Müslümanlar zekat ile pekiştiririz. Hayr, hasenat ile pekiştiririz. Sadaka veririz. Sadaka bir yandan Allah ve Resulüne sadakatımızı, bağlılığımızı gösterir. Bizlere sorumluluk duygusunu öğretir. Sorumluluğumuz ise sadece Allah ve Rasullüne karşı değildir. Kendimize, anne ve babamıza, çoluk-çocuğumuza, ülkemize, ümmetimize ve tüm insanlara karşıdır.” Bu yüzden Mustafa Özel Hocai, “İslam’da olay kişi boyutundan çok toplumsal boyutuyla ele alınır.” tebliğini yaptı.

İslam sulhtur, Müslüman’ın olduğu yerde savaş olmaz

Mustafa Özel Hoca konuşmasının başında yoğunluklu olarak Müslüman’ın kişi olarak yapması gereken hususlar üzerinde durduktan sonra cemaat olarak Müslümanların nasıl olmaları gerektiğine değindi. Mustafa Özel Hoca İslam’ın bir savaş değil, barış dini olduğunu vurguladı. Kelime kökü dahi sulh olan, barış olan bir dinin mensuplarını dünya üzerinde terörist olarak göstermenin mantıksızlığına değindi: “Öyle ki eğer terörist ise zaten İslam üzere değil, eğer İslam üzere ise zaten terörist olmaz insan. Eğer İslam savaş dini olsaydı bugün Balkanlar’da bir tane bile Sırp, Macar adam kalmazdı. Eğer savaş dini olsaydı, Araplar’ın %35’i Hıristiyan olmazdı. Böylesi bir dine terör dini demek haksızlıktır. Müslümanın olduğu yerde savaş olmaz, kavga ve gürültü olmaz. Efendimizi düşünelim. Mekke’den Medine’ye hicret ettiği vakit ilk yaptığı iş ne idi? Biz burada hep beraber yaşayalım, kural belirleyelim, kimse kimseye zarar vermesin. Önce bunu temin etti Efendimiz. Müslüman da böyle yapar, böyle yaşar. Efendimiz’in hadisi var: 'İnsanların en iyisi, kendisiyle herkesin iyi geçindiği ve kendisinin herkesle iyi olduğudur.' Bunu unutmamak gerek. Müslüman uzlaşmacı olacaktır ama haksızlığa karşı olacaktır.”

Modern dünyanın en büyük problemi nedir?” Mustafa Özel Hoca, bu soruya herkesten farklı bir yanıt verdi. Bunca din üzerine yapılan konuşmadan sonra tüm gençler bu sorunun yanıtını tembellik, dinsizlik vb... gibi cevaplarda aradı. Mustafa Hoca’ya göre modern dünyanın üç temel problemi vardı. Bunlardan en önemlisi ise çevre idi. Hepimizin bir çevre içinde yaşadığımızı hatırlattı Özel Hoca bizlere. Bu problemin ise ilk ve en köklü çözümünü gene İslam’ın verdiğini söyledi. Nasıl mı? Özel Hoca şunları aktardı: “Hac ibadeti için Mekke’ye gidenler bilirler. Orada bir Haram/ Harem Bölgesi var. Ot dahi koparamıyorsun orada. İhrama girince yasak olan davranışlar var. Bu minvalde kendine inanan insanlara çevre bilincini veren ilk din İslam’dır. Bu Haram Bölgesi’nde, hacca giden herkes çevre bilincine sahip olup gelir. Ağaç, toprak ve su... Yaşamımızı temin ettiğimiz herşey bize emanettir. Geriye yaşanabilir bir dünya bırakmak dinin istediği şeylerdendir. Allah bütün dünyayı emanet sunmuş bize. Biz de emaneti gereğince kullanıp bizden sonra geleceklere onların da kullanacağı şekilde bırakmalıyız.”

Mustafa Özel’in değindiği diğer bir konu ise tüm buraya kadar aktardıklarımızın çekirdeğiydi. Mustafa Hoca nihai olarak şunu belirtti: “Bir dine mensup olmak, insanı suç işlemekten alıkoyar.” İnsanların bir dine mensup olmaları, aynı zamanda yaptıklarının bir hesabı olacağını da kabul etmeleri demektir. Dolayısıyla din duygusuna sahip olan birey yanlış yapma duygusunu asgarîye indirmeye çalışır.

 

Metin Erol haber verdi

Güncelleme Tarihi: 06 Mayıs 2014, 11:53
banner25
YORUM EKLE

banner19

banner13

banner26