banner17

İskender Pala'dan 2010 analizi

Akademisyen-yazar Prof. Dr. İskender Pala, Türk Edebiyatı'nın 2010 yılı içerisindeki seyri üzerine değerlendirmelerde bulundu..

İskender Pala'dan 2010 analizi

Kitapları çok okunan kitaplar listesinin haftalık, aylık ve yıllık kategorilerinde ilk sıralardaki yerini koruyan akademisyen-yazar Prof. Dr. İskender Pala, Türk Edebiyatı’nın 2010 yılı içerisindeki seyri üzerine değerlendirmelerde bulundu.

Edebiyat Mevsimi 2. İstanbul Edebiyat FEstivali

Prof. Dr İskender Pala katıldığı bir toplantıda "Genç veya yaşlı olsun edebiyat ile ilgilenen herkesin, okuduğu, dinlediği, katıldığı türlü hadiselerden ne olursa olsun alması gereken önemli bir şeyler olabileceğini ifade etti. Bu konuşmayı dinledikten sonra 2020 yılında tekrar böyle bir değerlendirme okuduğunuzda, dinlediğinizde içinizden kaç taneniz  “2010’da ben o yazılardan, uyarılardan sonra hayatıma bir yön verdim ve şu iki kitabı veya şu üç kitabı çıkarttım” diyebileceksiniz. Her şeyden öte bunları dinlemek gibi bir özveride bulunuyor olmanızın geleceğe yönelik bir hatırası olsun ve buna dair zihninizde bir şeyler çakılı kalsın istiyorsanız burada adını andığımız şairlerin şiirleri, yazarların romanları içerisinde bir arayışta bulunup bunlara bir nebze olsa eğilmeniz gerekmektedir. Benim sizlere 2010 yılında Türk Edebiyatı’nı oluşturan isimlerden ve eserlerinden bahsettiğim andan sonra 2011’e kadar en azından bunlardan bir kaçını okuduğunuz veya bildiğiniz zaman sizlerin bu sözleri dinliyor olmanız daha da anlamlı olacaktır. “

Sosyologlara çağrı yapmak gerekir

İskender Pala daha sonra 2010 yılında yayınlanan eserlere de bazı eleştirilerde bulundu. Bu yıl içerisinde çıkan eserlerin sayısının fazla olmasına karşın edebi nitelikte eser sayısının az olmasını üzücü bir hadise olarak karşıladığını söyledi. Edebiyatımızın bu durumunu, üzerinde daha fazla düşünülmesi gereken bir problem olarak nitelendirdiğini konuşmasında da şöyle ifade etti: “2010 yılında çok sayıda yeni kitap çıkmasına rağmen edebiyat açısından bana çok da doyurucu bir yıl gibi gelmiyor. Öne çıkanların, vitrinleri süsleyenlerin birçoğu müşteri arzusuna yönelik hafif kitaplardı. Bunu itiraf edebilirim. Kitapçı vitrinlerini dolduran vampir hikâyeleri, bütün dünya gibi ülkemizi de kıskıvrak kavramış durumda. Aslında sosyologlara çağrı yapmak gerekir. Neden bütün dünyada edebiyat, edebiyat olmaktan, o asaletinden, o ağırlığından farklı bir yöne gidiyor? Yani edebiyat kelimesiyle yazma eylemi arasında nasıl bir ilişki bağı koptu da biz bugün bu hale geldik?”

Edebiyat Mevsimi 2. İstanbul Edebiyat FEstivali

İskender Pala günümüzde gençlerin elinden düşmeyen eserleri hafif fantezi kitaplar olarak tarif etti ve konuşmasına şöyle devam etti: “Bu fantezi romanlarda, bu vampir hikâyelerinde bu kan emicilerin hepsi çok karizmatik, çok sevecen, çok yakışıklı ve çok iyi kalpliler. Gariptir ki bu kitapların pek çoğunu genç bayanlar okuyor. Otobüslerde, dolmuşlarda beş kişinin elinde kitap görürseniz üçünün elinde bunlardan var. Anna Karenina veya Mümtaz o vampirlerin yanında demode olan karakterler oldu artık. 2010’da ülkemizde edebi eserden çok ‘eğlencelik okuma’ daha fazla öne çıktı.”

Klasikler her zaman “tutarlılıkla” rağbet görüyor

2010 yılı itibariyle lise ve üniversite çağlarındaki birçok gencin edebiyat adı altında eğlencelik okumalarla vakit geçirdiğini ifade eden İskender Pala, daha sonra bu yıla ait bazı verileri dinleyicilerle paylaştı: “İncelemelerime göre her şeye rağmen her yıl olduğu gibi yayıncıların en fazla rağbet ettiği kitaplar yine klasikler olmuş. Yabancı klasiklerden en çok yayınlanan ve okunan eserler; Tolstoy’dan Savaş ve Barış, Dostoyevski’den Öteki, Stendhal’dan Kırmızı ve Siyah, Zola’dan Germinal, Alphonse Daudet’den Sapho, Edith Wharton’dan Masumiyet Çağı ve Jack Londan’ın bütün külliyatı. Yerli klasiklerden ise Hüseyin Rahmi, Refik Halit, Orhan Kemal kitapları bu yıl revaçta olan eserlermiş. Daha önce çevirisi yapılmamış bazı eserler ise bir ihtiyacın belirlenmesi açısından son derece önemli gözüküyor. Örneğin; Cervantes’in Çingene Kızı. Ayrıca bu yıl itibariyle Nobelli yazarların eserlerinin dilimize çevirisi hızla yapılmaktaymış. Dorris Lessing’in Hayatta Kalma Güncesi, Mario Vargas Llosa’nın Elebaşılar ve Hergeleler’i, Jose Saramago’nun Kopyalanmış Adam’ı bu serinin eserleri. Ve elbette Necip Mahfuz’un eserlerini burada asil bir duruş olarak ayrıca ele almalıyız. Merhum Necip Mahfuz’un eserlerinin 2010’da okuyucu kitlesini doyurur nitelikte olduğunu görüyoruz. Yine onun, Cebalavi Sokağının Çocukları, Miramar, Başkanın Öldürüldüğü Gün ve Düğün Evi gibi kitapları bu yıl epey gündemimizde kalmayı başarmış.”

Ucuzlatılmış içi boşaltılmış “Aşk”ın hakikisi aranıyor

2010 yılında yabancı klasiklerin ülkemizde rağbet görmekte olduğunu söyleyen Pala, bunun yanında yerli romanlarımızın sayısındaki artışa da dikkat çekilmesini istedi ve şöyle devam etti: “2010 yılında yerli romanların sayısında büyük bir artış görülmüş. Bu yıl 570’ten daha fazla roman ile bütün zamanların rekoru kırılmış. Şöyle bir hesap ettiğimizde matbaalar her gün iki roman basıp piyasaya göndermiş. Bu kitapların arasında en çok tarihî romanlar ilgi görmüş ve en çok okunan listelerinde ilk sıralara bu eserler yerleşmiş. Örnek verecek olursak; Ahmet Ümit’in İstanbul Hatırası ve benim Şah Sultan bu yıl en çok ilgi gören eserler arasında olmuş. Ayrıca yine tarihî roman açısından Ötüken Yayınları’ndan çıkan Peyami Safa’nın Atilla’sı, Bekir Büyükarkın’ın Kervansaray’ı, Yılmaz Gürbüz’ün Balkan Acısı; Timaş Yayınları’ndan çıkan Okay Tiryakioğlu’nun seri halindeki tarihî romanları, İsmail Bilgin’in 57. Alay Çanakkale ve diğer kitabı Galiçya’sı bu yıl en çok okunan eserler listesinin ilk sıralarını oluşturmuşlar.

İskender Pala

Bir de damakta mistik tat bırakan romanlar var bu yıl en çok okunanlar arasında. Hepinizin de bildiği gibi Elif Şafak’ın Aşk’ı bu yıl da en fazla ilgi gören romanlar arasında yerini korumuş. Ayrıca; Sinan Yağmur’un Aşkın Gözyaşları da bu yıla damgasını vuran eserlerden biri olmuş.” İskender Pala, 2010 yılındaki Türk Edebiyatı’na ait bilgileri sıralarken bir noktayı da özellikle vurguladı: “Benim gözlemlerim neticesinde edindiğim fikre göre; sanırım adında ‘aşk’ olan kitaplar son zamanlarda daha fazla gündemde kalıyor. İlginçtir; galiba gençliğimiz aşkı yeniden sorguluyor ve aşkın gerçek anlamda ne olduğunu merak ediyor. Gençliğimiz; bu magazinleştirilmiş, ulu ortalaştırılmış, içi boşaltılmış aşk kelimesinin, o hakiki anlamını arıyor ki adına aşk koyduğunuz her kitap, diğerlerinden daha fazla okuyucu buluyor.”

Verimli çalışanları göz ardı etmemek gerek

İskender Pala, 2010 yılında edebiyat alanında neler yapıldığına dair yaptığı konuşmada 2010’da geçtiğimiz yıllara oranla daha fazla eser yayımlandığını söylemiş ve bunun tarihte bir rekor olduğunu da ifade etmişti. Bu yıl yazarlarımızın daha fazla eser verme gayreti içerisinde olmalarına değinen Pala, bu konuyla ilgili de şunları söyledi: “Mustafa Kutlu âdetini bozmadı ve her yıl olduğu gibi bir öykü kitabı çıkardı. Kutlu’nun bu eserinin ismi Zafer Yahut Hiç. Dücane Cündioğlu bu yıl da Cemil Meriç biyografilerine devam etti ve yetinmedi Cenab-ı Aşk, Hz. İnsan ve Göz İzi’ni yayınladı. Beşir Ayvazoğlu 2010 yılı itibariyle Bir Fotoğrafın Uzun Hikâyesi’nden Alatav’da Şardağı’na kadar iki yeni kitap neşretti ve Malik Aksel külliyatını edebiyat dünyamıza kazandırdı. Cihan Aktaş, Ağzı Var Dili Yok dedi ve yetinmedi Azize’nin Son Günü’nü yazdı. Sibel Eraslan, Hz. Hatice ve Hz. Meryem’i arka arkaya okunur kitaplar arasına kattı. Fatma Karabıyık Barbarosoğlu, Ahir Zaman Gülüşleri’ni hikaye etti. Nazan Bekiroğlu, Yol Hali’ni anlattı ve Sadık Yalsızuçanlar Kuş Uykusu’nu bize tanıttı.”

İskender Pala konuşmasını sürdürürken özellikle bir kitaba dinleyicilerin dikkatini yoğunlaştırmalarını istedi ve konuşmasını şöyle sürdürdü: “Senenin başlarında Ece Temelkuran Muz Sesleri isimli kitabını yayınladı ki bu eser, aslında ıskaladığımız kitaplardan bir tanesi diyebilirim. Muz Sesleri, bizim sancılarımızın gerçekten çok iyi anlatıldığı bir kitaptır ve Lübnan’da yaşananları anlayabilmek adına da çok önemli bir açılım getirmiştir, dikkatinizi çekmek isterim.”

İskender PalaAkçağ övgüleri hak ediyor

2010 yılında yayınlanan ve çok fazla rağbet gören kitaplar üzerinden konuşmasını sürdüren İskender Pala, sözünü ettiği eserlerin dışında kalan ve adını anamadığı kitapları ilgi alanının dışında kalması dolayısıyla kaçırmış olabileceğini belirterek diğer yazarlardan da bunun adına özür diledi. Pala, konuşmasının bu bölümünde yayınevlerinin 2010 yılındaki faaliyetleri üzerinde durdu ve bazı yayınevlerinin edebiyat dünyasına olan çok ciddi sayılabilecek katkılarından bahsetti. Bu yıl itibariyle geçmişe oranla önemli atılımların ve edebiyat için ciddi gelişmelerin yapıldığını ifade eden İskender Pala, Akçağ Yayınları’nın çalışmalarını överek şöyle konuştu: “Akçağ Yayınları pek çok eser yayımladığı gibi aynı zamanda şiir yarışması, hikâye yarışması ve roman yarışması da düzenledi. Bu edebiyat dünyası için çok değerli bir katkıdır. Bir yayınevinin yaptığı işin arka planını veya geri beslemesini yapabilmek üzere geleceğe yönelik bir takım faaliyetler içerisinde olması, bu alanlara para yatırması, masraf yapması bizim ülkemizde yeni yeni ortaya çıkan bir gelişmedir.  Bizde genelde yayıncılar birkaç kitap basalım ve oradan kazandığımız parayla da bir yazlık alırız, bir arsa alırız gibi gayelerle çalışmalarını sürdürdüler. Biz de yıllardır kitaptan kazanılan para hep başka yatırımlara harcandı. Kitaptan kazanılanın tekrar kitaplara yönlendirilmesi birkaç yıla kadar ülkemizin yayınevlerinin pek âdetinde olmayan bir şeydi. Şimdi taşlar yerine oturuyor ve iyiye doğru daha hızlı adımlar atılıyor.”

Tüm zamanların en çok okunanları yine değişmedi

Dergâh Yayınları’nın bu yıl Tanpınar’ın yayın haklarını kazanmasını da çok önemli ve olumlu bir gelişme olarak ifade eden İskender Pala, bundan sonra Tanpınar okumaya olan özenin Dergâh Yayınları’ndan çıkan Tanpınar eserleri için de olmasını diledi. İskender Pala daha sonra konuşmasına ülke genelindeki okuyucunun tasviri ile devam etti. Araştırmaları neticesinde ülke genelinde okuyucuların en çok polisiye romanları okuduğunu tespit ettiğini açıkladı. Ayrıca bütün zamanların ölümsüz yazarları olan Cemil Meriç, Ahmet Hamdi Tanpınar, Peyami Safa ve Yahya Kemal gibi edebiyatçıların 2010 yılında da okuyucuların eserlerine en çok rağbet gösterdiği isimler arasında olduklarını ifade etti.

İskender Palaİskender Pala, kitap ve yazar eksenin dışındaysa 2010’da Türk Edebiyatı’nın çok iyi bir yıl geçirdiğinden söz etti. Bu yılın başından beri Kültür Bakanlığı projesi olan TEDA(Türk Edebiyatı’nın Dışa Açılımı)’nın önemli gelişmelere imza attığına değinen Pala, proje ile ilgili bilgilendirmelerde bulundu ve şunları söyledi: “TEDA, siz bir kitap yazdığınızda bu kitabın yurtdışında da yayınlanabilmesi için size destek veriyor. Ya çeviri ücretinizi karşılıyor ya da baskı masraflarınıza destek oluyor. TEDA projesinden önce cumhuriyet tarihinde 46 eser yabancı dillere tercüme edilmiş; projeyle birlikteyse bu toplam eser sayısı bugün itibariyle 811 olmuş durumdadır.”

“Yazar Destekleme Programı” var

İskender Pala, konuşmasına dinleyicilere Kültür Bakanlığı tarafından alınan bir kararı daha açıklayacak olan şu sözleriyle devam etti: “Kültür Bakanlığı sizlerin de çok sevinebileceği bir karara daha imza attı ki onun da ismi: Yazar Destekleme Programı. Bu projenin de kapsamından kısaca söz edecek olursak; sizler bir kitap yazacaksanız; projenizi götürüyorsunuz ve Kültür Bakanlığı o kitabın yazılma sürecinde size maddi ve manevi destek sağlıyor. Örneğin; bir ay içinde bir şehre, bir ülkeye gidip kitap yazacağınızı söylediğiniz zaman Kültür Bakanlığı size kalacak yer vs. imkânı sunuyor. Ya da yazdığınız bir kitabı proje halinde götürüyorsunuz yine bakanlık sizin kitabı yayınlayabilmeniz için gerekli donanımı, ortamı oluşturuyor. Bu projenin kötü tarafı şöyle olabilir; desteklenecek kitaplar gelecek yıllarda bakanın şu akrabasının, şu yeğeninin veya milletvekilinin şu gelinin ilk kitabı olmaya başlarsa ve bir gecede bir sürü yazar türerse işler yanlış yürüyor demektir. Ama bu projeyi yürütenler gereken titizliği gösterecekler ve önlemlerini de ona göre alacaklardır.”

İskender Pala Türkiye Yazarlar Birliği İstanbul Şubesi’nde Edebiyat Mevsimi kapsamında 2010 yılı Türk Edebiyatı değerlendirmeleri konulu oturumda yaptığı bu konuşmasını yılın bu son günlerinde aktarmak istedim.

 



Samet Akten, 2010 yılı Türk Edebiyatı'na dair değerlendirmeleri aktardı


GYY'nin notu: İskender Pala'nın konuşmasında geçen kimi eserler 2010 yılından önce yayınlanmış eserlerdir. Öyle ki bazıları 10 yıl once yayınlanmış kitaplar. Yine de zamanla çok sınırlamanın kimi sakıncalarına teslim olmamak için en azından -eksiğiyle fazlasıyla- bir genel değerlendirme olarak görülebilir bu konuşma.

Güncelleme Tarihi: 01 Ocak 2011, 01:09
banner12
YORUM EKLE
YORUMLAR
ayşe başkaya
ayşe başkaya - 8 yıl Önce

sayın pala'nın ismini verdiği kitapların bir çoğu 2010dan çok evvel yayımlanmış kitaplar. ama illede zikretmek istediği isimleri sınırlı tutunca yada onlara kendini mecbur hissedince böyle olmuş anlaşılan. ee yazar çizer yayıncı eleştirmen herkes kendi dostunu, kiminle hukuku varsa, kime jestte bulunmak istiyorsa onu övmek istiyor. kimsenin derdi edebiyat yada objektif değerlendirme değil, herkesin derdi kendi:)ne yazık ki böyle.

kadirşinas
kadirşinas - 8 yıl Önce

değrlendirmelerinden anlaşıldığı kadarıyla bir kaç popüler eserin dışında pala'nın 2010'dan haberi yok. konuşmasını doldurmak için klasikleri sıralamış.

capanoglu
capanoglu - 8 yıl Önce

Yavuz sultan yasasaydi, palayi sah ismailin yanina gonderirdi:))

banner8

banner19

banner20