İnsan eline bir Safahat alır, öyle besteler!

Ellerine Safahat alıp bakmadan Celal Sahir'in şiirini Mehmed Âkif’in sandılar, bestelediler. Üstüne bir de ödül aldılar!

İnsan eline bir Safahat alır, öyle besteler!

 

2010 senesi sonları, gelecek senenin “Akif Yılı” olması milletimizde bir heyecan uyandırmıştı. 2011 senesinin Mehmed Âkif’in doğru ve derinlikli tanıtılmasında güzel bir vesile olacağına inanmıştık. Henüz 2010 bitmeden “Safahat’ten Şarkılar” adlı bir albümün tanıtımı yapıldı, Feshane’de bir konser tertip edildi. Eyüp Belediyesinin sponsor olduğu ve Ertuğrul Erkişi’nin seslendirdiği albüm hızla şöhret buldu.

Mezkur albüm çıktığı ilk günlerde elime geçti. Merhum Akif Bey’in muhtelif şiirlerinin bazı eski bestelerinin tekrar seslendirilip bazı şiirlerin de yeniden bestelendiğini fark ettim. Albümü sanat yönünden değerlendirecek değilim fakat Yalçın Çetinkaya’nın 13 Şubat 2011 tarihli Yenişafak’ta çıkan “Büyük Şairlerin Şiirlerini Büyük Bestekârlar Bestelemeli-2” başlıklı yazısını tavsiye ederim. Yeni bestelenenlerden bir şiir var ki aniden beni şüphelendirdi, “Gönülle Başbaşa”. Az buçuk Safahat okuyanlarımız bu başlığın yabancı olduğunu farkedecekler, Mehmed Âkif’in üslubunu birazcık bilenler şiirin ona ait olmadığını anlayacaklardır. Şiir şöyle:Ertuğrul Erkişi

Dudakları  bir dal ateş mercan gibi,

Bakışları  mâsum bir heyecan gibi.

Yürürken titreyen o narin endâmı,

Pembe bir gül açmış taze fidan gibi.

Saçlarında bağlı aşkın kördüğümü,

Fark edemiyorum gözle gördüğümü.

Bir tatlı rüyâ mı, bir canlı büyümü?

Elim dokunuyor fakat yalan gibi.

Celâl Sahir Erozan’a ait bu şiir 24 Aralık 2010  tarihinde Türkiye Yazarlar Birliği’nin ev sahipliği yaptığı Türk Musıkisi Semineri’nde Fırat Kızıltuğ tarafından bestelenen nihavent şarkı olarak seslendirilmişti.

Antoloji.com’a sormuş şiirin Âkif'e ait olup olmadığını

Neredeyse aynı günlerde Ertuğrul Erkişi’nin bu şiiri Safahat’e dâhil etmesi nasıl açıklanabilirdi? Zira Safahat’te böyle bir şiir olmadığı aşikârdı. “Peki, bu sonuca acaba nasıl ulaştı” diyerek internette şiiri taradım, bazı ıvır zıvır forumlarda bunun Mehmed Âkif’e ait olduğu yalanı uydurulmuş olacak ki bu şayia hızla yayılmış, hatta bu muhterem şahsiyetin böyle süfli dizelerini görmek bazı kimseleri sevindirmiş. Fakat daha da akıl almaz olan, yine birçok sitede bu şiirin apaçık Celal Sahir Erozan’a ait olduğu da yazılıydı. Erkişi’nin kafası karışık olsa gerektir, 4 Ocak 2011’de henüz albümün ilk günlerinde antoloji.com’a yazdığı bir soruda şiirin Âkif’e ait olup olmadığını soruyor. Cevaplar ise bu şiiri Akif Bey’e yakıştırır mahiyette.

Ertuğrul DüzdağMesele ortaya çıkınca 40 küsür senedir Mehmed Âkif ve Safahat üzerine çalışan Üstad M. Ertuğrul Düzdağ’ı aradım. Hocama bu şiir hakkında böyle bir şüphe olup olmadığını sordum. Böyle bir meselenin bahis mevzuu olmadığını iletti. “Peki, Eyüp Belediyesi ve Ertuğrul Erkişi bu işi yaparken niçin size danışmıyorlar” diye sorunca, “Evladım sen saf mısın” diyerek ekledi: “Bu memlekette ehline sorularak iş mi yapılır? Yangından mal kaçırılır gibi yürütülüyor.”

Hemen Eyüp Belediyesini aradım, Kültür Müdürlüğü durumdan haberdar bile değil. Durumun vehametini anlattım, “kısa zamanda bunun tashih edilmesini, hatta hemen bir basın açıklaması yapılıp özür dilenmesi gerektiğini” bildirdim. Durumu değerlendireceklerini söylediler.

Erkişi Ertuğrul Düzdağ’ı rahatsız etmek istememiş

Ardından Ertuğrul Erkişi’yi aradım, durumu kızgınca aktarınca ah u vah edip “işte istemeden oldu”ya getirdi sözü. “Peki, niçin ehline sormadınız” deyince bazı edebiyatçılarımız bu konu tartışmalı demişler. Kimdir Allah aşkına bu zevat merak ediyorum. Antoloji.com mu edebiyatçı(!) “Peki, Safahat’e baktınız mı?” “Yani, piyasada Âkif şiirleri derli toplu bulunmuyor” deyince benim sigortam attı: “Yahu Ertuğrul Düzdağ daha 1991’de Safahat dışında kalmış bütün şiirleri koca bir ciltte hazırladı, niçin ona sormuyorsunuz” deyince, “Hoca’yı rahatsız etmek istemedik” dediler. Anlaşılan hocayı pek rahat zannediyorlar. “Peki, şimdi ne yapacaksınız” diye sorunca, “Safahat’ten Şarkılar’ın yeni albümü çıkacak, bunu oraya almayacağız” dedi. Böylelikle büsbütün sinirlendim. “Bunu düzeltmezseniz böyle kalır, herkes bu şiiri Âkif’in zannedecek, mesulsunuz” şeklinde ikaz ettim. “Hem albüme ekleyeceğiz hem de bu hatayı duyuracağız” diye bir ahidde bulundu.

Çok geçmeden yeni albüm çıktı, ilk albümdeki faciaya dair tek not yok. Hafakanlarım bastı; Âkif Bey’e bir şekilde hakaret edilmiş oluyor, sanat ünvanlı çalışma takdir görüyor, geçen bunca zamana rağmen mükellef kimselerden ses çıkmadığı gibi kültür-sanat camiamız durumun farkında değil. Medyada sürekli albüm övülüyor, konserler veriliyor, tek kelime açıklama yok.Erkan Mutlu

Şimdi de Erkan Mutlu aynı hatayı tekrarladı

Ve 2012’nin ilk günlerinde Türkiye Yazarlar Birliği, 2011 ödüllerini açıkladı, yılın müzik ödülü Safahat’ten Şarkılar’a verildi.

Çok geçmedi ki facia kartopu gibi büyümeye devam ederken çığa dönüştü ve Erkan Mutlu “Mehmet Akif Sesleniyor” adlı albümüne ‘Gönülle Başbaşa’yı da aldı. Bu albüm de 21 Mart 2012’de Beykoz Belediyesi Ahmet Mithat Efendi Kültür Merkezinde bir konserle sunuldu. Dinleyen akil kimseler acaba bu şiiri düşünmediler mi?

Belediyelerimizin yaptığı işlerin hiç  değilse sıhhatli yürümesi için acaba titiz kültür müfettişleri mi tayin etmeli? Yoksa, hayır namına yapılan işler, halkın servetini berhava ettiği gibi muzır dahi olabiliyor.

Âkif Yılı Akif pazarına, Akif panayırına dönüştü

M. Ertuğrul Düzdağ “Âkif Yılı”nın Akif pazarına, Akif panayırına dönüştüğünü söyledi, hüznünü aktardı. İşin en acı tarafı öncü şahsiyetlere yalan yanlış yakıştırmalar yapıldığı gibi sağlıklı bilginin temin edilebileceği ciddi çalışmalar da gölgeleniyor.

“Gönülle Başbaşa”ya sahip çıkan sanatkârlarımızın “vicdanla başbaşa” kalmalarını da arzu ederiz. Hizmet endişesi ile yola çıkıldığı düşünülüyorsa hassasiyet gösterilmemesi bize başka kaygıları hatırlatıyor. Yoksa cüzdanla alaşağı olmak var!

Bizde bu tür kabahatlerden sonraki halet-i ruhiye şöyle olmakta: “Hata ettik, tashihi kabil değil. İyisi mi hissettirmeden şöhretimizi zedelemeyelim. Tarih nasıl olsa nisyan perdesidir. Her şeyin kaydedildiği ve hesap edildiği bir âlemde de yaşamıyoruz zaten. Bir pot mu kırdın, canlar sağ olsun, çuvalda bütün incirler küf mü oldu, yaşanacağı varmış.”

Mahir İz Hoca benzer bir durumda ne yapmıştı?

Tashihi bir ölçüde mümkün fakat ciddi gayret gerektirecek, iyi bir misal olması açısından çok mühim bir hatırayı not düşelim:

Mahir İz1968 senesinde bir dostu yeni kitabının matbaadan çıkan ilk nüshasını Mahir İz Hoca’ya takdim eder. Hoca kitabı okurken gözüne hemen ilişen ilk sayfadaki ayet mealidir. Tevbe Sûresinin 40. ayetinin bir parçasının tercümesinde Fahr-i Kâinat Efendimiz hakkında “Kafirler onu memleketinden kovdukları vakit…” cümlesini görünce, Hoca’nın huzuru kaçar, asabı bozulur.

Türkçe kültüründen mahrum olmanın sebep olduğu, bilmeyerek yapılan bir tercüme hatası “Günahtır, en büyük hürmetsizliktir, su-i edeptir”; bu sebeple Mahir Hoca ertesi sabah erkenden kitabı veren o arkadaşa gider ve durumu izah eder. Arkadaşı teşekkür eder ise de, bu hatanın ancak ikinci baskıda düzeltilebileceğini söyler.

Mahir Hoca bu cevaptan müteessir olur ve der ki: “Bütün masrafı bana ait, bunu hemen düzeltelim. Matbaada kaç adet kitap basıldı ise, o kadar sayıda ‘çıkardıkları’ kelimesi bastırıp o menfur kelimenin üzerine yapıştıralım. Bunun masrafı ne olursa olsun ben şahsen vereceğim. Bunu yapmazsak, hem bile bile hatada ısrar etmiş oluruz.” Kitaplar etrafa dağıtılmadan bu düzeltmenin sür’atle yapılması için, bu işi takip etmesine güvendiği bir dostuna havale etmeyi de ihmal etmez. (Mustafa Özdamar’dan naklen)

İşte davasına hürmet eden, mukaddesatına sahip çıkan bir zatın unutulmuş hatırası, telafi böyle mümkün yahut teselli.

Yoksa misal şuna benzeyecek:

Hadis uydurmakla meşhur bir herif ölürken sorarlar, “o kadar hadis uydurdun, hiç korkmuyor musun?” Adam hiç aldırmayarak, “niye korkayım ki, sadece Hz. Ali hakkında 90 tane hadis uydurdum” diyerek tavrını ortaya koyar.

Bir şiir uydurduk fena mı Âkif’i ehl-i dünya yaptık. Allah muhafaza akıbet fena!

 

Sedat Albayrak yazdı

Güncelleme Tarihi: 19 Mayıs 2012, 16:01
banner25
YORUM EKLE
YORUMLAR
Nezahat KARAMAN
Nezahat KARAMAN - 7 yıl Önce

Ertuğrul ERKİŞİ'nin bende o Albümü mevcut, ama bahsettiğiniz şiire rastlamadım maalesef..? Acaba bendeki ALBÜM 2.kez çıkarılan mı onu bilemiyorum? :(

abbas yolcu
abbas yolcu - 7 yıl Önce

selam tabi olana.....onların adı "yazarlar birliği" okuyanlar birliği değilki. yazıyı yazan dost yürekli güzel insan.senin işin zor.allah sana gönül genişliği versin.bir çok ballı kaymaklı işin tekerine comak soktun.asılmaz isen ucuz kurtulmuş sayılırsın.

adı değmez
adı değmez - 7 yıl Önce

Bu ülkede nasıl Mevlana üzerinden yürütülen ve tamamen maddi unsurlara dayanan bir hoşgörü şirketi varsa, yeni yeni de Mehmet Akif üzerinden yürütülen bir Akif sektörü oluşturulmaya başlanıyor. Mutlaka bu insanların çıkıp özür dilemeleri ve Akif merhumun hatırasına yaptıkları ayıbı düzeltmeleri lazım.

Süleyman Çelik
Süleyman Çelik - 7 yıl Önce

Hassasiyetiniz ve tespitleriniz için, tebrik ve teşekkürlerimi sunarım.

Ali Tavşancıoğlu
Ali Tavşancıoğlu - 7 yıl Önce

Hassasiyeti için yazara teşekkürlerimi sunarım. Buna benzer fahiş bir hata da Fuzûlî için variddir. "Her renk solar haki kalır" diye başlayan ve şiirle, hele Fuzûlî şiiriyle, uzaktan yakından ilgisi olmayan bir dörtlüğü Fuzûlî'ye izafe eden cahiller, sözde edebiyat sitelerinde cirit atmaktalar.

Kâmil Büyüker
Kâmil Büyüker - 7 yıl Önce

Vâ esefâ vâ hayfa demekten başka çıkar yol kalmıyor. Ne çok tüketiyoruz, ne de kolay tükeniyoruz bu yanlışlarla...

derbeder
derbeder - 7 yıl Önce

dikkatiniz takdire şayanyerinde bir serzenişdaha yiyeceğimiz çoook fırın ekmek var demek ki

murat çakır
murat çakır - 7 yıl Önce

arkadaşlar. bakınız erkan mutlu ne güzel yorumlamış "mehmet akif ersoy şiiri"ni...http://www.youtube.com/watch?v=3JgwZmVQCfQ


banner19

banner13