İnsanın mesut olmasıyla belde mamur olur

Hattat Hüseyin Kutlu, geçtiğimiz günlerde İLEM'in 12. dönem kapanış konferansında 'Medeniyetimiz ve Sanat' üzerine konuştu. Yunus Sürücü etkinlikten notlarını aktarıyor..

İnsanın mesut olmasıyla belde mamur olur

Geçtiğimiz günlerde İLEM’in Altunizade Kültür Merkezi’nde mezuniyet programı vardı. Konuk ise hattat Hüseyin Kutlu idi. Hüseyin Kutlu, “Medeniyetimiz ve Sanat” üzerine konuştu.

Ben de hatla ilgilendiğim için programın afişini gördüğümde katılmak istemiştim ve günü geldiğinde Üsküdar’ın yolunu tuttuk elhamdülillah. İlk konuşmayı İstanbul Üniversitesi sosyoloji bölümünde öğretim üyesi olan ve İLEM’in başkanı olan Yrd. Doç. Dr. Lütfi Sunar yaptı. Lütfi hoca konuşmasında genel olarak İLEM’in nasıl bir dernek olduğu, görevlerinin, sorumluluklarının ve amaçlarının ne olduğu hususu üzerinde durdu. İLEM’in amacının Müslüman akademisyen yetiştirmek olduğunu söyleyen Sunar, eskiyi bilmekle beraber yeninin de aynı ölçüde bilinmesi ve kavranması gerektiğini dile getirdi. “Biz 'kendini bil, insanı tanı ve yeni şeyler söyle' düsturuyla yola çıkan ve dünyayı anlayabilmek için Müslüman kardeşlerimize bir bakış açısı kazandırmak isteyen bir derneğiz. Bununla beraber eğer bu bakış açısını kazanamazsak ülkemizde ve dünyada olup biten olayları anlayamayız” diye sözlerine devam eden Sunar, hayatın akışına ve hızına kendimizi kaptırmadan çalışmamız gerektiğini söyledi. Son olarak öğrencilerden daha çok nitelikli çalışmalar yapmalarını dileyerek konuşmasını bitirdi.

Sunar'ın konuşmasının ardından kürsüye çıkan Davut Şanver ise içinde bulunduğumuz çağda ilmî çalışmaların öneminden bahsetti. İyi, güzel söz ve çirkin, kötü söz karşılaştırmasını anlatan İbrahim Suresi’nin ayetlerini hatırlatarak “daima kökü sağlam olan ağaca benzememiz gerekiyor” diye vurguladı. Konuşmacılar konuşmalarını bitirdikten sonra ise hattat Hüseyin Kutlu konuşmasını yapmak üzere sahnede yerini aldı.

Beldelerin mamur, insanın mesut olması

Hüseyin Kutlu, mütevazı bir şekilde konuşmasının efradını cami ağyarını mani bir konuşma olmayacağını belirtti. Medeniyet ile ilgili bir sürü tanımın yapıldığını fakat kendisi için en muteber olan tanımın “mamur belde mesut insan” diye yapılan tanım olduğunu söyledi. Medeniyetin bu iki temel üzerinde oturtulması gerektiğini söyleyen Kutlu, “günümüzdeki kentlere bakarsanız durumu zaten çok iyi anlarsınız” diye sözlerine devam etti. Günümüzdeki kentlerin müşevveş ve yaşanılmaz olduğunu söyleyen Kutlu, “Gökdelenli kentler artık mutlu insanlar yaşatmıyor. Burada yaşayan insanlar mutlu değil, insanlar adeta sarhoş bir şekilde yaşıyor” dedi. Kutlu sadece beldelerin mamur edilmesinin de eksik kalacağını belirtti: “İkisi beraber olacak. Ne mamur belde, mesut insandan; ne de mesut insan, mamur beldeden uzak kalabilir. İnsana şuur verilmeden beldelerin mamur edilmesinin hiçbir kıymeti yoktur.”

Gerçekten de günümüzde bunu görebiliyoruz. İstanbul’da bulunan bütün tarihî yapılar adeta katliama uğruyorlar: Cami, mezar taşı, kitabe, çeşme… Aklınıza ne gelirse. Bunun nedeni de Hüseyin hocanın bahsettiği “şuursuz imar etme” durumu. Medeniyetimize ait sanatların bugün sadece nostaljik fonksiyona sahip olduğundan yakınan Kutlu, medeniyet ve sanatın birbiriyle iç içe olduğunu vurgulayarak “ne sanat medeniyetsiz olur ne de medeniyet sanatsız olur” dedi.

Neden “şarklılaşma” diye bir tabir yokken “garplılaşma” diye bir tabir var?

Hüseyin hoca daha sonra ise çeşitli medeniyetlerin etkileşiminden bahsederek konuyu Batı ve İslam medeniyetinin etkileşimine getirdi. “Neden onlar yüzyıllarca bizden bir sürü bilgi aldılar ve 'şarklılaşma' diye bir şeye ihtiyaç duymayıp böyle bir kavram geliştirmediler de biz 19. yüzyıldan sonra Batıyı tümüyle taklit edip 'garplılaşma' diye bir kavram ürettik” diyen Kutlu, bu tespitinde çok haklıydı. Rönesans’ı bile İslam’a borçlu olan Batılılar, yıllarca İslam âlimlerinden 'kopyala-yapıştır' yapan Batılı bilginler hiçbir şekilde böyle bir “şarklılaşma” kavramına ihtiyaç duymuyorlardı. Onlar sadece kopyala-yapıştır vazifelerini yapıyorlardı. Biz ise küçükten büyüğe kadar her ne varsa Batılı yapmaya, Batılı olmaya çalıştık. Ne ki bu durum din değiştirme gibi uçuk fikirlere kadar vardı.

İslam kültüründe bulunan teşebbüh kavramı üzerinde duran Kutlu, “Kim bir kavme benzerse o da onlardandır” hadis-i şerifini hatırlattı. Kutlu daha sonra ise “gardırop” kelimesi üzerinde durdu. “Gardırop kelimesi yerine esbap dolabı terimini kullanabiliriz” dedi. Gardırop kelimesini kabullenip kullanmanın, “Efendim önceleri atalarımız ilkeldi, elbise melbise bilmezlerdi, bunun için elbise dolabımız da yoktu. Bu nedenle böyle bir şeyimiz olmadığı için mecbur Fransızcadan böyle bir kelime aldık. Yani ilkeldim, öğrenmiş oldum” demek gibi olduğunu dile getiren Kutlu, kendimizin dışına ne kadar çıktığımızdan bahsetti. “Kendimiz gibi olmaktan yıllarca utandık, utandırıldık” diyen Kutlu, Batılılardan bir şablon aldığımızı fakat bu şablonun bir türlü oturmadığını söyledi.

Sanatta gelenek ve göreneği kaybettik

Kutlu, daha sonra Peygamber Efendimiz’in (sav) Yesrib’i nasıl Medine-i Münevvere’ye çevirdiğini anlattı. Önceleri uğursuz diye adlandırılan yer, İslam’ın teşrif etmesiyle nurlu belde haline geliyor. “İşte medeniyet budur” diyen Kutlu, daha sonra gelenek ve göreneğin artık maalesef kaybedildiğinden bahsetti ve ekledi: “Osmanlı’da müze kültürü yoktu çünkü her şey görerek, tatbik edilerek öğreniliyordu. Fakat modern dünyada böyle bir durum söz konusu değil. Bu gelenek ve göreneğin kaybedilmesiyle beraber kalitede ciddi bir düşüş oldu.”

Geleneğin ve göreneğin kaybedilmesi insanın gönlünü kapatıyor. İnsan tatbik etmeden iyi kavrayamıyor” diyen Hüseyin hoca, “görmeden sahabi olunmaz” dedi ve Veysel Karani hazretlerinin durumunu anlattı. Görmenin ne kadar önemli bir husus olduğu üzerinde duran Hüseyin hoca, ardından konuyu hocadan talebeye aktarılmadan medeniyet olamayacağı mevzuuna getirdi. Sanat tarihi anlayışımızın seküler olduğunu ve sanat tarihimizden haberimiz olmadığını ifade eden hoca, “hem de Selimiyeleri göre göre, hem de Itrîleri duya duya” diye sözlerine devam etti. Gerçekten de bu durum hocanın söylediği gibidir. İlahiyat okuyan bir insan bile artık sistemin dayattığı kriterler yüzünden “insan eli dışında olan biten şeyler sanat sayılamaz” diyor. Halbuki Allah “bir sineği bile yaratamazsınız” diyerek insanoğlunun haddini ona bildiriyor ve Sâni-i Hakim’in kendisi olduğunu ifade ediyor.

Artık medeniyet ve sanat konusunda özümüze dönmemiz gerektiği hususunu dile getiren Hüseyin hoca, “yüzümüzü yıkayıp kendimize uyanmamız lazım” diyerek konuşmasını nihayete erdirdi. Hüseyin hocanın konuşması bittikten sonra ise güzel bir tambur-ney dinletisi gerçekleşti.

 

Yunus Sürücü haber verdi

Güncelleme Tarihi: 06 Mayıs 2014, 16:21

Eslem Nilay Bozdemir

banner25
YORUM EKLE

banner19

banner13

banner26