İnsanın emaneti insanın ta kendisidir

Kültür Ocağı Vakfı'nda, 'Gözel, öz'ün göze gelmesidir' - Estetiğin Varlık İlkesi Olarak Ferdiyet başlıklı bir konuşma yaptı İhsan Fazlıoğlu. Ömer Yüceller etkinlikten notlarını aktarıyor..

İnsanın emaneti insanın ta kendisidir

"Güldürürken düşündüren"lere bir hayli âşinâyızdır. Oysaki bunun tam tersini, yani "düşündürürken güldüren"leri bulmak bir hayli zor. İhsan Fazlıoğlu, işte bu zor bulunanlardan biri. Derin meselelerden bahsederken, bilim tarihine dalmışken, soyut düşünceyi anlatırken, cümlelerle ve bilgi bombardımanı ile boğuşulan bir anda tüm mevzuyu bir Karadeniz fıkrası ile özetleyebilen biri İhsan Hoca. Oflu olması elbette ki bu konuda kendisini avantajlı kılıyor. Anlattığı fıkralar, hikâyeler, verdiği örnekler tabiri caizse konuya cuk oturuyor.

31 Mayıs Cumartesi günü İhsan Hoca KOCAV'daydı. Epeydir uğrayamadığım, İstanbul'daki biricik yuvamız olan Kültür Ocağı Vakfı'nın yeni binasında, Erol Güngör Kültür Merkezi'nde "Gözel, öz'ün göze gelmesidir" - Estetiğin Varlık İlkesi Olarak Ferdiyet başlıklı bir konuşma yaptı İhsan Fazlıoğlu.

İnsan zevk aldığı bir şeyin üzerinde düşünemez

İhsan Hoca önce sanatın kısmen estetiğin yerine kullanılabileceğini söyledi. "Sanat, gayeyi içinde taşıyan eyleme denir." dedi. Zanaat kelimesinin, sanat kelimesinden bozma olduğunu o gün öğrendim. Bir zanaatkâr olan terzi, amacını kumaşa giydirdiği için sanatçı addedilirmiş. "Tıpkı Tanrı’nın yaratma eyleminde, amacını maddeye giydirmesi gibi" diye ekledi Fazlıoğlu. Hocanın sanatı tanımlarken bunun bir eylem olduğunu söylemesi ilginçti, bunu bir kez daha tekrarladı ve "sanat"ın isim değil fiil olduğunu söyledi ve Kur’an-ı Kerim'de soyut kelimelerin bulunmadığını, isimden daha çok fiil olduğunu ve Kuran'ın eylem bazlı olduğunu belirtti.

İrfan, metafizik, hikmet gibi kavramların rasyonel akılla ölçülemez şeyler olduğunu söyleyen İhsan Hoca, rasyonel aklın ferdiyet cihetinden olaylara baktığını; taayyünatı, fenomenleri yani görünenleri arazlar üzerinden bilemeyeceğimizi, ne şekilde tarif edersek edelim, ne şekilde tanımlarsak tanımlayalım bu yöntemle görünenlerin özünü bilemeyeceğimizi ve bildiremeyeceğimizi anlattı. Hocanın bu anlattıklarını zihnimde, sanatla da ilintili olarak, "Bu Bir Pipo Değildir" (Cesi n'est pas une pipe) tablosu ile özetledim.

Fazlıoğlu, insanın zevk aldığı bir şeyin üzerinde düşünemez olduğunu söyledi. Eğer zevk alınan bir şey üzerine "şu yüzden zevk alıyorum" denilirse, bunun akılla ölçüm olduğunu ve işin içine sebeplerin girdiğini, yani işe "hile" bulaştığını söyledi. "Müzikten zevk almak bütünden bir yakalama yapmaktır" dedi. Yani zevk, holistiktir, bütüncüldür. Sûfilerin âriflerden farklı olarak nesirden çok şiiri ön plana çıkarmasıyla estetik olanın, şuhudî olanın daha kolay aktarılabildiğini söyledi ve Hz. İbn Arabî ve Hz. Celâleddin Rûmî'yi misal verdi. "Şuhudî olan bütünü, biri önemser" dedi. Bunun da kemâl ile açıklandığını söyledi. Kemâl, yani tamamlanmak, tamam olmak.

İhsan Hoca buraya kadar anlattıklarının bir mukaddime olduğunu söyledi ve kendini tanımayanları biraz şaşırttı. Bir şaşkınlık da "şimdi de ikinci mukaddimeyi anlatıyorum, asıl mevzu daha sonra" dediğinde oluştu.

"Süleymaniye'yi gönülle yaptık" romantizmi

İkinci mukaddime dediği bölümde Fazlıoğlu estetiğe giriş yaptı. Ansiklopedik bilgi vermekten kaçındı ve estetiğin temel kavramlarını kitaplardan öğrenebileceğimizi belirtti. Kemâlden devam eden İhsan Hoca, "Estetik duyuş, insanın kendindeki eksikliği tamamlama arayışıdır. Biz ölümü bile bir bütüne eklenme olarak görürüz." dedi. Âşık Paşa'nın Garipnâme’sinde böyle bir bahis olduğundan bahsetti. Bu bahiste "Tezevvük nerede mümkündür?" sorusu varmış. Yani "estetik bir haz mefhum düzeyinde nerede oluşabilir?". Bunun iki cevabının olduğunu ve bunların kişi düzeyinde imân, yani kendilik bilinci; mêkan düzeyinde emân, yani güvenlik olduğunu söyledi Fazlıoğlu. "Fakat tezevvük için ilk önce emân gereklidir. Ölüm tehlikesi olan, açlık tehlikesi olan hiç kimse estetik zevk sahibi olamaz." dedi. İmândan kastının İslâmi değil, kavramsal olduğunu açıkladı ve bunun amentü olduğunu, insanın "amentü" diyerek "ben şuna inanarak kendimi emniyete alıyorum" dediğini izah etti. "İsteyen amentü billah, Allah'a iman ettim der, isteyen amentü iblis der" diye örnekledi.

Buradan sonra insana ve halk edilmeye değindi İhsan Fazlıoğlu. İrfanî bir teşbih olan iniş ve çıkış kavsini kısaca açıkladı. İnsanın yaratılmışların son noktası olduğunu hatırlattı. Tasavvufta "insan doğulmaz, insan olunur" düsturunun bulunduğunu söyledikten sonra da, "O halde insan kelimesinin yerine aslında beşer kelimesini kullanmalıyız çünkü ilk nokta insan değil beşerdir" dedi ve "Kendilik bilinci (idrak i taayyün i şahsî) olunca insan olunur" diye ekledi. Aklın muhakkak gerekli bir şey olduğunu söyleyerek devam etti. Fakat terbiye edilmeyen aklın yıkıcı olduğunu belirtti. "Hiçbir dinde akıl merkezde değildi, İslam hariç. Peygamber Efendimiz'den beri akıl İslam'da merkezdedir" dedi ve İslam'ın maddi boyutlarını sürekli es geçtiğimizden, "Süleymaniye'yi gönülle yaptık" romantizminden yakında İhsan Hoca. Kelam kitaplarındaki "Allah'ın bilgisini düşünmek farzdır" ibaresinin İslam'ın bir meydan okuması olduğunu belirtti.

"Ferd olmayan kimse imân edemez"

Konuşma başlığının son kelimesini detaylandırdı İhsan Fazlıoğlu; "Ferd demek Huve demektir. O, tanrıdır. ‘o’ ise ferttir. ‘o’, ‘O’nun halifesidir. İnsanın emaneti insanın ta kendisidir. Ayette bahsedilen emanet insanın kendisidir." diye devam etti. "Ferdiyet, yalnız kalabilme gücüdür. Peygamber Efendimiz tamı tamına bir fertti. Yalnız kalabilecek kadar güçlüydü." dedi. Fert olabilmiş insan, estetik duyuşun zeminindedir bu duruma göre. Yüce olandan, güzel olandan etkilenebilir. İbn Arabî'nin Füsus ul Hikem'inde anlatılan Peygamber Efendimiz'in iki hasletini aktardı İhsan Hoca; ferdiyet ve estetik. Ferdiyetinin Mirac'da muhatap alınmış olmasıyla delilli olduğunu söyledi. Estetik bakışının da oğlunun mezarındaki çukuru geri dönüp kapatması ve "bakanın göz hakkı vardır" demesi ile delilli olduğunu anlattı.

"Ferd olmayan kimse imân edemez" diyen İhsan Hoca, aslında estetik olanın imânımız, yani kendilik bilincimiz, yani özümüz, yani hilâfetimiz olduğunu öğretti bizlere.

Konuşma sonunda anlaşıldı ki, konuşmanın tamamı İbn Haldun'un Mukaddimesi gibiydi. Eğer bunlar kısacık mukaddimeler ise İhsan Fazlıoğlu günlerce neler anlatırdı bu konuda kimbilir...

 

Ömer Yüceller yazdı

Yayın Tarihi: 05 Haziran 2014 Perşembe 12:44 Güncelleme Tarihi: 23 Haziran 2018, 14:11
banner25
YORUM EKLE

banner26