İnsanlar bilgisi kadar görür ve algılar

Alev Alatlı, KADEM'in düzenlediği 'Değişen Türkiye'de Adalet' konferansında konuştu. Betül Şatır etkinlikten notlarını aktarıyor.

İnsanlar bilgisi kadar görür ve algılar

28 Şubat 2015 günü SETA'da Kadın ve Demokrasi Derneği (KADEM) tarafından düzenlenen konferans Alev Alatlı ile onu dikkatle takip eden birçok kimseyi buluşturdu. "Değişen Türkiye'de Adalet" başlıklı konferansın açılış konuşmasını KADEM’in Başkanı E. Sare Aydın yaptı. Alev Alatlı’yı takdim etmek üzere kürsüye Cumhurbaşkanımızın kızı ve KADEM Akademik Kurul Başkanı Esra Albayrak Hanımefendiyi çağırdı. Esra Albayrak, Alev Alatlı’nın tüm kitaplarının özeti mahiyetinde özenli cümleler kurarak Alev Alatlı’yı duygulandıracak zarif bir takdimde bulunduktan sonra daha adil bir geleceğin hayali ile sevgilerini ve saygılarını sunarak sözü efsane hoca Alev Alatlı'ya bıraktı.

Alev Alatlı, “Bence siz bana her şeyden önce anne olarak, şimdilerde anneanne olarak, 'eve güneş batmadan gireceksin' kuralının işletildiği bir ailede büyürken bunca işi nasıl kıvırdın, bu işleri buraya nasıl getirdin diye sorun” diyerek sözlerine başladı. “Mücadelemi yaşarken nelerle karşılaştığımı sorun” derken anne, eş, anneanne olmanın yanı sıra bir şeyler yapılabileceğini, hiç bir bahanenin arkasına saklanmamak gerektiğini hatırlattı. Alatlı şöyle devam etti: “ODTÜ'de grup çalışmalarına, asistanı olduğumuz araştırma projelerinin buluşmalarına babam müsaade etmek istemedi. Bir yandan hocamız akşam saatlerine ders koymuştu. Şimdi gelin de bunu babama anlatın. İnadına ben de çok meraklı ve başarılıyım. Şu evden çıkayım da işime bakayım duygusuyla yapılmış yanlış bir evlilik başka türlü bir kargaşaya neden oldu. Sonra yol ayrımları ve tabi çocuğa yansıyan tarafları çok oluyor. Bütün bunların arasında ben az uyumasını öğrendim. Bakın bana bir şey olmadı, sağlıklıyım da. Söz söylemek, bir şeyler başarmak istiyorsanız aynı anda iki üç iş yapmasını öğrenmek zorundasınız. Önemli olan hayatınızın ritmini oluşturup yakaladıktan sonra etrafınızdakilere hayır diyebilmeniz. Hedeflerinizi, hayallerinizi kapsayan ritmi başka türlü işletemezsiniz.”

Beşeriyeti bir bütün olarak görme pratiği

Türklerin klan halinde yaşadığını belirten Alatlı, bu sözünü şöyle açtı: “Nedense yalnızlıktan ödü patlayan bir topluluğuz. Tek kalmak korkusunun tezahürlerini birçok yerde görürsünüz. F tipi cezaevleri mesela, ben o konuda, 'ne var bunda, ben olsam güzel, benim bir hücrem olur' dedim, ortalık karıştı. Bu da öyleydi yani o korkunun tezahürüydü. Tekil yaşamaktan neden korkarız ki; aslında mahalle baskısını bu korku beraberinde getirir. Bu korku sadece muhafazakâr kesimde yoktur, her kesimde vardır. Hele ki Beyaz Türkler nasıl korkarlar yalnızlıktan inanamazsınız. Onlarda da bir bütün halinde kalkılıp oturulur. Birleşik cephe, yardımlaşma gibi yararları yanında zararı çoktur.

Eğer gerçekten bir şey yapmak istiyorsanız, yalnızlığı öğrenmeniz ve yalnızlığı üretime tahvil etmenin bir yolunu bulmanız gerekiyor. Bir de birbirinden bağımsız süreçleri yan yana işletebilmeli, işlerinizi paralele bağlayabilmelisiniz. Bir iş yaparken başka bir iş yapmayı da becerebilme yeteneği geliştirmelisiniz. Zamanın oğulları olmak denilen şeyi başarmalısınız. Toplumda iz bırakmak ancak bu yolla olur. Bir inovasyon, bir teori için insanın kendi başına kalması gerekir. Kafa toplamak, gerektiğinde en yakınına 'hayır' demekten geçer. Siyasette ve edebiyatta 'yalnız kurt' olmayandan hayır gelmiyor.” Alatlı, “bir önder yalnız kurt olmalı” derken ön sırada onu dinleyen kızları işaret ederek “şu hanım kızların babası gibi” dedi ve Cumhurbaşkanımıza atıfta bulundu.

Alev Alatlı sözlerine şöyle devam etti: “Mahalle baskısı denilen şeyle aynı yanlışları nesilden nesile aktarıyoruz. O nedenle zamanı da yanlış yönetiyoruz. Birlikte hareket etmek insanların hareket alanlarını daraltıyor. Bütün bu birbirini anlamamalar yahut yanlış anlamalar, 'Bizim mahallenin güzeli sizin mahalleye gelmez' mantığıyla her iki tarafın birbirini ötelemesiyle yaşanıyor.” Alatlı, bazı eksikliklere de dikkat çekerken, “BM adam olsa da keşke bir 'Kavramlar Sözlüğü' hazırlasa. Örneğin helal kelimesinin yanında kosher, tayak vs. olacak şeklinde düzenlese… Bunlar aslında aynı kavramlardır. Böylece eşref-i mahlukatın aynı kavramlar üzerinde konuştuğunu düşündüğünü görebilirdik. Dünya üzerinde 300 kadar temel kavram var aslında. Ve bu bize beşeriyeti bir bütün olarak görme pratiği kazandıracaktır” dedi.

Her insan, önce kendisini yetiştiren toplumun ürünüdür

Bugün eğer ben bir şey olduysam bunu asker kızı olmama borçluyum” diyen Alatlı, devamında şunları söyledi: “Bu sayede çok yer gezdim, çok insanla tanıştım, birçok askerle konuştum. Bir asker kızı olarak onların (askerlerin) neden niçin korktuklarını biliyorum, bu iletişimi onlarla kurabiliyorum. Bunu ben kurabiliyorsam herkes kurabilir. Türkiye'nin en büyük sıkıntısı nedir? İletişim sıkıntısı. Bizler bu konuda ilerlemek zorundayız. Araştırma yapmalısınız, bütün kavramlara en azından internetten bir bakmalısınız. Bunu alışkanlık haline getirmelisiniz. Şahsen ben, din konuşabilmek için Amerika'dan döndükten sonra ilahiyat çalıştım ama çok yönlü çalıştım. Senelerce çalıştım, El- Ezher’de araştırmalar yaptım. Orada hocaların ne kadar içlerine kapalı olduklarını hayrete kapılarak gördüm. Mısır’ı o zamanlar siyaset, ekonomi, coğrafya, edebiyat ve birçok açıdan inceledim. İletişim için çok yönlülük gerekiyor.Örneğin Deniz Baykal başörtüsünün füruat olduğunu söyledi. O ne talihsiz bir açıklamaydı. Evren Paşa da öyle. Hadi isminin başında hoca olur, molla olur anlarım. Ülkedeki herkes birbirinin işine karışıyor. Başörtüsü meselesi Deniz Baykal'ın işi değildi. Başörtülünün kendini laiklikle anlatmaya çalışması da onun işi değildi. Bir laik, giyim kuşam özgürlüğünü savunmalı, ötesine karışmamalı bence. Giyimin şeklini belirlemek hatasına düştüklerinde özgürlükle çeliştiler. Diğer yandan ise 'başörtü hakkımı söke söke alırım' hatası vardır. Hak olan, laik sistemde başörtüsü takabilmek değil, istediği gibi giyinmektir. Bunu gözden kaçırdıkça çatışmalarımız bitmedi. Böylece bir ağız dalaşı ortaya çıktı.”

Türkiye'nin bilinenin aksine ataerkil değil anaerkil bir toplum olduğunu belirten Alatlı, şunları zikretti: “Açık ya da kapalı -çoğu zaman kapalı- kadınlar iktidardadır. Sonunda bizim istemediğimiz hiçbir şey olmaz. Başörtüsü de biz istediğimizde olur, istemediğimizde olmaz. Demokrasi de gerçekten kadının işidir. Demokrasinin işlemesi de iletişim kanallarının açık ve doğru olmasına bağlıdır. Bir iç cihat yapılmalıdır. Kendi içimizde bir iç cihada çıkmalıyız. Buna seküler terminolojide özeleştiri denmektedir. Bu duruma paralel olarak kendimizin demokrat olup olmadığını çok sıkı sorgulamalıyız. Tek başına 'kadın' olmak dayanışma için yeterli değildir. Örneğin, sırf kadın olduğumuz için Merkel'le, Bayan Clinton'la uzlaşma-iletişim sağlayamayız. Merkel'e gittiğimizde onun çevresinde olanları konuşabilecek bilgi birikimine sahip olmalıyız. Onunla oğlundan, ineklerinden konuşacak seviyeye getirebilmeliyiz iletişimimizi. O zaman, kadın olmak paydası üzerinden bir iletişime geliştirebiliriz.

Her kadın, her insan, önce kendisini yetiştiren toplumun ürünüdür. Önce kendimizi, sonra içinde doğduğumuz zümreyi dönüştürmeliyiz, diğerlerine öyle sıra gelecektir. Bizden öncekilerin hatasına tekrar düşmememiz gerekmektedir. Sorun bilindiğinin aksine erkeklerde değildir hiçbir zaman. Asıl sorun koruyup kollayan ve saklayan kadındadır. Töre cinayetlerinde hiç kızının önüne atlayan anne gördünüz mü, o tam tersine silahı verir kızını vurmaları için! Ensest de, söylendiğinden çok daha büyük bir sorundur. Kızların PKK'ya kaçma sebeplerinden en büyüğü olduğunu biliyoruz. Meselenin aslını saptırıyorlar. Koyun altında buzağı aramak değildir bizimkisi. Gerçeklerin açıkça ifade edilmesi her zaman doğru olandır.

Giderek kadınsı bir toplum olmaya doğru gidiyoruz. Kötünün gözünün içine bakmaktansa aman bakma sakın diyerek gözlerimizi kapatmaya başladık. Ağır şeylerin, zor konuların üzerini örtüyoruz. Bu çok kadınsı bir reflekstir. İdare etmek, üstünü örtmek, yokmuş gibi yapmak. Ve biz bunları evde annemizden öğreniyoruz. İşte asıl 'kadın hatalı' derken bunu kastediyorum. Çocuk yetiştirilirken annesinden korumacılığı, kayırmacılığı görüyor, öylece kendisi de evlatlarına uyguluyor. Hem de olağan zannederek.

Bir yandan da oğlan çocukları giderek tembelleşiyorlar. Hamlaşıyor ve hımbıllaşıyorlar. Bunun getireceği güvensizlikle ne yapacağız, hiç düşündünüz mü? Beyaz Türklerin, 'oraya karışmayın! Buraya gitmeyin! O söylemde bulunmayın! İsrail'le arayı bozmayın' gibi çıkışlar yapmalarının altında bu özgüvensizlik vardır. Türk erkeği bu yapısıyla tek başına yaşamasını beceremez, onlardan kovboy olmaz. Bu kimin kabahati, elbette biz kadınların hatasıdır. Kadınlar olarak evde iktidardaydık, Cumhuriyetle birlikte dışarı taştık, oraya da hâkim olma derdindeyiz. Türk erkeğinin bu baskı altında ezildiğini oturmuş seyrediyoruz.”

Alev Alatlı'nın “Bir kadının Beyaz Türk olması daha kolaydır” derken, “Viva la muarte” kitabında Rodoplu’nun, “Farkında mısın, biz hep beyaz yüzlü sarışın tiplerin ağzına bakıyoruz. Sen hiç ciddi şeyler söyleyen ya da dikkate aldığımız esmer, karakaşlı kara gözlü bir adam gördün mü” tespitine atıfta bulunduğunu sanıyorum. Şöyle devam etti konuşmacı: “'Bu tarz benim' diye bir yarışma programı var, seyrediyorum. Müthiş bir sosyolojik deneyimdir, lütfen siz de seyredin. Bir mahalle kızının değişimi nasıl oluyor, o programda çok iyi gözlemleyebilirsiniz.

Yurtdışında yapılmış araştırma sonuçlarını Türkiye'ye uyarlamaya çalışmak doğru değildir. Elimizde veri olması gerekir ama verilerimiz yok. Bu alanda çok çalışmalar yapılması gerek. Toplumsal alt-üst oluş yaşıyoruz, bunun beraberinde büyük şiddet yaşıyoruz. Türkiye bir Rönesans’ın içinden geçiyor. Bazı şeyleri sonsuza kadar kaybedebiliriz. Bu kayıpları asgariye indirmenin yollarını bulmamız lazım. Hiç bir Rönesans sanatçısı ben bir Rönesans sanatçısıyım diyerek ölmedi. Leonardo dâhil. Ama onlar bir şeyler yaptılar. Su altı çizimleri yaptılar, yeni akımlar oluşturdular.

İnsanlar bilgisi dâhilinde görürler ve algılarlar

Alev Alatlı, konuşmasında "sosyal psikoloji" kavramına da değindi: “Bu kavramı gündeme getirmemiz ve üzerinde konuşmamız gerek. Dil birliğimizi kaybettik. Kavramlar hepimiz için aynı manaya gelmiyor. Mesela, muhasebeci para çalmış diyelim, karşımdaki 'ama adam çoluk çocuğunu çok seviyor' diyor! Hırsızlık başka, iyi bir aile babası olması başkadır. Kavramlar birbirine karışmış durumda. Biz ne yaparsak yapalım 'Yeni Dünya Düzeni' galip gelecektir. Bu düzen hâkim olurken biz, asgari kayıpla girmenin yollarını bulmalıyız. Bilimi takip edeceksiniz. Dünyada ne gibi ilerlemeler oluyor, bileceksiniz. Her şeyin cevabı Kur'an'da var, tamam ama bunu içinden çıkaracak ilim adamları gerekiyor. Şu anda ben bunu bizim ülkemizde göremiyorum.”

İlahiyat konusuna bir soru üzerine değinen Alatlı, “ben elime bir güç geçse ilahiyat fakültelerini toptan kaldırırdım. Önce diğer bilimlerin okunmasını şart koşardım. İlahiyatı da master seviyesinde açardım. O noktaya gelmeden başka şeyleri biliyor olmaları gerekiyor diye düşünüyorum. O aşamaya çok dolu gelmeliler. İlahiyat fakültelerinin akademik müfredatı yanlışlarla doludur.

En azından altıncı sınıftan itibaren din dersi zorunlu olmalı tamam ama dua ezberi şeklinde olmamalı. Gerekirse dua ezberi için seçmeli ders koyarsın, herkes istediği gibi öğrenir. Din dersinin de içeriğini düzenlersin. Bu reform değil, yanlış anlaşılmasın. 'Ayetler yoruma kapalıdır' tehlikesinden uzak kalmak gerekir. Bu konuya paralel olarak aklıma geldi; bir deney yapmışlar, Afrika'da yaşayan yerlilere uzun metrajlı filmler seyrettirmişler. Filmin sonunda onlara ne anladıklarını sormuşlar. Onlar da yaprak, tavuk, toprak gibi ne biliyorlarsa onları saymışlar. İnsanlar bilgisi dâhilinde görürler ve algılarlar.

Dünyanın İslam'a ihtiyacı vardır. Dinlerin İslam'a ihtiyacı vardır. Orijinal düşünen insanların Kuran’dan çıkaracakları manalara ihtiyaç var. Dinin reforma ihtiyacı yok ama kitaba erişecek insanın kalitesini arttırmaya ihtiyaç var.

Batıyla konuşurken batının referansını kullanarak konuşmalısınız

Konuşmacı, “Dünya beşten büyüktür” sözünü hatırlatarak “Erdoğan ilginç bir şey yaptı” dedi ve ekledi: “Batı toplumlarının, dünya liderlerinin kucağına ilk kez kadim değerler kavramını demirden bir top gibi attı. Bu kolay kolay o kucaklardan çıkmayacaktır. Tartışılacaktır. Çünkü batı kendi eliyle Allah'ı öldürdü. Bunu Nietzsche ve benzeri aydınlar eliyle yaptı. Tanrı'sı olmayanlar başkasının Allah'la barışını kıskanır ve tabiidir ki onu yok etmeye çalışır.

İstatistikte 'büyük numaralar kanunu' vardır. Nimet abladan ikramiye çıkması oranın uğurlu olmasından değil, o büfede satışın çok olmasıyla ihtimalin artması sebebiyledir. Demokraside de böyledir. Karar mekanizmasını ne kadar yayarsan o kadar iyidir, dehayı bulma şansın artar. Bir ülkeyi anlamanın en iyi yolu bana göre ki bunu size de tavsiye ederim; bu ülkeden birini seçeceksiniz ve diğer/gideceğiniz/araştıracağınız ülkedeki karşılığına bakacaksınız. İstanbul İl başkanı ile Tel Aviv il başkanını karşılaştırmak gibi. Nişantaşı'nda galeri sahibi bir kadın ile İsrail'de galeri sahibi bir kadına eş zamanlı bakacaksınız. Benzerliği siz de göreceksiniz.

Karşıdan nasıl gözüktüğümüzü bilmeliyiz. Kişiler ve olaylar hakkında bilgiler edinmeliyiz. Araştırmadan anlatılanları sakın kabul etmeyin. Olayın doğrusunu yanlışını öğrenin. Kulaktan dolma bilgilere inanmayın. Batıyla konuşurken batının referansını kullanarak konuşmalısınız. Ancak bu şekilde suyun üzerine çıkabilmeniz mümkündür. Onlara Uhud'dan örnek verirseniz anlamazlar, ama İrlanda'daki savaşı da bilir örneklendirirseniz kabul görürsünüz. O zaman 'Uhud'da da olmuş' diye konuya giriş yapabilirsiniz. Bunu sadece batıyı bilerek değil kendi kültürümüze sahip çıkarak da yapmalıyız. Örneğin birçokları türküleri bilmez, oysa en protest şarkılar türkülerdir. 'Manda yuva yapmış söğüt dalına' inanılmaz bir hiciv hikâyesidir.”

Beşeri bir bütün olarak göremediğimizi tekrar hatırlatan Alatlı, İslam âlimlerinin neredeyse İslam’a ihanet edecek kadar tembel olduğunu, dünyanın halinden çok azının haberdar olduğunu, bilimi takip etmeleri gerektiğini söyledi. Alev Alatlı, “Zamanı iyi kullanmayı bilmediğimiz” eleştirisini tekrar ederek konuşmasını bitirdi.

 

Betül Şatır haber verdi

Yayın Tarihi: 04 Mart 2015 Çarşamba 16:09 Güncelleme Tarihi: 05 Mart 2015, 09:26
YORUM EKLE
YORUMLAR
Yasemin Demirci
Yasemin Demirci - 6 yıl Önce

Öncelikle bu güzel notları paylaştığı için Betül Şatır hn.a sonsuz teşk.ler.Alev Alatlı hakkında fazla bir bilgim yok açıkcası.Bir programda tanıdım kendisini.Ama bugün bu görüşlerini okuyunca anladım ki Türk milleti olarak sahip olduğumuz en değerli kadın aydınlarımızdan...Yolumuza ışık tutan bu değerli aydınlarımızı anlamalı ve farkındalığımızı artırarak geleceğin fenerleri olmayı ümid ediyorum...

banner19

banner36