banner17

İslam İlimlerini İhyanın Yolu Camiden Geçer

Bedri Gencer geçtiğimiz günlerde bir seminerde İbn Kemal'dan bahsetti. Ayrıca âlim yetiştirebilmemiz için İslam ilimlerinin ihyasına ihtiyaç olduğunu belirtti. Ömer Yüceller etkinlikten notlarını aktarıyor.

İslam İlimlerini İhyanın Yolu Camiden Geçer

Bedri Gencer, daha önce canlı dinleyemediğim isimlerden biriydi. Kendisinin Arapça Kitap Günleri’nde konuşması olduğunu öğrenince, Sultanahmet ziyaretimi konuşması ile aynı zamana denk getirmek istedim. Bu yüzden ilk konuşmasına olmasa da, İbn Kemal’den bahsettiği 25 Şubat Cumartesi günkü ikinci konuşmasına katıldım.

Bedri Hoca’dan ve İbn Kemal’den önce Arapça Kitap Günleri’ne değinmem gerek. Nevniyaz bir Arapça talebesi olsam da etkinliği ziyaret etme isteğim Arapçamı geliştirmeye ya da Arapça kitap satın almaya yönelik olmadı. Kitap kapaklarını bile okuyamadım fakat benim için mühim olan bu kendine has organizasyona en azından ziyaretçi olarak katkı sağlamak; kitap almasam da, çeşitli müslüman ülkelerden gelen yayınevlerinin sorumlularıyla iletişim kuramasam da hiç değilse hangi ülkelerde hangi yayınevleri var, nasıl kitaplar basıyorlar sorularına cevap bulmaktı. Ayrıca aklımdan geçen düşük bir ihtimal gerçekleşti ve başka yerde kolay kolay bulamayacağım Türkçe bir kitap aldım. Kendi çapında bile küçük mezkur sebeplerden ötürü ertesi gün de, yani organizasyonun son günü de ziyarette bulundum. Yurtdışı katılımcılardan ağırlıklı olarak Lübnanlı yayınevleri gözüme çarptı. Suriyeli Dâru İbn Kesir ve Lübnanlı Dâru İbn Hazm yayınevleri, İbn Kesir’in tefsirini ve İbn Hazm’ın Güvercin Gerdanlığı’nı okuduğumuz için isim olarak akılda kalıcıydı. Sultanahmet Medresesi, mekan seçimi olarak isabetli olmuş diyebilirim. İki günlük gözlemimde, ziyaretçi ve kitap satın alanların sayısı tahminlerimin üzerindeydi. Genç diyebileceğimiz pek çok ziyaretçi ellerinde kitap dolu bir vaziyette terk etti Sultanahmet Medresesi’ni.

Sünniliğin ilk tarifini Enes bin Malik yapmış

Bedri Hoca’nın konuşmasına yetiştiğimde Magrib ve Maşrık denilen İslam ilim ekseninden, yani Bağdat ve Endülüs merkezli coğrafyadan bahsediyordu. 1238’de Endülüs’ün ve 1258’de Bağdat’ın düşmesi İslam ilim eksenini de düşürmüştü. Böylece İslam ilim merkezi olmak Mısır’ın omuzlarında kalıyordu. İbn Kemal ile aynı devirde yaşayan Suyutî de, Memlük idaresindeki Mısır’da doğmuştu. Ömer Nasuhi Bilmen’e göre “Suyuti Diyar-ı Mısriyye’de rivayette bir devdir, İbn Kemal Diyar-ı Rumiyye’de dirayette bir devdir.”

Dindarlığın iki boyutu vardır, bunlar aidiyet ve inançtır. Aidiyetimizi cemaat ile, inancımızı da sünnet ile sağlıyoruz. Gencer’in Sünnilik tanımına göre Sünnilik, Peygamber’in dinde tuttuğu yol olan sünnete en iyi uyma tarzıdır. “Ümmetim delalette ittifak etmez” hadisinden de yola çıkarak, ümmetin Sünniliği dine en uygun uyma yolu olduğunu belirlediğini söyledi Gencer. Sünniliğin ilk tarifini Enes bin Malik yapmıştı: “İlk iki halifeyi sevmek, sonraki iki damadı karalamamak, mest üzerine meshi de caiz görmek.” Mest üzerine meshin sünnilikle alakasını şöyle açıkladı Bedri Gencer: Hasan Basri Hazretleri “Sahabeden yetmiş kişiye ulaştım, hepsi mest üzerine mesh etmek caizdir der” demiştir. Âlimler bunun caiz olmadığını söyleyenlerin dinden çıkacağını belirtmiştir. Mest üzerine mesh etme konusu mütevatirdir. Mütevatiri reddedenler ise Şia ve Hariciler’dir. Bu yüzden mest üzerine mesh etme cevazı mühimdir, büyük bir ayrımı belirler. Mest üzerine mesh etme konusu tekfir ile de bağlantılıdır.

Bu bağlantıdan, İbn Kemal’e döndü tekrar Bedri Gencer. Safeviler ile mücadeleden ötürü Sünniliği formülize eden İbn Kemal’in İmam Gazali’den farkı tekfir konusudur. Gazali, Tehafütü’l Felasife’de âlemin kıdemini savunan filozofları tekfir eder. Halbuki İbn Kemal bunları tekfir etmez ama Şia’yı tekfir eder ve cihad fetvası verir. Bu konuda İmam-ı Azam’dan da farklı davranmaktadır İbn Kemal. İmam-ı Azam, Ehl-i Kıble’nin tekfiri konusunda çok tedbirlidir, çok az fırkayı tekfir eder. İbn Kemal ise Enes bin Malik’in üç düsturunu reddedeni direkt kâfir ilan eder.

İlhad, Allah’ın rububiyetini tanımamaktır

İbn Kemal ve Yavuz devrinde, Sünniliğin siyasi yönü öne çıkar. Oysaki İslam’ın ilk devirlerinde din-siyaset ayrımı yoktu çünkü dinin ve siyasetin imamı tekti. Daha sonraları ise imamlık, dini ve siyasi olarak ikiye ayrıldı. Örneğin Ömer bin Abdülaziz siyasi imam, yani emir iken Muallim-i Evvel Hasan Basri dini imamdı, yani âlimdi. Melikşah zamanında Muallim-i Sani İmam Gazali, Yavuz Sultan Selim zamanında Muallim-i Salis İbn Kemal ve 2. Abdülhamid zamanında Muallim-i Rabi Ahmed Ziyaüddin Gümüşhanevi sıralaması yaptı Bedri Gencer. Gencer’e göre İbn Kemal’in Şia tekfiri felsefi bir tekfir değildi, söz konusu olan siyasi bir tekfirdi.

Bedri Gencer üzülerek küfrün, şirkin ve ilhadın halen ne olduğunun bilinmediğini söyledi. Kendisinin vardığı sonuca göre ilhad; dinde otorite, yani imamet tanımamaktır. “Ben mezhep tanımıyorum, Kuran’dan kendime göre abdest hükümleri çıkarıyorum” demek ilhaddır. Hatta İbn Kemal’de de geçtiği üzere, talebenin hocasını tanımaması bile ilhaddır. Zaten ilhad, hocaya kafa tutmakla başlar Gencer’e göre. Elbette hoca eleştirilebilir fakat kafa tutmak, “O şunu biliyorsa ben de bunu biliyorum” demek ilhada götürür. Mülhidler ana-babanın, hocanın, imamın, Peygamberin ve Allah’ın dinini beğenmezler. Nihai olarak ilhad, Allah’ın rububiyetini tanımamaktır. İbn Kemal ise Rafıziliği ilhaddan ayırır çünkü bu, ilhadın siyasi boyutudur, halifeyi reddetmektir.

İbn Kemal’in bir özelliği de Maturidiliği “icat” etmesi

Gencer’e göre İbn Kemal’in bir özelliği de Maturidiliği “icat” etmesidir. Maturidiyye, Nesefiyye ile birlikte Maveraünnehir’de Mutezile’ye karşı Hanefilik içerisindeki kelam arayışlarının bir neticesi olarak ortaya çıkar fakat müstakil bir mezhep değildir. Maturidilik icat edilmiştir çünkü İbn Kemal’den önce esamesi okunmamaktadır. Örneğin Molla Gürani üç kelam mezhebi sayar; bunlar Mutezile, Eşariyye ve Hanefiyye’dir. Hakim-i Semerkandi bölgesindeki dört yüz ‘sağlam’ Hanefi âlimi sayar ama bunların arasında İmam Maturidi yoktur. Maturidilik İbn Kemal’e kadar bir mezhep değildir ve Hanefilik hem amelde hem de itikatta mezhep sayılıyordu. İbn Kemal’den sonra da Maturidilik’ten çok az bahsedilmiştir. Gümüşhanevi’ye kadar Maturidiliğe metinlerde pek rastlanılmaz. Son devirde ise Şemsettin Günaltay, Yusuf Ziya Yörükan gibi isimler Maturidilik’ten bir Türk mezhebi, hiç olmazsa bir Türk Sünniliği yaratalım demiştir. Gencer konuyla bağlantılı olarak ayrı bir noktaya da değindi: İslam’da mezhep deyince fıkıh mezhepleri anlaşılır. Mezhepler arası geçiş de hoş görülmez ama Molla Gürani önce Şafi sonra Hanefi olmuş denir fakat önce Eşari sonra Maturidi olan birini bulamazsınız.

İbn Kemal, Molla Cami geleneğinin bir parçasıdır

İbn Kemal’in bir diğer özelliği ve sünnilikle irtibatındaki mühim yönlerden biri de tasavvuftur. Sufi devlet olarak kurulan Osmanlı, 1453’te imparatorluk kimliğine bürünene kadar zahir-batın dengesine dayanmıştır. Batı medeniyeti de felsefe ve hukuk dengesi adına Greko-Romen medeniyeti olarak adlandırır kendisini. Osmanlı 1453’ten sonra hukuk tarafına doğru, yani zahire doğru kayınca zülcenaheyn diye tabir edilen ideal âlim tipinin en belirgin ismi Molla Fenari’nin, Molla Hüsrev’in temsil ettiği denge bozulmaya başlamıştır. Fatih Sultan Mehmet, İslam ilimlerinde bir senteze gitmek ister. Bunu ancak Molla Cami’nin yapabileceği söylenir. Bildiğimiz üzere Fatih Sultan Mehmet Molla Cami’ye hediyeler ve elçiler gönderip eser yazmasını istemiştir. Bedri Gencer’e göre, İbn Kemal Fatih Sultan Mehmet’in bu arayışının ve Molla Cami geleneğinin bir parçasıdır. İbn Kemal Molla Cami kadar zahir ve batın dengesinde ideali temsil etmemekle birlikte, emsallerine nazaran dengeye daha yakındır. Bunu İbn Kemal’in İbrahim Gülşeni hakkındaki tahkikatından anlayabiliyoruz. İbrahim Gülşeni Hazretleri Mısır’dan İstanbul’a getirtildiğinde, hakkındaki söylentiler ve araştırma için sohbetleri takip edilir. İbn Kemal Gülşeni’nin sohbetlerinden o kadar etkilenir ki ulemaya ve vuzeraya, belki de padişaha “Bu cins tasavvuf ehline karşı koymayın, bunların duasını alın.” der.

İbn Kemal’in tefsiri Türkçe’ye çevrilmedi

Gencer’e göre İbn Kemal çok mühim bir isim olmasına rağmen Suyuti’nin yüz binde biri kadar bile tanınmıyor. Bunun bir sebebi İbn Kemal’in bir şaheserinin olmayışıdır. Pek çok konuda pek çok eser vermesine rağmen, hatta tefsiri de olmasına rağmen örneğin Ebussuud Efendi gibi bir tefsir ile şöhrete damga vurmamıştır. İbn Kemal’in tefsirinin Türkçe’ye çevrilmediğini fakat Tunus’ta yayınlandığını belirtmekte de fayda var. Bu küçük bilgiden sonra Tokat’ta doğan İbn Kemal adına memleketinde açılan Şeyhülislam İbn Kemal Araştırma Merkezi’nin sadece bir tabeladan ibaret olduğunu duymak da pek şaşırtmadı.

Bedri Gencer’in ilim ve emirlik, yani siyasi imam ve dini-ilmi imam ayrımına göre bugün İslam dünyasının siyasi liderliği Türkiye’de fakat ilmi liderlikten çok uzaktayız. Bugün ilmi liderliği Yusuf el Kardavi gibi âlimler temsil ediyor. Gencer’e göre âlim yetiştirebilmemiz için İslam ilimlerinin ihyasına ihtiyaç vardır. Bunun yolu ise Rasullullah zamanındaki Ashab-ı Suffa’nın yoludur. Cumhuriyet devrinde bile Fatih Camii’nde okutulan İhya’u Ulumi’d-Din, Risale-i Kuşeyri, Gümüşhanevi Hazretleri’nin kitaplarının tekrar camilerde okunmasından, hatta Arapça okunmasından gayrı İslam ilimlerini ihyanın yolu yoktur. Çünkü İslam ilimleri Allah’ın evinden, camiden çıkmıştır. Sivil akademilere, ışıltılı salonlara, tablet hediyeli seminerlere itibar etmeden camiye yönelmeliyiz.

 

Ömer Yüceller

Güncelleme Tarihi: 23 Haziran 2018, 12:54
banner12
YORUM EKLE
banner8

banner19

banner20