İmre Özbek Eren Sorguluyor: Geleneksel Mahalle Geleceğe Taşınabilir mi?

İmre Özbek Eren geçtiğimiz günlerde 'Mahalle – Yeni Bir Paradigma Mümkün Mü?' isimli kitabına dair bir söyleşi gerçekleştirdi ve geleneksel mahallenin geleceğe taşınıp taşınmayacağı noktasında önemli tespitlerde bulundu. Dilara Yabul etkinlikten notlarını aktarıyor.

İmre Özbek Eren Sorguluyor: Geleneksel Mahalle Geleceğe Taşınabilir mi?

Son yıllarda giderek daha fazla duyduğumuz, bir anlamda popülaritesinin arttığından bahsedebileceğimiz kavramlar mahalle ve komşuluk. Özellikle 15. İstanbul Bienali’nin “iyi bir komşu” başlığıyla kapılarını açması, bienal küratörlerinin sunuş yazılarında İstanbul’un kent manzarasının olağanüstü bir hızda değişmesine ve bu değişimin mahalle ve dolayısıyla komşuluk kavramlarının çözülmesine sebep olduğuna dair vurguları bu tartışmayı bizim de gündemimize taşıdı.

Bienalin iyi bir komşunun nasıl olması gerektiği ile ilgili bizi düşünmeye ittiği bu dönemde Bilim ve Sanat Vakfı’nda mahalle ve komşuluk üzerine zihnimizde oluşturmaya çalıştığımız kavram haritasına katkıda bulunacak bir etkinlik gerçekleştirildi. Bir Kitap Bir Yazar programı çerçevesinde 16 Eylül Cumartesi günü İmre Özbek Eren hanımefendi “Mahalle – Yeni Bir Paradigma Mümkün Mü?” isimli kitabının sunumunu yaptı. Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi’nde öğretim görevlisi olan İmre Özbek Eren, yüksek lisans ve doktorasında mahalle kavramını doğrudan çalışmasa da doktora sonrasında yürüttüğü bir proje onda mahalle kavramı üzerine daha derin bir araştırma yapma isteği doğurmuş; bu sebeple mahalle kavramının dünü, bugünü ve “geleceğini” incelediği bu kitabı kaleme almış. Yaptığı sunumda da mahalle kavramının ayrıntılı bir değerlendirmesini yapmak yerine kitabın serüvenini, çıkış noktasını, ana eksenini ve günümüzdeki hangi problemlere değindiğini bizlere aktardı.

Mahalle kavramındaki değişimin asıl sebebi, paradigma değişimi

Üsküdar’da İcadiye Mahallesi’nde büyüdüğü için geleneksel mahalle kavramının son demlerini tecrübe eden İmre Özbek Eren, bu hayat tecrübesinin mahalle kavramının çözülümü ve gelecekte nasıl bir şekil alacağı ile ilgili bir konuda çalışma yapmak istemesinde etkili olduğunu söyleyerek sunumuna başladı. İstanbul’da altı mahallenin incelendiği bir araştırma projesi şeklinde başlayan çalışma, projede yer alan akademisyenlerin teşviki ile bir kitap yazımına doğru evrilmiş. Küreselleşen dünyada uzamımızın genişlediğini, çok kısa sürede çok uzun mesafeler kat edebildiğimizi ve postmodern zeminde zaman-mekân kaymalarından şikâyetlerimizi dikkate alarak, yerele vurgu yapmak adına mahalle adına çalışmayı anlamlı bulmuş İmre Özbek Eren. Ayrıca varoluşsal olarak aidiyet hissi barındıran insanın bu kavramı mahalle ile özdeşleştirmesi ve son yıllardaki bozulma ile insanların aidiyet sıkıntıları yaşaması da bu kitabın yazımında itici güç olmuş.

İmre Özbek Eren’e göre mahalle kavramındaki bu değişimin asıl sebebi, paradigma değişimi. Paradigma değişimi olarak, durduğumuz noktaya göre postmodernite ya da bilişim toplumu diyebiliriz ancak bunun en nihayetinde bugünün dinamikleri ile yeniden yorumlamamız gereken bir realiteler bütünü olduğunu kabul etmemiz gerekir. Geleneksel dünyada olduğu haliyle mahalleyi modern şehirde yeniden kurmak çok zor; kavramı doğru anlayıp yeniden üretiminin yapılması gerekmekte. Üstelik mahalle çok kolay çözümlenebilecek bir kavram değil; bir yönüyle mekânsal olmasının yanı sıra, aynı zamanda da toplumsal bir olgu. Bu sebeple mahalleyi akademik anlamda çalışan akademisyenler de genel olarak sosyoloji, psikoloji ve şehir planlaması dalındalar. Bir mimar tarafından kaleme alındığı, konuya bir mimarın bakış açısını yansıttığı için de kitap ayrıca önem taşıyor.

Mahalle, bir zihniyetin ürettiği bütüncül bir sistemdir

Mahallenin tek bir tanıma sığmayacak kadar derin bir yaşantıya karşılık geldiğini ifade eden Eren, bu sebeple mahallenin ne olduğuna yoğunlaşmak yerine ne olmadığına dair konuşmayı daha doğru bulduğunu söyledi. Mahalleye nasıl bakacağımız, hangi yöntem kullanacağımız da resmi doğru okumak adına önemli bir soru. Halihazırda çokça çalışılmış bir kavram olan mahallenin bugününe ve - varsa - geleceğine dair konuşmak için bu literatürden beslenmek zorunlu. Bir yandan bu literatürden beslenirken bir yandan da mevcut olan yeni durumu, mahallenin kompleks yapısını doğru okumak için öncelikle Thomas Kuhn’un paradigma yaklaşımından yararlanmış. Kısaca söylemek gerekirse, yeni ortaya çıkan bir durumla karşı karşıya kaldığımızda ve bazı sorulara cevap bulamadığımızda o sorulara başka bir gözle bakmamız gerektiğini söyleyen Kuhn’un bu yaklaşımı paradigma değişimine karşılık geliyor.

Eren’in çalışmasında yararlandığı kavramlardan biri de Sabri Ülgener’in zihniyet araştırması olarak vurguladığı kavram. Sabri Ülgener’e göre sosyal meseleleri anlamak için bir tür zihniyet araştırması yapmak gerekir. O dönemin kendi zihniyetini kavramadan alt bileşenlerine dair bütüncül bir şey söylemek mümkün değildir. Geleneksel mahalleyi doğru olarak kavrayabilmek için de bir zihniyet araştırması yapmak gerekli. Mahalle dediğimizde ilk olarak aklımıza gelen cumbalı ahşap evler, çıkmaz sokaklar, alçak binaları oluşturan zihin yapısını anlamadan, neden mahallelerin bu şekilde yapılandırıldığını çözmeden mahalleyi bugüne ve geleceğe taşımamız söz konusu değil. Mahalle mekânla doğrudan alakalı olmasına rağmen, asıl olarak, bir zihniyetin ürettiği bütüncül bir sistemdir. Dolayısıyla zihniyet çözümlemesi büyük önem arz ediyor.

Mahalle, alt bileşenlerinin tek tek toplamından daha fazlası

Kitapta dünyadaki mahalle kavramı ve örnekleri de incelenmiş. Mahalle kurumunun yeniden üretimi için dünyada gösterilen çabalar, yeni kentleşme akımları, yeni komşuluk pratikleri de bağlamsal boyutta ele alınmış. Yeni kentleşmenin Türkiye'de karşılığı ve ilk denenmiş uygulaması Kemer Country sitesi. Fiziksel verilerle ve diğer birtakım sosyal bileşenlerle, kısa mesafe, erişilebilirlik, yakın ilişkiler, ölçek gibi birtakım kavramlarla Türkiye’de mahalle yeniden üretilmeye çalışıldı ancak bu proje başarılı olamadı çünkü somut olan alt bileşenleri zihniyet çözümlemesi yapmadan bir araya getirip mahalleyi yeniden üretmeye çalıştığımızda ortaya mahallenin pek çok özelliğine sahip ancak mahalle olmayan bir yapı çıkıyor.

Ayrıca, 1920 ve 30'larda Amerika Birleşik Devletleri'nde toplumsal ve siyasi bir eylem alanı olarak komşuluğu görüyoruz. Belli bir büyüklükle sınırlanmış, merkezinde kilisenin, küçük yerel marketlerin olduğu, bizdeki mahalleye yakın bir komşuluk planlaması olduğunu görüyoruz. Bu hareket aslında siyasi olarak da desteklenen bir hareket çünkü demokratik meseleler bu yapıdan yönlendirilmeye çalışılmış. Kitapta “Yaşanan Bir Yer Olarak Komşuluk” başlığı altında incelemeye çalışılan şey de, algı, aidiyet ve kültür bağlamında konuya bakmanın gerekliliği. Bu bölümde mahallenin alt bileşenlerinin tek tek toplamından daha fazlası olduğunu, bir aidiyet ve kimlik, her defasında yeniden üretilen bir alan olduğunu vurgulamaya çalışmış Eren. Bu noktada geleneksel mahallede sınır kavramı incelemeye değer bir kavram olarak karşımıza çıkıyor. Geleneksel mahallede çok muğlak olan sınırlar mekânla belirlenmez; daha çok sosyolojik ve psikolojik ağlarla kurulan sınırlar söz konusudur. Yani ölçek ve sınır konusu geleneksel mahallede mahalle sakinlerinin algılarına göre biçimlenir. Çoğu zaman insanlar arası ilişkiler ve yürüme mesafeleri sınırı belirleyen özellikte olmuştur.

Mahalle aynı zamanda bir politik ve mali sistem

Türkiye'de mahalle kavramına baktığımızda mutlaka geçmişteki örneklerine bakmak gerek. Geleneksel mahallenin dönüşümü ve kopmanın nasıl yaşandığını anlamak için bu zihniyet çözümlemesi çok iyi yapılmalı ve derinlemesine tahlil edilmeli. Aidiyet, kimlik, güven, günlük ritüellerin paylaşımı sebebiyle mahallenin, içinde yaşayan insanların hayati pek çok ihtiyacına cevap veren bir yapıda olduğunu görüyoruz. Devletin kendi ekonomi politiği ve yönetim biçimleri mahallede karşılık buluyor. Örneğin, Osmanlı Devleti'nde devletin kuruluş aşamalarında bilinçli bir politika olarak teşvik ediliyor mahalle. İstanbul'un fethinden sonra da mahalleler etnik, dini, kültürel ya da mesleki gruplaşmalara göre yapılandırılmış ve bu yapı devlet tarafından bizzat teşvik edilmiştir. Mahallenin bu anlamda ciddi bir politik ayağının olduğunu söylemek mümkün; sadece komşuların bir araya gelip oluşturduğu mekânsal bir sistem olarak mahalleyi sınırlandıramayız.

Mahalle politik olarak teşvik edilmesinin yanı sıra aynı zamanda bir mali sistem. Üretim sistemi de loncalarla birlikte bunun içine giriyor. Osmanlı'da loncayla karşılaşıyoruz ancak daha öncesinde, Selçuklu döneminde, zaviyeler ve birtakım ticaret noktaları hem dini hem de ticari merkez olarak birtakım şehirleşmelerin nüvelerini taşıyor. Özetle, mahalleye tek boyutta bakmak mümkün değil, pek çok boyutu olan bir kavram olduğu için disiplinlerarası bir yaklaşımı ve bütüncül bir kavrayışı gerekli kılıyor.

Komşuluğa vakit yok

Mahallenin bir kurum olarak neden çözüldüğü noktasında 1980 sonrası neoliberal politikalarla birlikte değişen hayat tarzını merkeze oturtmalıyız. Kitaptaki anketlerde sorulan sorulardan biri mahallenin bağlayıcılığı ile alakalı. Günümüzdeki yoğun tempolu yaşamda, özellikle İstanbul içinde şehrin merkezinde çalışıp akşamları çevre semtlere doğru balık istifi toplu taşımalarda saatler süren yolculuklar sebebiyle geleneksel anlamda komşuluğa kimsenin vakti kalmıyor. 80’lerden itibaren komşuya bakışımız ve zaman algımızda da büyük değişiklikler oldu. Teknolojideki gelişmeler de insanı birey olarak yalnız kalmaya itti. Komşumuza neredeyse hiç ihtiyaç duymadan tüm işlerimizi birkaç tık’la halledebilir noktaya gelmiş bulunuyoruz. Mahallelinin önceden kendi arasında toplanıp yaptığı yardımlar bile sosyal medya üzerinden örgütlenmeye başlandı.

Ayrıca mahallenin çözülmesine neden olan en büyük değişimlerden birisi de güvenlik anlayışında meydana geldi. Geleneksel mahallede kefalet sistemi ile güvenlik sağlanır; yeni biri mahalleye taşınmak istediği zaman mahallenin eski sakinlerinden birini kendine kefil gösterirdi. Bu kefalet sistemi güvenlik sorununu çok büyük ölçüde çözüyordu. Bunun dışında mahalleyi yabancılar tarafından sıklıkla uğranan bir nokta haline getirmemek için çıkmaz sokaklarla örülmüş bir sokak mimarisi uygulanırdı. Geleneksel mahallede güvenlik sistemi genel olarak bunun üzerinden işlemekteydi ancak günümüzde insanların güvenlik anlayışları kökten bir değişim yaşadı. Şimdilerde insanlar güvende hissetmek için “kendi gibiler”le birlikte olmak istiyorlar.

Geleneksel mahallenin yeniden üretimi

Mahalleyi bir kurum olarak bugün yeniden kurmak ve geleceğe taşımak, zihniyet çözümlemesini yapmak için çeşitli soyutlamalar yapmış İmre Özbek Eren kitabında.  Mahallenin, nesneleştirilmeden, tek tek alt bileşenlerine ayırmayıp bir zihniyet ürünü olarak geleceğe aktarımı için bu soyutlaştırmalar zorunlu. Geleneksel mahalledeki ve günümüzdeki zihinsel, sosyal kodlar, değerler sistemi, sosyal hukuk, politik ekonomi, üretim biçimleri ele alınıp bunların ayrıntılı çözümlemesi yapılmalı. Bunların tek tek incelenmesiyle geleneksel mahalleyi oluşturan zihniyet yapısına paralel özellikler bulunup bunlar geleneksel mahallenin yeniden üretimi için tekrar yorumlanmalı. Zaten paradigma dediğimiz şey, bir anlamda bizim mahalleye yüklediğimiz anlam.

Mahalle dediğimiz mekanı, sadece fiziksel bir mekan olarak görmeyip, bir varlık noktası olarak yorumladığımızda, buradan yola çıkarak bir kavram haritası ve kuram oluşturmak mümkün hale gelecektir. Yeni bir okumada bu güncel olaylarla eskiyi okurken elde ettiğimiz soyutlamaların karşılaşma alanı da iyi tahlil edilmeli. Kitabın bir amacı da bu karşılaşma alanını sorgulamak ve bir anlamda zorlamak.

Neler yapılacağına dair didaktik bir üslup benimsemeden, çeşitli çözüm önerileri getiren “Mahalle – Yeni Bir Paradigma Mümkün Mü?” bu anlamda literatürde büyük bir boşluğu dolduruyor.

İmre Özbek Eren, Mahalle - Yeni Bir Padigma Mümkün mü?, Tuti Kitap

 

Dilara Yabul

Yayın Tarihi: 21 Eylül 2017 Perşembe 14:11 Güncelleme Tarihi: 05 Haziran 2018, 11:09
YORUM EKLE

banner19

banner36