banner17

İrade sahibi olmak bizi hem özgür yapar hem de sorumlu

İrade insan için hem Allah’ın büyük bir lütfudur hem de imtihan sebebidir. İnsanoğlu kendisine bahşedilen irade sayesinde O’na iman edip kulluk etme yolunu seçebileceği gibi O’nu inkar etmeyi de tercih edebilir. Ahmet Serin’in etkinlik haberi.

İrade sahibi olmak bizi hem özgür yapar hem de sorumlu

İnsanın iradesi konusu, tıpkı kader konusu gibi, üzerinde çokça konuşulup tartışılan bir konu. Bilindiği gibi, bu konulardaki sorulara verdikleri cevaplar dolayısıyla insanlar farklı mezheplere tabi olmanın yanında, bazen iman-küfür sınırında da dolaşabilmektedirler.

Bu konular, aklın ve imanın kırılgan alanları. Ama en çok da merak ettiğimiz konular bunlar aslında.

Dolayısıyla, bu konuları düşünmeyelim, konuşmayalım demek gibi bir hakkımız yok. Yok, çünkü düşünceye gem vurulamaz ve cevapları verilmeyen soruların da insanı nereye savuracağı hiç belli olmaz.

Ensar Vakfı Bursa Şubesinde 1 Ocak Salı gecesi düzenlenen “Allah’ın İradesi ve Kulluk Sorumluluğumuz” konulu konferansında, bu sorulara cevap aradı Prof. Dr. Halis Aydemir.

Prof. Dr. Halis Aydemir’in bu konuya kafa yorduğu belliydi. Konuşması, baştan sona tutarlı ve belli bir insicam içinde akıp gitti. Halis Hoca, konuyu herkesin anlayabileceği bir sadelikte ve elbette Kur’an-ı Kerim ayetlerine başvurarak anlattı.

Sohbetine “Dünya hayatı bir oyun ve eğlence; bir süs ve aranızda bir böbürlenme, aranızda bir üstünlük yarışı; mallar ve çocuklar bakımından bir çoğalma ve tıpkı yağmurlardan sonra filiz veren bir ekin gibidir ama sonra o ekin kurur, sararır ve ayaklara yapışan bir toz olur. Ahirette ise şiddetli bir azap veya Cenab-ı Hakkın hoşnutluğu vardır. Dünya hayatı, aldatıcı bir metadan gayrı bir şey değildir. Özetle, içinde bulunduğumuz hikâye bu kadardır.” biçiminde ayetlerle desteklediği sözleriyle başladı Halis Demiray.

Prof. Dr. Halis Aydemir, insanın yeryüzündeki serüvenin tümüyle kendi tercihi olduğunu, insanın dünya hayatının, ahiret hayatı için önemli ve vazgeçilemez olduğunu da “Biz dünyaya nasıl geldik, nasıl bir süreç yaşadık. Bu süreci anlatmaya ve anlamaya çalışacağız. Allah bizi bu geçici evrede niçin var etti? ‘Mülk elinde olan Allah her türlü eksiklikten münezzehtir.’ ayetini düşünüyorum. Mülk geniş ve Allah her şeye muktedirdir. ‘Allah ölümü ve hayatı yarattı.’ ayetine göre, ölüm, yaratılmış bir varlıktır. Bazılarımız ölümü yok oluş gibi düşünebilir. Aslında ölümümüz de bir varlık halidir ama bizim anlayamadığımız bir haldir bu. Üstteki ayete baktığımızda, Allah’ın bizleri önce ölü olarak yarattığını anlıyoruz. Başka bir ayette de ‘Sizler Allah’ı nasıl yok sayarsınız? Sizler hayat öncesinde birer ölüydünüz.’ diyor Allah. İlk halimiz, ölüm. Onun öncesinde hiç yokuz. Sonra Allah bize hayat verdi. Bu hayattan sonra ölecek ve tekrar diriltileceğiz. Yani iki ölüm, iki de hayat halimiz olacak. Cehennemdekilerin ‘Rabbimiz, bizi iki kez ölü iki kez de diri olarak yarattın. Biz şimdi gerçekleri gördük. Bize bir kurtuluş var mı?’ diyeceği anlatılıyor ayette. Buna göre biz, şimdi birinci hayat evresindeyiz. Bundan sonra bir ölüm ve bir hayat evremiz daha olacak. İkinci hayat evremiz, son evre olacak. Bu hem müminler hem de kâfirler için böyledir.” sözleriyle anlattı.

İnsanın fıtratı sonsuzluğu ister

Yeryüzünde insanın neden diğer varlıklara üstün olduğu ve diğer varlıkların neden insanın hizmetine tabi tutulduğu, insanın kafasını kurcalayan konulardan biridir. Bu konuya farklı cevaplar verenler olmuştur mutlaka. Prof. Dr. Halis Aydemir, insanın iradesini açıklarken bu konuyu da “Bu süreç bizim için nasıl başladı? Allah pek çok şey yarattı ve yaratmakta. Yaratılan her varlıkta ‘Acaba Allah yine beni yok eder mi?’ sorusu vardır. Her varlık, fıtraten sonsuz hayatı ister. Allah da varlıklara bir emanet teklif ederek sonsuz hayata ulaşabileceklerini söyledi. Allah ‘Biz bu emaneti göklere, yerlere, dağlara sunduk. Üstlenmekten kaçındılar.’ diyerek bunu ifade ediyor. Emaneti teklif etme sürecini doğru anlamak gerek. Allah önce tüm mahlûkata ‘Ben sizin Rabbiniz değil miyim?’ diye sorar. Burada tüm varlıklar ‘Evet, Rabbimizsin.’ der. Ama bu esnada varlıklar Allah’ın azametine şahittir. Varlıklar Allah’ın azametinden uzaklaştığında acaba Allah’a yine aynı muhabbeti ve bağlılığı duyar mı? İşte Allah, kullarına, kendisine zoraki değil de isteyerek inanılacak bir süreç teklif etti. Bu süreçte kullar, kendilerini özgür hissedip Allah’a inanmayacakları bir irade sahibi olabileceklerdi. Allah, emaneti kabul edenlere sonsuz bir hayat vermeyi teklif etti. İradelerini kullanıp yine Allah’a inanarak ona saygı duymaya devam edenler, bu sonsuz hayatta mutlu olacaklar, inanmayanlar ise bir azabı hak edeceklerdi. Gökler, yerler, dağlar ve diğer tüm varlıklar, bu riski göze almayıp teklifi kabul etmediler. Bu teklifi kabul etmeyenler dünyaya dağlar olarak, taşlar olarak; su ve rüzgâr olarak geldiler. Bunu kabul eden varlıklar da yeryüzüne insan olarak geldi. Böylelikle insan, sonsuza kadar var olabilme hakkını, bu riski üstlenmesi dolayısıyla elde etti. Bu, yarattığı bir varlığa karşı Allah’ın bir lütfudur.” sözleriyle açıklamış oldu aslında.

Allah’ın bizi sevmesine talibiz

Dünyadaki varlığımızın dünya öncesinde yaşadığımız bazı olaylara bağlı olduğunu ve bizim dünyaya gönderilişimizin de bu sürecin bir parçası olduğunu “Bu dünya üzerinde insan olarak bizler, Allah’ı sevme ve onun tarafından sevilebilme sürecinin tam içindeyiz. Bunu da Allah’ın Resulüne tabi olarak yapıyoruz. Bizim Allah Resulünü sevip ona tabi olmamızın sebebi, Allah’ı sevmemizdir. Çünkü Allah Resulü, bize Allah’ın dinini iletmektedir. Ve biz, ayette de ifade edildiği üzere, Allah’ı sevdiğimiz için Resule tabi oluruz. Ayetin devamında, böyle yaparsak Allah’ın da bizi sevip mağfiret edeceği söylenmektedir. Bu şekilde de altında nehirlerin aktığı cennette sonsuz bir hayatı elde etmiş oluruz. İşte bu süreci biz, tümüyle kendi irademizle yaşıyoruz. Bu süreçte Allah’ı sevip sevmeme iradesine sahibiz.” sözleriyle açıklayan Halis Aydemir, insanın sadece Allah’ı sevmeye değil, Allah tarafından sevilmeye talip olan bir varlık olduğunu da kayda geçirdi.

İnsan soyunun serüveninin Allah’ın kendisine teklif ettiği emaneti kabul etmesiyle başladığını söyleyen Prof. Dr. Halis Aydemir, bu serüvenin başlangıç noktasının da cennet olduğunu söyledi. İnsandaki sonsuz rahat yaşama isteğinin, insanın yeryüzü serüveninin başlamasına sebep oluşunu da “İnsanın ilk sınavını da Hz. Âdem cennette yaşadı. Allah onu cennette iskân etti. Ayette iskân sözcüğü geçer ve iskân sürelidir. Âdem’in (as) cennetteki bu iskânı, sınav sonunda elde edilmiş bir cennete giriş değildir. O yüzden de geçicidir. Oysa dünya üzerinde sınandıktan sonra cennete girenler, sonsuz bir hayat için cennete gireceklerdir. Zaten insanın zafiyeti de tam bu noktada ortaya çıktı. Şeytan, Âdem’e (as) ‘Bu hayatın ne kadar sürecek, biliyor musun?’ dedi ve Âdem (as) da ona ‘Bilmiyorum.’ dedi. Şeytan ona ‘Sana burada kalmanın yolunu öğretebilirim’ dediğinde Âdem (as) tereddüt etti ve ‘Rabbimizin bize vermediğini sen mi vereceksin?’ dedi. Bunun üzerine şeytan Allah’ın adına yemin ederek onlara iyilik yapmak istediğini tekrarladı ve bir ağacı göstererek bu sonsuzluk ağacının meyvesinden yediklerinde, sonsuza kadar cennette kalacaklarını söyledi. Hz. Âdem (as) de, cennette sonsuz kalma umuduyla o ağacın meyvesinden tattı.” sözleriyle açıkladı.

Bir gün ecel gelip bizi alacak

Cennette kalmak için şeytanın iğvasına kapılan insanın, bu kez de dünyada kalmak gibi bir isteğe kapıldığını söyleyen Prof. Dr. Halis Aydemir, yaşadığımız hayatın sonsuza kadar süreceğini zannetmemizin bizi akletmekten uzaklaştırdığını da “Dünya üzerinde ise biz, sürekli bir döngü halindeyiz. Bu dünyaya sürekli birileri gelip birileri gidiyor. Ne gelen geldiği yer hakkında bir şey anlatıyor bize ne de giden gittiği yer hakkında bir şey anlatıyor. Ama biz, sürekli birilerinin gelip gittiğini görüyoruz. Biz de zamanımız dolduğunda bir gün gideceğiz. Bulunduğumuz mekânda kalıcı olduğumuzu düşünüp uzun emellere sahip oluyoruz bazen. Ama ecel, bizim bu emellerimizi kesiyor. Biz de aslında nereye gideceğimizi merak etmeliyiz. Fakat dünya üzerinde yaşamaya alışıyoruz. Bu alışkanlık bizi düşünüp akletmekten uzaklaştırıyor. Biz, yaşadığımız bu süreci düşünüp akletmekten uzaklaştıkça ilgilendiğimiz şeylerle oyalanan biri gibi olacağız. Ama bir gün birden ecel gelip bizi bu oyalandığımız şeylerden ayıracak ve oyalandığımız şeyler de elimizde kalmayacak.” cümleleriyle kayda geçirdi.

Allah’ın teklifine evet demekle bir anda diğer varlıklardan ayrıldığımızı kendine özgü üslubuyla anlatan Prof. Dr. Halis Aydemir, dünya hayatı öncesinde Allah’ı zaten tanıyıp bildiğimizi, dünya hayatındaki irademizle bize asıl olarak Allah’ı kabul etmeme ve Allah’ı sevmeme hakkının yine Allah tarafından verildiğini ve bizim sınavımızın da aslında bu olduğunu şu sözlerle anlattı:  “Allah insanı yaratıp irade sahibi kıldıktan sonra yeryüzüne göndereceğini söylediğinde, melekler, onlar yeryüzünde fesat çıkarıp bozgunculuk yapacaklar, dediklerinde Allah onlara ‘Ben sizin bilmediğinizi biliyorum.’ dedi. Sonra Allah, emaneti kabul eden her varlığı dünyaya insan olarak gönderdi. Şimdi biz, bu sürece dâhil olmuş kişileriz. Şimdi bazıları ‘Ben bu sürece isteyerek mi girdim?’ diyebilir. Allah’ın ifadesine göre, evet, biz bu sürece isteyerek girdik. Bizim bunu hatırlamamamız, bu gerçeği değiştirmez. Zaten Allah da ahirette bizim ‘Biz bunu bilmiyorduk.’ diyeceğimiz ihtimaline karşı bizi uyarmaktadır. Biz dünyaya gelirken geldiğimiz yeri unutarak geliyoruz. Ama dünyada bize Allah’ı tanıtacak çeşitli ayetler olacağını da bilerek geliyoruz. Geldiğimiz yeri unutma sebebimiz, özgür irademizi tam anlamıyla kullanabilmemiz içindir. Biz, geldiğimiz yeri hatırlasak dünyada Allah’a irademizle duyduğumuz muhabbete gölge düşerdi. Şu anda biz, Allah’ı sevip sevmeme, ona itaat edip etmeme, ibadet edip etmeme konusunda özgürüz. Allah, hiçbir biçimde bu özgür iradenin üzerine bir gölge düşmesine izin vermemektedir. Bunu Resulullah’a da o şekilde söylemektedir Allah, sen hidayet verici değilsin, demektedir. Bunu ayrıca ‘Dinde zorlama yoktur.’ ayetiyle de pekiştirmektedir.”

Dünya hayatımızın şartlarını biz mi belirleriz?

Allah’ın her insanı farklı biçimlerde ve farklı yöntemlerle sınadığını söyleyen Halis Aydemir, bu sınamayı “Bir de biz, dünya hayatındaki koşullarımızı ve sınanma biçimimizi de belirleyemeyiz. Bu da bizim için ayrıca bir sınavdır. Yoksul olanlar neden zenginlikle sınanmadığını, dişi olanın neden erkek olmadığıyla sınanmadığını merak ettiğini biliyoruz. Bu konuda Allah bize söz hakkı tanımamaktadır. O, sadece adaletli olacağını ifade etmektedir. Bunun dışında herkesin sınavı kendine özgüdür. Ama bir düşünün, insan için yoksul olup sabretmek mi, zengin olup şükretmek mi zordur? İyice düşünüldüğünde, her ikisinin de kendi içinde birbirine denk riskler barındırdığı anlaşılmaktadır. İşte Allah, bu eşitliği sağlıyor ama sınavın şartlarını kendi belirliyor. Bizler sınavı unutup dünyaya daldığımızda, malın mülkün çok önemli olduğunu zannediyor, bunu hiç bitmeyecek bir şey gibi düşünüyoruz.” sözleriyle açıkladı.

Dünya hayatımızın zaman zaman hiç bitmeyeceğini düşünsek bile, ecelin gelip bizi bu hayattan alıp götüreceğini unutmamamız gerektiğini söyleyen Prof. Dr. Halis Aydemir, konuyla ilgili “Bazıları ‘Madem bizim hayat şartlarımız önceden belirlenmiş, o halde çalışıp didinmemize gerek yok.’ demektedir. Bu, Allah’ın ‘Fazlımın peşine düşünüz.’ emrine aykırıdır. Ama yine de sonuçta siz, elde edemediğinize üzülmeyin, elde ettiğinizi ise siz elde ettiniz sanıp sevinmeyin çünkü o, Allah’ın size bir ikramıdır. Dünya hayatı her halükarda ecelin kesip sonlandıracağı bir çizgi gibidir. Bizim nerede ve kimden doğacağımıza karar verme hakkımız yok ama nasıl yaşayacağımızı belirleme hakkımız var. Olaylar karşısında tepki gösterme hakkımız, irademiz var. Bizim sonsuz hayatta nasıl yaşayacağımızı belirleyen de Allah’ın bize lütfettiği bu iradedir.” sözlerini söyleyerek sohbetini bitirdi.

Ahmet Serin

Güncelleme Tarihi: 05 Ocak 2019, 20:13
YORUM EKLE

banner19

banner13

banner20