İslam, insanın özgürleşmesini nasıl sağlar?

Birlik Vakfı Cuma Meclisi’nin son konuğu, sosyoloji doktorasını yapan genç ve cerbezeli bir bilim adamı olan Süheyb Öğüt’tü. Süheyb Öğüt, 'Tesettürün Teorikleştirilmesi' konusundaki düşüncelerini anlattı dinleyicilere. Ahmet Serin yazdı.

İslam, insanın özgürleşmesini nasıl sağlar?

 

 

Birlik Vakfı Bursa Şubesi, “Cuma Meclisi”nde farklı konukları ağırlamaya devam ediyor. Her gelen konuk, bilgi dağarcığındakileri interaktif bir ortamda dinleyicilerle paylaşıyor ve bu paylaşım, zihinleri açmaya devam ediyor.

Aslında sadece Birlik Vakfı’nda ya da TYB Bursa Şubesi’nde değil, sadece Bursa’da da değil, Türkiye’nin birçok yerinde böyle etkinlikler oluyor. Söyleyecek sözü olanlar, hiç yüksünmeden çağrılı oldukları yere gidiyor; buna sadece ben değil, bu işin içinde olan herkes şahit. Göze pek görünmeyen bir şekilde bir medeniyetin yeniden inşası için zamanlarını ayırıyor insanlar, yüreklerinin terini akıtıyorlar ve yavaş yavaş da yeşeriyor bu tohumlar sanki. İyi insanlar hep var ve iyi şeylerin sayısında da bir artış var şükür ki.

21 Mart tarihli Birlik Vakfı Cuma Meclisi’nin son konuğu, sosyoloji doktorasını yapan genç ve cerbezeli bir bilim adamı olan Süheyb Öğüt’tü. Süheyb Öğüt, “Tesettürün Teorikleştirilmesi” konusundaki düşüncelerini anlattı dinleyicilere.

Süheyb Öğüt, tesettür konusuna dini açıdan, sosyolojik açıdan, kişinin karakteri ve varolması açısından baktı. Olayın teoriği nedir, ondan bahsetti. İtiraf etmeliyim ki çarpıcı bir sohbetti.

Süheyb Öğüt, hiperaktif biri, yerinde pek duramıyor. Bazen de konular arasında sıçrayan bir zihni var. Sohbet de o kadar akıcıydı ki, kalemim not almaya yetişmedi. Buradaki notların, çarpıcı sohbetin az bir kısmı olduğunu okurun bilmesini isterim.

Tesettür nedir gerçekte?

Süheyb Öğüt, alışılagelmiş sorunları çarpıcı bir şekilde sorarak dikkatleri tekrar konuya çeken bir metodolojiye sahip. Bu yöntem, insanların konuya tekrar dikkat edip olaya farklı açılardan da bakmalarını sağladığı için çok etkili bir yöntem. “Cuma Meclisi” sohbetine de “Tesettür sadece baş örtmek midir ve tesettür sadece bayanlar için midir?” sorusuyla başladı. Sonra sohbetini şöyle sürdürdü: “Tesettür, her ne kadar başörtüsü olarak anlaşılsa da, bunu aşan bir yanı vardır tesettürün. Batı’da tesettür kelimesinin bir karşılığı yok. Bizim dilimizde de pornografi kelimesinin bir karşılığı yok. Bu iki kelimenin dillerde olup olmaması, iki farklı dünyaya, iki farklı zihniyete tekabul etmektedir. Bir zihniyet tesettüre ve tesettürle meydana getirilen mahrem alana saygıyı esas alırken diğer zihniyet de o mahrem alana girmeye çabalayan bir zihne sahiptir. Bu bakış, iki dünyayı, iki medeniyeti oluşturan saikleri anlamamız için önemlidir.”

Kavramların ve değerlerin evrenselliği meselesi

Süheyb Öğüt, kavramlar ve kavramların tanımlarıyla uğraşıyor. Ve bir de bu tanımları kimlerin yaptıklarıyla. Bilinen bir gerçektir, muhatabını tanımlayan, üstünlüğünü de ilan etmiş demektir. İşte kavramlar konusunda şunları söyledi Süheyb Öğüt: “Günümüzde insanlar, kavramları tanımlama konusunda anlaşamıyorlar. Aslında buna anlaşamamak değil de, inanmamak demek daha doğru olur. Mesela bir Müslüman için özgürlük ‘Allah’a teslim olmak’ iken başkalarına göre bu tanım, ‘gericilik’ olarak kabul edilmektedir. Keza, adalet de öyle bir şeydir. Adalet ve özgürlükleri her toplum farklı şekilde anlamış, farklı şekilde düzenlemiştir. Hatta devletlerin eyaletlerinde bile farklılıklar vardır. Bir eyalette sizin hapse girmenize yol açan bir eylem, başka bir eyalette özgürlüğün ifadesidir.

İşte tam da burada, ‘Bu kuralları kim koymaktadır?’ sorusu sorulmalıdır. Çünkü ortaya bir kural koymak, aynı zamanda bir şey için dayatmada bulunmak da demektir. Çünkü siz kural koyarak, başka insanların hayatlarını da düzenlemiş oluyorsunuz. Bu kuralların değişiklik göstermesi, insanın özgürlük alanıyla oynanması anlamına da gelmektedir. Bu da, mahremiyet alanımızın daraltılması, irademizin bizde olmaması anlamına gelir dolaylı olarak. İşte, tam da burada tesettüre tekrar dönüp bakmalıyız. Tesettür hem erkeğe hem de kadına, sadece kendisine açık, başkalarına kapalı mahrem alanlar oluşturur. Bu mahremiyet insana var olduğunu hissettirir. Bu alan, tamamıyla kişinin hâkimiyet alanıdır. Tesettür kelimesinin anlamının ‘örtmek’ olduğunu düşündüğümüzde, bunun sadece insan bedeniyle sınırlı olmayacağını da düşünebiliriz. Mesela insanın evi de mahremdir. Yani hâkimiyeti kendisine ait olup, başkalarına yasak kılınan bir alandır. İslam, insan için vazgeçilmez alanlara başkalarının sokulmalarını kesinlikle yasak kılmış, bu alanlarda hâkimiyeti tamamıyla kişilere vererek, kişilerin hem bir birey olduklarının farkına varmasını sağlamış, hem de özgür olduklarını hissetmelerini temin etmiştir. Bilindiği gibi bu alanların asgarisi beş tanedir: Hayatın, neslin, aklın, malın ve dinin hâkimi, sadece kişinin kendisindedir. Yani bunlar mahremdir, başkalarına örtük, kişinin kendisine açık alanlardır.”

Bir arada yaşama kurallarını kim düzenliyor?

Süheyb Öğüt, teknolojik gelişmenin insanın mahremine saldırıyı artırdığını söyleyerek, teknoloji ne kadar artarsa özgürlüklerimizin de o kadar azaldığını ifade ederek (Burada, hanımıyla yaptığı telefon konuşmalarının bile dinlendiğini örnek olarak söyledi Süheyb Öğüt) Türkiye’nin şu günlerde yaşadığı sıcak olaylardan da örnekler verdiği konuşmasını şu sözlerle sürdürdü: “Başörtüsüne karşı olanlar, ‘Başınızı açın!’ diyorlar. Ben de onlara diyorum ki, ‘Tamam, açtık ama neremizi örteceğiz? Ve neden örteceğiz? Bunu neye göre belirliyorsun? Bu belirleme yetkisini sen kimden, nasıl alıyorsun?’ Mademki herkes kendi ilkelerine göre yaşayamıyor, o zaman ne oluyor? Olan belli: Gücü eline geçiren, güçsüz olana dayatmada bulunuyor. İşte İslam, insanlara, diğer insanların müdahale edemeyeceği bir mahrem alan belirleyerek, onların özgürleşmesini sağlamaktadır. Tesettüre de bu şekilde bakmak gerekir.”

Soru cevap faslıyla devam eden sohbetin sonunda Süheyb Öğüt’e vakfın plaketi takdim edildi.

 

Ahmet Serin bildirdi

Güncelleme Tarihi: 25 Mart 2014, 15:49
banner25
YORUM EKLE

banner19

banner13

banner26