banner17

İslam Kaynaklarında, Geleneğimizde ve Günümüzde Cihad

Kuran Araştırmaları Merkezi (KURAMER) tarafından geçtiğimiz günlerde düzenlenen ''İslam Kaynaklarında, Geleneğimizde ve Günümüzde Cihad Sempozyumu''na katılan Deniz Baran, sempozyumdan izlenimlerini yazdı.

İslam Kaynaklarında, Geleneğimizde ve Günümüzde Cihad

Kendi kendime tekrar tekrar, birçok meselede yaşadığım (ekseriyetle İslami-hayat tahayyülüne ve felsefeye dair) zihinsel karmaşalar dönem dönem artıyor, dönem dönem de duruluyorum. Eminim ki benim gibi nicesi, niceniz var. Hep böyle olagelmiş, bu zamanda daha da olmaya müsait. Şüphe yok.

Ve ne zaman karmaşalarıma sarılmaya karar versem, fırtınada direklere tutunarak ayakta kalmaya çalışan adam misali, yegane dayanak olarak kendimi okumaya veriyorum. Günlük yaşam ne kadar el verirse tabi… İşte bu zamanlarda da böyle bir dönemdeydim. Bizler gibi usul-i din, usul-i fıkıh temeli olmayan nesiller için iyice zihin yakıcı olan onlarca problemlerin içerisinde ağır ağır yüzüyordum. Bu meselelerden biri de şüphesiz benim gibi birçok insanın kafasında birçok soru işareti doğuran “cihad” kavramı idi. Günümüzde oldukça özensiz şekilde gündeme gele gele adeta anlam kaymasına uğrayan bu kavram dinimizin temeli olmasına rağmen, bizler ile bu kavram arasındaki bariyerler bir bir yükseliyor. Bizler için bu kavramı idrak etmek her nedense gitgide güç hâle geliyor.

“Biz” diyorum çünkü bu hisleri yaşayan çok insandan biri olduğuma emin gibiyim. Bu sadece benim sorularım, benim çıkmazlarım değil. Hatta sadece bu coğrafyanın değil, tüm dünyanın akıbetini ilgilendiren bir sorgulama bu. Öyle olacak ki artık birileri de bu konuya, bu kavrama eğilmeye; kendi perspektifinden belli noktaları aydınlatmaya ihtiyaç duyar hâle geldi. İşte bu yazının konusu da bu aydınlatma çabalarından bir tanesidir: 20-21 Nisan’da Bağlarbaşı Kültür Merkezi’nde, Kuran Araştırmaları Merkezi (KURAMER) tarafından düzenlenen “İslam Kaynaklarında, Geleneğimizde ve Günümüzde Cihad Sempozyumu”.

KURAMER’in hedefi

KURAMER hakkında bendeniz çok fazla bilgi sahibi değildim, benim eksiğim olabilir. 2013’te kurulan, Eski Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Ali Bardakoğlu’nun yönetim kurulunda yer aldığı ve 29 Mayıs Üniversitesi bünyesinde faaliyet gösteren KURAMER, kendi hedefini şöyle belirliyor: “Kur'an'ın bilimsel verilere dayalı olarak anlaşılması için Mushaf tarihi, dil, siret, tarih, hadis, akaid, tefsir, fıkıh gibi alanlarda Kur'an merkezli akademik çalışma ve araştırmalar yapılmasını, bunların yayınlanmasını, ortaya çıkacak ürünlerin seminer, sempozyum, konferans gibi bilimsel ve kültürel etkinlikler aracılığıyla insanlara ulaştırılmasını sağlamak.”

Allah muvaffak etsin, şüphesiz ki önemli bir çalışma sahası. Ayrıca KURAMER bünyesinde yer alan birçok ilahiyatçı akademisyeni görünce faydalı çalışmalar ortaya çıkacağı da kestirilebiliyor. Aynı bu sempozyum gibi… Biz de asıl konumuz olan bu sempozyuma dönelim.

Sempozyumun hedefi kamuoyuna zengin bir bakış açısı sunabilmek

Programı içeren davetiye ilk elime geçtiğinden beri heyecanla bekliyordum KURAMER’in sempozyumunu. Kendi kendime yaptığım okumaların dışına çıkıp ilk defa cihad kavramına eğilen ve bunu birçok perspektiften yapacak olan bir faaliyete katılım gösterecektim. Sempozyumdaki tebliğ sahibi konuşmacıların bir kısmını da tanıyordum ve fikirlerini merakla dinleyeceğim isimlerdi. Öyle hevesliydim ki gitmeye, 20 Nisan sabahı Sabiha Gökçen’e rötarla gerçekleştirdiğim uçuşun yorgunluğuna rağmen apar topar gittim Üsküdar’a. Açılışı kaçırmıştım (Prof. Dr. Mehmet Aydın’ın ve yabancı katılımcıların konuşmaları ilgi çekici deniyordu) ancak iki gün boyunca sürecek oturumların ilkine dâhil olabildim. “Dinler ve Cihad” başlıklı oturumda Ömer Harman oturum başkanı, Cafer Sadık Yaran, İlhami Güler ve Mahmut Aydın (her seferinde akademik titri yazmak zor geliyor, hepsi profesör idi) katılımcı idi.

Oturumlardaki işleyişi hemen not edelim bu arada yeri gelmişken: Katılımcılardan biri 40 dakika boyunca başlıkla ilgili tebliğini sunuyor, diğer katılımcılar da 20’şer dakika bu tebliği müzakere ediyor. İlk oturumun tebliği, Cafer Sadık Yaran Hoca tarafından yapıldı ve son derece faydalıydı. Diğer dinlerdeki (sadece ehl-i kitap dinler değil, Uzak Asya dinleri de dâhil) “cihad” vb. kavramları sunarak “din kan peşinde midir” tarzı bir sorgulamaya tarihten ve teolojiden cevap aradı. Benim açımdan oldukça besleyici bir tebliğ oldu zira diğer inanç sistemlerini bu açıdan ele alma fırsatım hiç olmamıştı.

İlk oturumdan sonra verilen arada Ali Bardakoğlu Hoca ile kısa bir sohbet etme imkânım oldu ve sempozyumun nasıl bir çıktı hedeflediğini sordum. Verdiği cevabı not etmem gerekir: “Konunun enine boyuna tartışılmasını ve ilmi boyutlarıyla ele alınmasını istiyoruz. Kendi geleneğimizde bir tıkanıklık varsa ya da Batı’nın cihad algısında bir sıkıntı varsa bunu aşmak istiyoruz. Nihayetinde kamuoyuna zengin bir bakış açısı sunabilmek.”

Mustafa Öztürk çarpıcı bir konuşma yaptı

İkinci oturumda “Cihad Ayetleri: Tefsir Birikimine, İslam Geleneğine ve Günümüze Yansımaları” başlığına sahipti ve tebliğcisi Mustafa Öztürk’tü. Mustafa Öztürk farklı bakış açısı ile bilinen fakat felsefi-mantıksal temellendirmesini başarıyla yapan bir isim kabul etmek gerekir ki. Nitekim sempozyumdaki tebliği de oldukça iyi örülmüş bir mantık ağına sahipti ve çarpıcı bir konuşma yaptı. Konuşmasından aktarabilecek çok şey var lakin yazıyı fazlaca uzatmak istemiyorum. Sadece çok dikkat çekici iki önermesinden bahsedeceğim.

Birincisi, “tarihselci” bakışa getirilen eleştirilerden yola çıkarak yaptığı bazı savunular. Evvelâ not düşmeliyim, sempozyumun geneline yayılan bir “evrenselci-tarihselci” bakış çatışması mevcuttu ki böyle olması çok tabii. Zaten günümüzdeki birçok ihtilafın kökeninde de bu fark yatıyor. Mustafa Öztürk Hoca da klasik nesih anlayışını eleştirdi ve asıl bu nesih algısının tarihselci olarak nitelenebileceğini ima etti. Kendini tarihselci görmekten imtina edenlerin örnek gösterdiği klasik ulemanın yazdıkları ile pratikte inşa ettikleri sistemin farklı olduğunu, “bizim ulema köşeli yazmış ama yuvarlak yaşamış” betimlemesi ile izah etti. Hatta işi tasavvufa da getirerek “asıl tarihselciler sufilerdir” gibi bir tanım da ortaya koydu. Esasında tarih boyunca gündemde olan bazı çelişkileri ortaya koyup –sanıyorum ki- onlara yapıştırılan “tarihselci” yaftasının tutarlı bir eleştiri tonu taşımadığını izah etmeye çalıştı. Ayıca konuşmasının mantık örgüsünde –en azından bizlerin fark edebileceği- bir boşluk yoktu, son derece dolu ve birikimli; mantık süzgecinden geçmiş bir konuşma idi. İçeriğe “doğru-yanlış” diyebilecek bir kapasitede değilim ama takdir etmek gerekir ki çok açık sözlü, iddialı ve düşünmeye sevk eden bir konuşma idi.

İkincisi ise Mustafa Hoca’nın durduğu yeri açıklamak için verdiği referanstı. Ana akım İslami anlayış tarafından kabul görmeyen hatta kendi ülkesi Sudan’da mürted olarak adlandırılabilen ve “İslam’ın ikinci mesajı” isimli eseriyle sosyalist bir İslam anlayışı geliştirdiği etiketiyle anılan Mahmud Muhammed Taha’nın nesih meselesine getirdiği yoruma atıfta bulunuyordu Mustafa Öztürk ki bu anlayış benim için daha önce hiç duymadığım, çok yeni bir bakış açısı oldu. Kısaca bahsetmek gerekirse nesih yaklaşımını tersten okuyan bir anlayış bu. Mustafa Öztürk’ün eleştirdiği, klasik metodun Kur’an ayetlerini salt kronolojiye önem veren lineer düzlemci bir bakış açısıyla ele almasına karşın bu çizgiyi tersine çevirip Mekki ayetlerin Medeni ayetlerce neshedilmediği, hatta özdeki mesajın o ayetler olup Medeni ayetlerin onların üzerine inşa edildiği bir anlayış… Allah-u alem, pek tabii… Sadece benim için ilgi çekici bir referans, sempozyumun da en çarpıcı önermelerinden biri idi belki de; üzerine eğileceğim.

Üçüncü oturum ertesi gün sabahında “Cihad Hadisleri: Resulullah’ın Uygulamaları, Bunların Kültüre Yansımaları” başlığı ile yapıldı. Sanıyorum ki bir önceki oturum kadar dinamik bir oturum olmuştur lakin bu oturuma yetişip katılma imkânı bulamadım.

Sempozyum dolu dolu geçti

Asıl oturumların sonuncusu ise “İslam Hukukunda Cihad” başlığına sahipti. Fıkıh açısından meseleye yaklaşıldığı için çok daha net bir çerçeveye oturuyordu tartışma. 29 Mayıs Üniversitesi’nden İbrahim Kâfi Dönmez’in başkanlığında yapılan oturumda konuşmacı olan Talip Türcan, Ferhat Koca ve Ahmet Yaman hocaların hepsi farklı bakış açılarına sahip olsalar da kendi tebliğlerine hâkim ve son derece tartışma usulüne riayet eden bir duruş sergilediler. Ömer Özsoy ve Mustafa Öztürk’ün de kenardan dahiliyetiyle kısa ama ateşli tartışmalara da sahne olan bu oturumda en büyük ihtilaf noktası –benim çıkarabildiğim kadarıyla- klasik fıkıhçılarla modern fıkıhçılar arasındaki derin tezattı. Daha doğrusu böyle bir tezatın var olup olmadığı, var ise ne mahiyette olduğu sorusu idi… Mahiyet derken kastım da fıkıhta cihad değerlendirilirken asıl ulaşılması gereken değerin barış mı savaş mı, savaş ise hangi saiklerle savaş soruları. Bu oturumda 3 konuşmacı da oldukça farklı fakat içi dolu bakış açıları ortaya koydu diyebilirim.

Ana oturumların sona ermesi ile birlikteyse sempozyum değerlendirmesinin ve kapanışının yapıldığı son bölüme geçildi. Burada Ali Köse Hoca oturum başkanlığını yaparken konuşmacılar uluslararası katılımcılardan oluşuyordu. Örneğin Londra’daki The Muslim Institute’ten Ziauddin Sardar yahut Goethe Üniversitesi’nden (Frankfurt) Ömer Özsoy Hoca bu oturumda konuşmalar yaptı. Konuşmacı profili ile hedeflenen şey, “İslami algının hâkim olmadığı topraklardan” cihada bakış açısını ve tıkanık noktalara olası çözümleri müzakere etmekti diye düşünüyorum.

Velhasıl dolu dolu geçen iki gün oldu. En başta bahsettiğim gibi, belli arayışlar içerisinde iseniz farklı açılardan üzerine düşündüğünüz konuyu ele alan bu tip etkinliklerin olması faydalı diye düşünüyorum, nitekim hâlâ dinlediğim birçok nokta üzerine (ilk bakışta mevcut tahayyülüme ters gelse de) kafa yoruyorum. Ayrıca hakkını teslim etmek gerekir ki sempozyum boyunca yürütülen müzakereler, yapılan konuşmalar oldukça akademik bir havada ve üslupta gerçekleştiği için izleyicilerin faydalanması daha da kolay oldu. İzleyici demişken… İzleyici sayısı da hiç fena değildi ve ekseriyetle gençler etkinliği takip ediyordu.

KURAMER’in 2 gün süren sempozyumundan şahsım adına faydalandım. Bu bakımdan izlenimlerimi emeği geçenlere teşekkür ederek bitiyorum. Tabi bu başlıkta daha fazla çalışma ve faaliyeti de arzu ediyorum. KURAMER’den veya başka mecralardan…

 

Deniz Baran

Güncelleme Tarihi: 22 Nisan 2016, 16:19
banner12
YORUM EKLE
YORUMLAR
Salih Doğru
Salih Doğru - 3 yıl Önce

Haberi yazan arkadaş konuşma başlığı hâriç her şeyden bahsetmiş. Tek bahsetmediği, cihad hakkında ne konuşulduğu. Anlaşılan bir çok modernist bir araya gelince cihâdın ne olduğu hakkında konuşmak yerine kendi Kur'ân tasavvurlarını "bilimsel" formda sunmayı öncelemişler.

Mustafa Kartal
Mustafa Kartal - 2 yıl Önce

Katılıyorum yorumunuza. Uzun uzun yazılmış ama vakit kaybı oldu bizim için..

banner8

banner19

banner20