İslam Düşüncesi, Gazali Öncesi ve Sonrasından mı İbaret?

İlmi Etüdler Derneği 2017-2018 dönemi açılış konferansında İbrahim Halil Üçer, 'İslam Düşünce Tarihi için Bir Dönemlendirme Önerisi' başlığıyla bir sunum yaptı. Üçer sunumunu, İlmi Etüdler Derneği'nin 'İslam Düşünce Atlası' adlı proje çalışmasının bir çıktısı olarak nitelendirdi.

İslam Düşüncesi, Gazali Öncesi ve Sonrasından mı İbaret?

İlmi Etüdler Derneği 2017-2018 dönemi açılış konferansı 13 Ekim 2017 Cuma günü İSAM’da gerçekleştirildi. “İslam Düşünce Tarihi için Bir Dönemlendirme Önerisi” başlığıyla düzenlenen konferansta İbrahim Halil Üçer sunumunu, İlmi Etüdler Derneği'nin “İslam Düşünce Atlası” adlı proje çalışmasının bir çıktısı olarak nitelendirdi.

Düşünce tarihi neden dönemlendirmeye ihtiyaç duyar?

İ. Halil Üçer konuşmasına, düşünce tarihi çalışmalarının neden dönemlendirmeye ihtiyaç duyduğunu açıklayarak başladı. “Var olanların bir bütün halinde idraki bugün nasıl imkânsıza yakın görülüyor ve var olana dair araştırmalar nasıl tek bir bilime terk edilemiyorsa; kesintisiz biçimde akan insanlık tarihi de tek bir bütün halinde idrak edilemez. Dolayısıyla geçmişi anlama çabası içerisinde, akıp giden zamansal süreci tasnif ve tefrike ihtiyaç duyulur. Geçmişi tarih olarak idrak etmek adına sürekliliğe nazari bir bakış, bir yandan tarihsel süreç içindeki değişimleri tespit etmemizi mümkün kılarken, diğer yandan bugün nerede durduğumuza dair tarihsel bilincimizi de derinleştirir. Bu esas etrafında bazı dönemler, kendilerine özgü kurumlar, kültürel özellikler, gündelik yaşam pratikleri ile diğerlerinden ayrılırlar ve bütün bu özgül hususiyetleriyle birlikte daha belirgin hale gelirler.”

Dönemlendirme yokluğunun ne gibi eksikliklere yol açabileceğinin altını çizen Üçer “bu türden dönemleri göz ardı etmek ise, süreç boyunca değişim ve dönüşümün bulunmadığını ve tüm zamansal evrelerin tek bir özellikle nitelendirilebileceği fikrini ima eder. Dönemsel farklılıkları ayırt edememek, yüz yıllar boyunca akıp gitmiş tarihsel süreci aynı izlek ve aynı süreçten ibaret görmek anlamına gelir. Bu durum ise tüm yaşanmışlara, dinamik tarihsel gerçeklikle bağdaşmayan soyut, genelleştirilmiş bir eksik okuma ile yaklaşma sonucunu doğurur” dedi.

Neye göre, hangi amaçla, hangi bölgeleri kapsayan bir dönemlendirme?

İkinci bölümde, çalışılan konuya uygun dönemlendirme kriterlerinin ne olması gerektiği ve bu kriterlerin nasıl seçileceği sorularına cevap arayan Üçer, dönemlendirmenin; neye göre, hangi amaçla, hangi bölgeleri kapsayan bir dönemlendirme sorularına cevap vermesi gerektiğini söyledi:

“Kırılma noktası olarak kabul edilen tarihi hadiseler, hanedanlar, yüzyıllar, kültürel değişimler, etkili yöneticiler, felsefi köklü paradigma değişimleri gibi birçok kritere göre farklı dönemlendirme yapılabilir. Burada temel soru şu olacaktır: Peki, zamanı kendisine nispetle dönemlere ayırdığımız bu kriterlerin seçimini belirleyen nedir? Örneğin, belli bir coğrafyadaki iktidar değişimlerini izlemek isteyen bir tarihçinin dönemlendirmesi bir sanat tarihçisi için yeterli olmayacaktır. Bu durum dönemlendirmelerin her zaman yaşamın tüm boyutlarını kuşatacak mutlaklıkla vaaz edilemeyeceğini, kişinin çabası doğrultusunda ve amacına göre şekil alacağını gösterir. Dolayısıyla, farklı amaçlar etrafında, farklı kriterlere müracaatla, farklı dönemlendirmeler yapılabilecektir.”

Mevcut dönemlendirme teşebbüsleri nelerle malûl? 

Mevcut dönemlendirmelerin yukarıda tespit edildiği haliyle “neye göre, hangi amaçla ve hangi bölgeler için” sorularını vuzuha kavuşturucu özellikleri taşıdıklarını söyleyebilmek mümkün değildir. Bu dönemlendirmelerde, İslam düşüncesinin teşekkülünden itibaren on dört asırlık süre “Gazali’den önce ve sonra” veya “İbn Rüşd’den önce ve sonra” ve yakın zamanlarda yaygınlık kazanan “Klasik dönem ve Klasik sonrası dönem” şeklinde iki ayrı evre içerisinde değerlendirilmektedir. Batı düşünce tarihi içinde neredeyse her yüz yıla özgü bir ad bulmak mümkünken, İslam düşünce tarihi genelde sadece bu iki evrede incelenir. Yedinci ve on ikinci yüz yıllar arası Klasik dönem, on ikinci ve yirminci yüz yıllar arası Klasik sonrası dönem.

İslam Düşüncesi, Gazali öncesi ve sonrasından mı ibaret?

Örneğin Goldzier’in dönemlendirmesinde, İslam düşünce tarihi aslında Sünni İslam’ın antik bilimlere karşı durumuna göre tasnif edilmiştir. Dolayısıyla sonrasında antik felsefenin takip edilemediği iddiasından hareketle Gazali bir dönüm noktası olarak kabul edilmiş ve düşünce tarihi Gazali öncesi ve sonrası olmak üzere iki bloğa ayrılmıştır. Bu bakış açısıyla Fahreddin er-Razi (ö.1210) ile Taşköprüzade (ö.1561) ve Kâtip Çelebi’yi (ö.1657) ya da Gelenbevi (ö.1791) ile Muhammed Abduh’u (ö.1905) aynı (post-klasik) dönem içinde ele almak gerekir ki bu iddia -mutlaklaştırılmadığı sürece- yanlış değilse bile eksiktir. Bu ayrımın, sürecin kendi iç dinamikleriyle alakası olmayan, transfer edilmiş kriterlere göre yapıldığı açıktır. Gazali sonrası dönemde de rastlanması mümkün olan antik felsefe etkisinin dahi gözden kaçırılmış olması aslında bu uyarlama çabasının ne kadar eğreti olduğunu açıkça ortaya koymaktadır.

Nasıl bir dönemlendirme?

Son bölümde önerisini tebliğ eden Üçer, dönemlendirme ölçütlerinin nasıl seçildiğini ve bunların İslam Düşünce Tarihi’ne nasıl uyarlandığını anlattı. “İslam düşünce atlasında önerilen dönemlendirme, esasen mütekaddimun-müteahhirun ayrımındaki temel kriterleri takip ederek, yeni bileşenler yoluyla onu geliştirmekte ve İslam düşünce tarihini şu dört ayrı dönem içerisinde incelemeyi teklif etmektedir: Klasik Dönem, Yenilenme Dönemi, Muhasebe Dönemi, Arayışlar Dönemi. Dönemlendirmeyi yaparken seçilen temel kriterler ise İslam Düşünce geleneğindeki bilimsel disiplinlerin konu, problemler, bölümsel sıra düzeni ve yöntem açısından süreklilik ve dönüşümleridir. Bu itibarla amaç, en genel haliyle, İslam düşüncesindeki nazari geleneklerin süreklilik ve dönüşümlerini tespit etmektir” dedi.

Yeni dönemlendirme önerisi

Yapılan dönemlendirmeyi bir görsel üzerinden dinleyicilerle paylaşan Üçer, öneride yer bulan dört ana dönemi şu şekilde açıkladı:

Klasik Dönem (7-11 yy.): Tedvin ve tasnif aşamalarıyla tanımlanabilecek bu dönem, mütekaddimun döneminin kendisinden sonra gelen tüm evreler için ilkesel bir öncelik teşkil ederek hepsinin zemininde yer alan asli yapıyı örneklemesi ve tüm değişim süreçleri boyunca kendisine müracaat edilen referans noktasını teşkil etmesi bakımından Klasik Dönem olarak adlandırılır.

Yenilenme Dönemi (12-16 yy.): Klasik Dönem’de teşekkülünü tamamlayan bilimsel disiplinlerin konu, problemler, bölümsel sıra düzeni ve yöntem açısından ele alınarak dönüşümler geçirdiği evredir. Bu dönem ise ana hatlarıyla tahkik, tahrir ve tâ’dil kelimeleriyle tanımlanabilir.

Muhasebe Dönemi (17-18 yy.): Biri kadime diğeri ise cedide nispetle mevcudu muhasebe eden on yedinci ve on sekizinci asırlar, İslam düşünce tarihi açısından endişeli bir muhasebe evresini ifade eder.

Arayışlar Dönemi (19. yy ve sonrası): 19. yüz yıl ve sonrasında geleneksel dünya resimlerini dışlayan Batılı felsefi-bilimsel çerçeveler ve onları taşıyarak yaygınlaştıran siyasi-iktisadi kurumsal yapıların yarattığı dönüştürücü etkilerle birlikte; hilafet topraklarının ve İslam coğrafyasının neredeyse bütünüyle işgali, İslam dünyasını ciddi bir buhranla karşı karşıya bırakmıştır. On dokuzuncu ve yirminci yüzyıllar, bu büyük krizin nasıl aşılabileceği yönündeki arayışlarla temsil edilir.

Hatırlamak biraz da direnmektir ya…

İ. Halil Üçer, dönemlendirme önerisinin eleştiriye açık olduğunu da ifade etti: “Dönemlendirme önerimiz elbette eleştirilere ve bunlarla gelişmeye açıktır. Umarız ki bu öneri, 13. 1. 15. ve 16. yüz yıllara, karanlık pencerelerden bakmayı terk edip kendi iç dinamiklerinden bakma, sürekliliği inşa etme ve kendi hafızamıza adil şekilde yaklaşma imkânı tanır.

Hatırlamak biraz da direnmektir ya…”

(Konferans metnine http://ilem.org.tr/pdf/2017-2018_acilis_kitapcik.pdf sayfasından ulaşılabilir.)

 

Yasin Bostancı

Güncelleme Tarihi: 25 Ekim 2017, 14:17
banner25
YORUM EKLE

banner19

banner13

banner26